Sayın Talat’ın “vecize”lerinden biriydi...
“Marazi bir toplum olduk” diyordu...
Başbakan Soyer, Kuran Kursu’nu tenis kursu ile “eş” tutunca “Galiba Sayın Talat haklıdır” diye düşünmeye başladım...
Hatta; “marazilik” yukarıdan aşağıya doğrudur, diye geçirdim aklımdan...
Arkasından Maliye Bakanı açtı ağzını...
Ticaret Odası; bir otelcinin, kumarhanesi için getirdiği 281 adet oyun makinesine Hükümetin “fon muafiyeti” vermesini eleştirdiği zaman, “Yok öyle bir şey” dedi...
Sonra da Volkan gazetesine açıklama göndererek “Biz hastanelere de muafiyet veriyoruz” dedi...
Kuran Kursu ile tenis kursu...
Kumar makinesine muafiyetle, anjiyo cihazına muafiyet...
Bunların hepsini bir “kefe”ye koyan bir Hükümet’in ruh sağlığı tabii toplumu da etkiliyor ve hep birlikte “marazi”leşiyoruz...
Son patlak veren skandal hiç de yabana atılır cinsten değil elbette...
Solcu bir Hükümet, “Kumar”dan para kazanmayı, rant elde etmeyi içine sindirebiliyor...
Yıllardır uygulanan “sınırlamaları” yok sayarak, yeni kumarhane açılmasına onay verebiliyor...
Hatta “Kumarhaneci”lerin oyun makinelerine bile muafiyet sağlayabiliyor...
Bunu Ticaret Odası eleştirince de, aslanlar gibi, kumarhanecileri savunuyor...
Volkan gazetesine açıklama göndererek “Biz sadece kumarhanelere değil, hastanelere, üniversitelere, laboratuarlara, kliniklere, özürlülere de muafiyet sağlıyoruz” diyor...
“Casino malzemesine farklı muamele yapamazdık” diyor...
“Başkalarına vermedik, çünkü müracaat etmediler” diyor. “Uygulamalar, tüm sektörler için aynıdır” diyor.
Ve tabii asıl “marazi”lik de burada gözlerimizin içine diklemesine sokuluyor...
Solcu Bakan, “kumar” işini tıpkı “sağlık” gibi bir sektör olarak algılıyor.
Oyun makinelerini tıp laboratuarının malzemesi gibi görüyor...
“Kumar makinesi”ne sağlanan muafiyetle hastaneye ve üniversiteye sağlanan muafiyeti “aynı” görüyor...
Ve tabii Talat’ı, bir kez daha yerden göğe kadar haklı çıkarıyor...
Tabii “ibret verici” olan bu kumar tartışmasının içinde “marazi” durumlar bu kadarla da kalmıyor...
Ahmet Uzun, Ticaret Odası’na “Üstünlük yarışı yapıyorlar” diyerek fırça atarken, Volkan’a da, “Bu açıklamayı konuya duyarlık gösteren sadece sizin gazetenize yapıyorum” diyor...
İşte burada ayırt edilmesi gereken bir “ince”lik var...
Ticaret Odası, kumarın teşvik görmesini eleştiriyor...
Oysa Volkan gazetesinin derdi bu değil... Volkan “Diğer kumarhanelere fon muafiyeti sağlanmazken neden Besim Tibuk’a ayrıcalık yapılıyor” diye soruyor...
Yani; onun “Ayrıcalığı” tamamen kumarhaneler arasında...
Diğerlerine de aynı “muafiyet” uygulansa, bir diyeceği yok, anlaşılan...
Oysa; meselenin özü; tabii ki bambaşka...
Bizler; bu küçücük toplum, kumarhaneleri bir “sektör” olarak kabul edecek ve turizmde bunlara bel bağlamayı sürdürecek miyiz?
Kumar makinesine tıpkı hastanedeki anjiyo cihazı gibi “muafiyet” tanıyarak, devlet gelirlerinden vazgeçmeyi sürdürecek miyiz?
Bu gelirlerden vazgeçerken, bunun yarattığı açığı daha çok vergi toplayarak yurttaşın sırtına bindirmeye devam edecek miyiz?
Bu Hükümet’in karar vermesi gereken asıl nokta budur...
“Kumar” bir sektör müdür?
Mahalle aralarına kadar yayılmış bulunan bet ofislerinin geliri ile “havuz” yapmak bir solcu hükümet için “gurur” verici midir?
Ülkemizde birçok aileyi söndürmüş bulunan “Kumar” illetinin, CTP’nin ideolojisinde ne kadar yeri olduğunu her seçmen bilmeli ve ona göre davranmalıdır...
Sanırım toplumun şikayeti; 281 adet kumar makinesine tanınan “muafiyet”in başka kumarhanelere de tanınmaması değil, “kumar”a muafiyet tanınmasıdır...
Bunu ciddi bir “ayıp” olarak görmeyen yöneticilerin tutumları; gerçekten “marazi”lik denizinde çırpındığımızı göstermiyor mu?