Önceki gün, Dikmen çöplüğünü yeniden koyu renkli alevler kapladı...
O kadar ki; Beşparmaklar’ın üzerindeki, Rumların gözünün içine soktuğumuz ışıklı kocaman bayrağın görüntüsü bile dumanın gerisinde kaldı...
Yeni dönemde bu dördüncü çöplük yangını...
Tabii daha önce de sık sık yanıyordu... Cemal Bulutoğluları geldikten sonra orada bazı “ıslah” çalışmaları yapıldı. Tonlarca çöp gömüldü, binlerce ağaç ekildi...
Ancak, felaket yerinde duruyor...
Üstelik felaketin adını da koymuşlar:
“Yetki karmaşası...”
Bir süre önce AB’deki Kıbrıs Türk Masası başkanı Andrew Rasbash, bizi samimi olarak uyarmıştı:
“Bu çöplük buradan kalkmalıdır” demişti...
AB’nin bu çöplük için bütçe ayırdığını da anlatmıştı...
Lefkoşa’nın dibindeki bu “pislik” merkezine her gün 300 ton çöp atılıyor. 10 ayrı belediye her gün kamyonlarla çöpünü buraya taşıyor. Geceleyin Girne’den dönerken yaşlı çöp kamyonlarının inleyerek yokuşu nasıl tırmandıklarını hepimiz yakından görüyor; gürültüsünü de, eksoz kirliliğini de, kokusunu da yakından yaşıyoruz...
Bir ülke düşünün ki, en temel meselesini dahi çözebilmiş değil...
Çıkardığı çöpe sahip olamıyor, pisliğin ortasında aciz biçimde her türlü tehlikenin riski içinde yaşamayı sürdürüyor...
Ve dönüp “Kıbrıs’ta iki ayrı yönetim, iki din, iki demokrasi, iki devlet vardır” diyebiliyor...
Bütün bunlar; Beşparmakları kaplamış kızıl renkli çöp dumanının göklere yükseldiği anda bir anlamı kalır mı?
Hele “Kendi ayakları üzerinde durmaktan” söz eden bir idarenin bu toz duman içinde söylediğini kimse ciddiye alır mı?
Noro sularını buraya boşaltıyoruz..
İnşaat artıklarını buraya döküyoruz...
Kirli kuyu sularını, kanlı suları, asbest artıklarını, hastane artıklarını buraya boşaltıyoruz...
Kendi ellerimizle dev bir “yanardağ” yaratıyoruz... Sonra oturup bu dev sorunu çözeceğimize “Yetki karmaşası var” diyoruz...
Doğrudur... Yalnız çöplükte değil, her yerde yetki karmaşası var... Yalnızca yetki değil, yönetme karmaşası da var...
İçişleri Bakanlığı 2006 yılında bir protokol ile burayı “Çevre ve Doğal kaynaklar Bakanlığı’nın denetimi altında Lefkoşa Belediyesi’ne devretmiş...
Bölgedeki arazi ise İçişleri Bakanlığı’nın imiş...
Bu makamlar oturup doğru dürüst bir “işbirliği” yapamadılar...
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları feryat ediyor:
-Ya burayı bana verin, ya da oradan çekileceğim, ne hakliniz varsa görün, diyor...
Bugüne kadar yaptığı çalışmalar ve her ay harcadığı para nedeniyle orada “Söz sahibi” olmak istiyor.
Oysa orda halen özel bir şirket ayrıştırma yapıyor ve bizim çöplerden çıkardığı hurdayı dışarıya satıyor...
Ayrıca bu işi yaptığı için Çevre Bakanlığı’ndan da para alıyor.
Cemal Başkan, bu özel şirketin aradan çıkarılmasını ve “Yap İşlet Devret” ile bu çöp alanının yeniden ihaleye çıkarılmasını talep ediyor.
Yurt dışında birçok ayrıştırma tesisini yerinde gezip görmüş ve bu işin burada da yapılabileceğini iddia ediyor.
Peki ne yapmalı?
Kanımca; Hükümet’in bu işe bunca geç kalınmışlıktan sonra, el atması gerekiyor.
Bizzat Sayın Başbakan insiyatifi ele almalıdır...
Böyle bir projede Cemal Başkan ile “işbirliği” yapması, CTP’nin, Lefkoşa Belediye Başkanı’na engeller çıkardığı suçlamasını da elimine edebilir.
Yok eğer CTP ağırlıklı Hükümet, Cemal Başkan’ın puan kazanmasından rahatsız oluyorlar ve “O da yapmasın, biz de yapmayalım” mantığı ile hareket ediyorlarsa, ayıplar olsun...
Herkes de biliyor ki; Soyer’in ekibi bir türlü başarılı olamıyor, yerinde çözülmesi gereken küçücük sorunlar bile gelip gelip Soyer’in omuzlarına yığılıyor...
Bunu da Soyer’in omuzlarına asalım...
Bu “yetki karmaşası”nı çözmek, Tanrı aşkına bu kadar zor mu?
Uzlaşma ve işbirliği ile yaklaşma; politik sığ rekabetçilikten ve karşıtı ezme siyasetinden daha erdemli bir duruş değil mi?