“Geçtiğimiz Çarşamba gecesi, ilk akşam sayılan bir saatte; turistik bir kent diye öğündüğümüz Girne’de Kordonboyu'nda, iki kişi silahlı saldırıya uğradı.
Saldırgan bir kişiydi ve arka sokaklara doğru koşarak kaçtı.
Cumartesi günü polis, Ozanköy’de bir eve baskın yaptı ve saldırı olayının “zanlı”sı sanılan bir kişiyi yakaladı.
Yakalanan kişi; meğer 2 kişinin öldürüldüğü Ruby Casino'daki silahlı çatışma nedeniyle Bakanlar Kurulu’nun ülkeden "ihraç" ettiği bir kişiymiş...
Polis; zanlıyı yakaladığı Ozanköy'deki evde tabanca, patlayıcı madde, uyuşturucu ve eski eser buldu. İkisi bayan 16 kişiyi tutukladı.”
Bu haber, bizim gazetelerimizde “sıradan” bir haber gibi yer aldı.
Aynı evde sekiz kişinin yakalanması bile “ilginç” bulunmadı.
Yakalanan kadınlardan birinin, bir evden silah çaldığı da kimsenin “umurunda” olmadı.
Oysa, polisin ortaya çıkardığı olay; ciddi anlamda “kaygı verici”dir ve toplum vicdanında yeni “korku”lara, yeni “endişe”lere neden olmuştur.
Gerçekten bu adada neler oluyor?
Turizmin merkezi, kalabalık bir saatte bir “hesaplaşma”ya sahne oluyor ve iki yıldır aranan şahıs, bir evde 8 kişi ile birlikte ele geçiriliyor.
Nerede?
Eski ismi Kazafana olan, Ozanköy’de...
Yani yabancıların yaşadığı, capcanlı bir turistik mekanda...
Belli ki Bakanlar Kurulu, bir kişi hakkında “ihraç” kararı verse bile, küçücük Girne kasabasında bu kişi saklanabiliyor, Ozanköy’de bir evde yaşayabiliyor, bir akşam silahını çekip Girne’nin ortasında “eylem”de bulunabiliyor.
Hatta bulunduğu evde, silah, uyuşturucu ve eski eser de ele geçirilebiliyor.
Tabii polis bülteninde yer alan bu bilgiler topluma “eksik” olarak aktarılıyor.
Kim bu kişiler?
Öğrenci midirler? İşçi midirler?
İşsiz midirler?
Yurttaş mıdırlar?
Aranan bir şahıs Ozanköy’de bir evde nasıl barınabiliyor?
Silah taşımak neden bu kadar kolay?
Bu kişiler evde yakalanan patlayıcı maddeleri ne yapacaklardı?
İşin içinde yeni bir “Mafia hesaplaşması” planları mı vardı?
Girne’de kumarhaneler çoğaldıkça silah ve patlayıcılar da birlikte mi geliyor?
Hükümet; bu “olay”ı mercek altına lamayı düşünüyor mu?
Başbakan her konuda zırt-pırt açıklamalar yaparken bu konuda bir “Güvenlik Zirvesi”ne ihtiyaç duyulduğuna inanıyor mu?
Turistik bir kentin sokaklarında, akşam gezintisine çıkan insanların ayaklarına kurşun sıkılma tehlikesi varsa, başka konuların hepsi anlamsız kalıyor...
Öncelikle, “Güvenli” bir ortam yaratamadıktan sonra, gerisi boş laftan öteye bir anlam taşımıyor...
Peki, tüm bu işler neden başımıza geliyor?
Bunun başlıca nedeni hiç kuşku yoktur ki, KUMAR’dır...
Turizmi “Kumar”ın kurtaracağını sananlar, sonunda ülkenin sokaklarını “Mafya hesaplaşması”na teslim ettiler.
Kumarın girdiği yere; sıra ile silah, patlayıcı, çatışma, öldürme, uyuşturucu da girer.
Büyük “PARA”lar, insanları “çeteler” içinde birer canavara dönüştürür.
Ne yazıktır ki, bizim küçük ülkemiz, güvenlikle ilgili alışkanlıklarımız, yaşam tarzımız bu “organize” güçlerin karşısında yetersiz kalmaktadır.
Bu nedenle başka ülkelere göre biz; çok daha dikkatli olmalıyız...
Ancak bunu yapmak yerine CTP ağırlıklı Hükümet, 16 yeni kumarhane açılması için “Karar”lar üretmektedir.
Yurt dışına ihraç ettiği kişinin elini kolunu sallayarak burada silahla gezmesini önleyemeyen siyasal irade, kumar izinlerini bol bol dağıtmada hiç tereddüt göstermiyor.
Siyaset kurumları sosyal yaşamı, kendi değerlerimizi hiçe sayarak bol bol kumarhaneler açılmasına izin veriyor, her kumarhane ile birlikte “güvenlik” sorunu da büyüyor.
Siyasetçiler kumarhaneler konusunu, güvenlik makamları da yaşanan ve alışık olmadığımız olayları ve yetersizlikleri birlikte “masa”ya yatırsalar da topluma rahat bir nefes aldırsalar fena mı olur?