Suçu susarak izlemek, suça ortak olmaktır.
Bu satırların yazarı olarak asla susmayacağım. Kimin ne kadar alınganlık göstereceği de hiç ama hiç umurumda değildir.
Bir tarafta sorumlu konumda olanların duyarsızlığa paralel olası alınganlığı, öte yanda kanser savaşını kaybedip yitip giden canlar. Böyle bir durumda tarafsızca ortada durmak mümkün mü? Böyle bir durumda tarafsızlık ahlaksızlığın ta kendisidir.
Yolda bir vatandaşla karşılaştım...
"Bir dakika Hasan Bey" dedi. Yüzündeki hüznü hemen okudum ama gene de espri ile karışık "Dakika, dakikalar değil istediğiniz kadar zaman sizin olsun" deyince yüzüne hüzündeki hüzün perdesini çok hafif bir gülümseme rüzgarı dağıtır gibi oldu.
" Kanserle ilgili yazdıklarınızı okudum. Yüzde yüz haklısınız. Kanser hastalarına yardım için çırpınan çok. Ama önemli olan bu amansız hastalığa karşı çelikten duvar örmek. Siz bunun için yol gösteriyorsunuz. Emeklerinize yazık, demek istemem ama bunlar anlamaz."
Son cümlesinin devamını getirdim: "Kafalarına vura vura anlatacağız."
Evet her kim ki sorumlu konumdadır ve kanseri kendi ihmalleriyle insanımızın alnına kader diye yazdırmaya çalışır onlarla hesaplaşmamız bitmeyecek.
* * *
Bu konuda son günlerdeki hassasiyetimi kimse çok yakınımdan bir can yitirmemize bağlamasın.
Arşivler yerinde duruyor.
Yıllardır yazıyorum.
Bakınız beş sene önce 24 Ekim 2003'te "Gökten Allah inse..." başlıklı yazımı nasıl tamamlamışım:
" İşte netice ortada kanser vakasında ülke nüfusu ile orantılandığı zaman rekor düzeyde kanserli insanımız var.
Bu vahim tablo karşısında zamanında önlem almayan yetkililer, yüzleri kızarmadan cenaze törenlerine katılıp acılı ailelere laf ola başsağlığı dilemektedirler.
Allah aşkına hangi yüzle cenaze törenine katılabiliyorlar.
Kansere yenik düşen her insanımız, duyarsız devlet yöneticilerinin kurbanıdır.
Halk deyişiyle "gökten Allah inse" beni aksine inandıramaz.
Süreyya Alicik 28 yaşında anasını, babasını, eşini, minik yavrularını arkada bırakıp gitti. O ana, babanın acılı yüreğinin kanaması asla durmayacak.
Eşi Hasan Alicik, onu yaşatmak için ne gerekirse yaptı. Çaresiz kaldı. Ömür boyu onu tüm güzel yanlarıyla hissedip arayacak.
Yavruları, ana sevgisinden yoksun büyümenin burukluğunu hep hissedecek. Bu ülkeyi yıllardır yönetenler, hadi, gücünüz varsa Süreyya Alicik'i geri getirin. Sizin hatalarınız götürdü ama hiç bir güç getiremez. Süreyya'nın alnına bu zamansız ölüm yazgısını kader değil siz yazdınız, sizzzzzzz!"
* * *
Çok iddialı bir ifade kullanacağım. KANSER KUZEY KIBRIS'IN BİR NUMARALI SORUNUDUR.
Bu bir numaralı sorunun suçlusu da bu ülkenin kaderinde rol sahibi olanlardır.
Sorumlu konumda olanlardan hiç birini dışarıda bırakmıyorum.
Hiç şüphem yok bu gidişle çok uzak olmayan bir zamanda her evde kanser hastası olacak. KKTC'nin Sağlık Bakanlığı bütçesini boşverin, toplam bütçenin kaynakları kanser hastalarının tedavisine yetmeyecek. Farkındasınız, olabilir değil olacak, yetmeyebilir değil yetmeyecek diyorum.
Duyarsızlık karşısında çıldırmamak için kendimi zor kontrol ediyorum.
Kıbrıs Türk insanı resmen zehirleniyor.
Kıbrıs Türk insanı kanser riski taşıyan başta gıda ürünleri olmak üzere pek çok risk unsuruyla kucak kucağa yaşatılıyor.
İnsanlar marketten alış veriş yaparken neyi alıp neyi alamayacağını bilemiyor.
İnsan sağlığına zararlı zirai ilaçların kullanımı denetleniyor muş... YALAN...
Önceki akşam ABD'nin yeni Lefkoşa Büyükelçisinin davetinden çıktıktan sonra toplumsal sorumluluk bilinci yüksek arkadaşlarla ayak üstü benim için çok önemli bir sohbet yaptık.
Konuyu ben açmadım. Ama konu toplumdaki kanser riskine, yaygınlığına geldi.
Kanser hastalarında resmen patlama yaşanıyor.
Bir arkadaş, "Mağusa limanında çalışanlardan her ay en az biri kanser koğuşuna kayıyor" dedi.
... Ve bir başka acı gerçek aynen şu kelimelerle aktarıldı: "Enginar zamanı bir üretici kutlamaya davet eder gibi enginar tarlasına davet etti, davet ederken de ne dedi bilir misiniz; 'Gelin duyasınız enginarlar nasıl büyür'. Sordum, 'Ne demek duymak?' Kahkahayı atıp ekledi. 'Hormonu verir sonra gece sularız. Enginarlar çatır çatır ses çıkararak büyür.'
* * *
Bu durum sürdürülebilir bir durum değildir.
Ortada insanlık suçu vardır.
Suçu susarak izlemek, suça ortak olmaktır.
Bu satırların yazarı olarak asla susmayacağım. Kimin ne kadar alınganlık göstereceği de hiç ama hiç umurumda değildir.
Bir tarafta sorumlu konumda olanların duyarsızlığa paralel olası alınganlığı, öte yanda kanser savaşını kaybedip yitip giden canlar. Böyle bir durumda tarafsızca ortada durmak mümkün mü? Böyle bir durumda tarafsızlık ahlaksızlığın ta kendisidir.
Günün sözü:
Sağlıkta ihmal cinayete ortak olmaktır