Uzun yıllar önceydi... Meksika’nın başkenti Mexico City’nin Garibaldi meydanında, yanık sesli “Mariachi”lerin şarkılarını dinliyor, Tekila’nın dumanlaştırdığı kafalarla kalabalığın çılgınlığına ortak oluyorduk...
Mariachi’ler; siyah, çizgili pantalonları, kocaman şapkaları, gün görmüş kaba çizgili esmer yüzleri ile “dans ve şarkı”larına sımsıkı sarılmışken; Lika, ayakkabılarını çıkardı ve oluşturduğumuz halkanın tam ortasına gelerek müthiş bir enerji ile dans etmeye başladı.
Figürleri çok tanıdıktı...
“Sizin ülkede Şeyh Şamil var mı?” diye sordum...
“Şeyh Şamil, bütün Kafkas halklarının bildiği ve oynadığı bir halk oyunu” dedi...
Lika, Gürcistan’tan geliyordu... Ülkesine döndükten sonra, çok seyrek olsa da e-mail yolu ile haberleşmeyi sürdürdük...
Geçen gün kendisinden; Gürcistan’da yaşanan Rus işgalini anlatan uzun bir mektup aldım...
-Ne olur, bize yardım edin, diyordu...
-Ruslar hastanelerimizi, okullarımızı bombalıyor, kadınları, çocukları öldürüyorlar... Bizi bu Neo-Bolşeviklerin elinden kurtarın...
Lika’nın “çığlığı” çok yakınımızdan, Balkanlardan geliyordu...
Orada beş günlük bir savaş yaşandı ve arkasında iki binin üzerinde ölü, yüz binin üzerinde de evini terk etmek zorunda kalan insan bıraktı...
“Güney Osetya” bu coğrafyada, bizim gibi tanınmamış, de-facto bir “devlet”...
70 bin dolayındaki nüfusunun büyük bölümü Ruslardan oluşuyor... Halkı çoğunlukla Rus pasaportu taşıyor. Gürcistan’dan ayrılmak ve Rusya’ya bağlanmak istiyor... Geçmişte referandum yaptı, bağımsızlık kararları aldı ancak adım atamadı. Geçenlerde yeniden bağımsızlık ilan edince, Gürcistan tankları bölgenin başkentine girdi. Rusya, Güney Osetya’yı tanımıyor, ancak tıpkı bizdeki gibi vatandaşlarına pasaport veriyor, bütçesini karşılıyor ve bu tanınmamış “devletçiği” tamamen kontrolü altında tutuyor.
Gürcistan; Güney Osetya’nın bağımsızlık ilanını toprak bütünlüğünün ihlali olarak görüp saldırıya geçince Rusya, bu altın fırsatı kaçırmadı, Gürcistan’ı bombaladı, bazı kentlerine saldırdı, orantısız güç kullanarak, fakir Gürcistan’a büyük kayıplar verdirdi.
Gürcistan, bu saldırılar sonunda hem ekonomik hem de askeri bakımdan çöktü...
Oysa; NATO’ya girmek istiyordu ve bu konuda da ABD’nin desteğini almıştı. ABD, Gürcistan’ı Kafkaslar’daki en önemli “müttefiği” olarak görüyordu. Şimdi NATO “hayalleri” ne olacak, kimse bilmiyor...
Rusya karşısında yaralanmış, zayıf düşmüş bir Gürcistan, bundan böyle batıya ve ABD’ye daha temkinli davranmak zorunda kalacak...
Öte taraftan Rusya; batı yanlısı Gürcistan’a saldırmakla ABD’ye ve dünyaya yeni “mesajlar” vermiş oldu...
Bu mesajların en önemlisi; kendi arka bahçesi saydığı Kafkaslar’da; ABD’nin ya da batının gücünü kırmak için hemen harekete geçeceği, bu bölgedeki ABD kaynaklı kadife devrimlere artık prim vermeyeceği, mesajıdır...
Tabii; Rusya ile Gürcistan arasındaki savaşın bir de “ekonomik” boyutu vardır. Gürcistan, Türkiye ile birlikte son yıllarda, AB’nin Rusya’ya olan gaz bağımlılığını kırabilecek projelere imza attılar.
Rusya; Gürcistan’da sergilediği saldırganlıkla, Bakü-Tiflis Ceyhan boru hattı, Bakü-Tiflis Erzurum doğalgaz boru hattı ve diğer benzeri projelerin “Güvenli” olmadıklarını da gösterdi...
İstediğinde, bu hatları vurabileceği konusunda tam bir “gözdağı” verdi.
Tabii böyle olunca da, işin ucu Türkiye’ye dayandı. Türkiye, Gürcistan-Rusya savaşında “dengeli” davranmak zorunda kaldı... Çünkü her iki tarafla da güçlü ekonomik bağları var... Türkiye; Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü desteklerken, öte taraftan da birinci ticaret ortağı olan Rusya’yı gücendirmemeye çalışıyor. Hatta Başbakan Erdoğan inisiyatif alarak dün ve önceki gün taraflar arasında mekik dokudu.
Uzun lafın kısası; soğuk savaş döneminin ardından, dünyada bir tane “Süper güç” kalmıştı ve ABD, dilediği ülkeye saldırmakta kendini özgür hissediyordu.
Dünya; Afganistan ve Irak işgallerinden sonra İran’a da sıranın gelebileceğini konuşurken, bir başka gücün “işgal” eylemi ile tanıştı...
Rusya; elbette süper güç değil, ancak buna yeniden aday olduğunun sinyallerini kan dökerek dünyaya gösterdi...
Beş günlük bir savaşın sonunda; eski Kafkaslar ve eski dengeler yerle bir oldu...
Artık buralarda; batıdan Kosova’nın intikamını aldığı için daha şirret bir Rusya, daha fakir, korkutulmuş ve batmış bir Gürcistan var... Hatta bu korkunun diğer eski Sovyet ülkelerini de kapsayacağını söylemek gerekiyor...
Tabii olasıdır ki, zayıf Gürcistan Güney Osetya ve Abhazya bölgelerindeki ayrılıkçı hareketlere söz geçiremeyecek ve bu iki bölge belki de bağımsızlık konusunda yol alacak...
Bu savaşın sonucunda “Rusya korkusu”nu pompalayarak “Füze kalkanı” projesini ilerletmek isteyen ABD ise eskisine göre daha “Haklı” bir pozisyona girecek ve Kafkaslar’daki varlığını güçlendirmek isteyecektir.
Kısacası; beş günde çok şey değişti... Soğuk savaşın rüzgarları ve eski emperyal güç kullanımı yeniden bölgeyi sardı...
Türkiye için de Kıbrıs için de endişe verici bir durum...