Okun ucu tektir. Aklın yolunun bir olduğu gibi.
Konuşarak sorunlara çare bulunmak isteniyorsa, karşılıklı konuşulanların önyargısız hatta ekstra iyi niyetle dinlenilmesi gerekir. Sadece siz anlatarak sağlıklı bir diyalog gerçekleştiremezsiniz. Karşınızdakini de dinleyeceksiniz ve en önemlisi kendinizi olabildiğince onun yerine koyacaksınız.
Erol Özçelik, otuz dokuz sene önce Lefkoşa Türk Lisesi’nde müdürümüzdü. Mücahit Komutanlığı geçmişinden de beslenen tatlı sert bir yöneticilik anlayışı vardı. En sert davranışının altında bile babacan yanı fark edilirdi.
Geçenlerde telefonda konuştuk. “Yazılarını her gün okuyorum, hoşuma da gidiyor. Bazen canımı sıkarsın o gün okumam” deyince doğal olarak öğrenmek istedim. Hemen anlattı: “ Köşe yazarlarının yayımlanmış yazılarını yeniden köşelerine almalarını sevmem. Yazacak konumu mu yok?”
Mektubu aldım. Bana bu konudaki duruşumu anlatma fırsatı vermişti. “Hocam bazı yazılar var ki unutulmaması ve anımsatılması gereken yanları var. Politikacılar genelde geçmişteki söylev ve duruşlarının anımsatılmasını sevmezler. Biz de onlar gibi olmayalım. Topluma anımsama, kıyas, düşünme, sorgulama fırsatı verecek yazıları yayımlamanın yararına inanırım.”
İşte Erol Özçelik, hocama verdiğim yanıtımın gerekçe sınırları içinde 7 Kasım 2001 tarihinde bu köşede sizlerle buluşturduğum yazımı bu Pazar günü yeniden sizlere aktarıyorum. Nedeni okunduğu zaman çok kolay anlaşılır sanırım.
İşte 7 Kasım 2001 tarihli yazım:
“ Fırtına öncesi sessizliği Kıbrıs sanırım hiç yaşamadı. Her zaman için bir seri temaslar olmuştur. Görüşmelerin çıkmaza girdiği kabul edildiği anın hemen sonrası yeni görüşmeler için çabalar başlamıştır.
Aslında bu durum uluslararası kimlik kazanan sorunların tümü için geçerlidir. Dünya, dünya barışını tehdit edebilecek sorunları, ilgili tarafların tekeline bırakmaz.
Taraflara önce tatlı tatlı, uzlaşı yolu gösterilir. Uzlaşı için gerekli katkılar konulmaya çalışılır. Bu yardımı kendi düşünceleriyle birlikte harmanlamayı başaranlar, uluslararası desteği de alarak çözümde kendine daha yakın sonuç elde eder.
O noktada sorun eğer bir ince ayar meselesiyse, o ince ayarı kendi yapınızda dışa uyumlu olarak yapmanız gerekir.
“Şu taraf böyle dedi, bu taraf böyle dedi.”
“Senin dediğin yanlış benim dediğim doğru.”
“Eninde sonunda dünya bizim haklılığımızı anlayıp yanımızda olacak.”
“Niye bunları söylüyorsunuz?” diye sorarlar, aynı yaklaşımları üç aşağı beş yukarı aynı kelimelerle tekrarlamanızı da bir hastalık işareti olarak algılarlar.
İlle de “haklıyım”ı yineleyerek haklı olamazsınız.
Çeşitli yaklaşımlar ve en önemlisi karşı tarafı da sadece anlayarak değil, niye o yaklaşımları ortaya koyduğuna hak vermeyi başararak çözüm önerileri ortaya koyabilirseniz, yaklaşımlarınız uzlaşıya katkı koyabilir.
Okun ucu tektir. Aklın yolunun bir olduğu gibi.
Konuşarak sorunlara çare bulunmak isteniyorsa, karşılıklı konuşulanların önyargısız hatta ekstra iyi niyetle dinlenilmesi gerekir.
Sadece siz anlatarak sağlıklı bir diyalog gerçekleştiremezsiniz. Karşınızdakini de dinleyeceksiniz ve en önemlisi kendinizi olabildiğince onun yerine koyacaksınız.
Eninde sonunda uzlaşı olacak bir sorunu yokuşa sürüp çözümü geciktiren taraf konumuna düşenin uluslararası aileden ciddi anlamda katkı alması mümkün değildir.
... Ve en önemlisi, ilkeli olmakla, inatçı olmak asla aynı değildir.
İnatçılığı vazgeçilmez sayanlar, inatçılığı ilkeli olmakla karıştırırlar. Ancak o noktada önemli olan dıştan bakanların neyi nasıl görüp nasıl algıladığıdır.
Yol ayrımları her türlü davranışın sınanma noktasıdır.
O noktada ya doğru karar ve davranışlarla yolunuzu doğru bulur gidersiniz. Ya da yanlış yolda ilerleyip çeşitli biçimlerde bedel ödersiniz.
Razı olunulmaz genellikle bedel ödemeye. Çünkü inat gözün gerçekleri görmesini engelleyebiliyor.
Uzun süreli ısrarların tedavisi de mutlaka daha zordur.
Mesele, yanlış tavrın zamanında fark edilip tedavi edilmesidir. Yanlış insanlar içindir. Önemli olan yanlıştan erken dönüp bedeli olabildiğince hafif tutmaktır.
* * *
Kıbrıs konusunda yarım asra yakındır taraflar benzer görüşlerde ısrarlı görünüyor. Rum tarafı dünya ile daha uyumlu hareket ettiği için en zor anda bile olumsuzluğu olumluya dönüştürebiliyor. Biz en güçlü olduğumuz anda bile kalıcı kazanımlar elde edemedik. İleriyi göremedik. Şimdi gelinen nokta en azından 1999 AB Helsinki Zirvesi’nde start alan geriye sayımın işaret ettiği noktadadır. Çözüm hiç olmayacak sandık, yumurta kapıya dayanınca da “Eyvah yol ayrımına geldik!” diyoruz. Dünya ile dans ettiğiniz bir sahnede bu politik anlayışla başarılı olmak çok zordur.” (7 Kasım 2001-KIBRIS)
Günün sözü
Acı da olsa doğru söylenmelidir