| Ferdiye ERSOY Yazara mesaj gönder ![]() Yazarın tüm yazılarını görüntüle |
Biz Kıbrıslılar deniz aşırı okumaya ta ezelden hevesliydik... Nur içinde yatsın Kurucu Cumhurbaşkanımızın cenazesinde, (ki kendisi de 1930’lu 40’lı yıllarda, eğitimi için, küçük yaşta Türkiye’ye sonra da İngiltere’ye gitmişti), Sarayönü’ne doğru yürürken, Halkın Sesi gazetesinin duvarındaki altın renkli pano’da
Dr.Fazıl Küçük İsviçre’den mezun yazısı gözüme çarptı. Düşünün, 1930’larda Fransa’ya, ardından da İsviçre’ye, Kıbrıs’ın tarihini etkilemiş Lozan’a gitmiş, tıp uzmanı olarak ülkesine dönmüş..
Bir yüzyıl daha geriye gidersek, başka örnekler de buluruz.. Dört kez Osmalı Sadrazamı olmuş, 1831 Lefkoşa (Gaziler köyü) doğumlu Kıbrıslı Mehmed Kȃmil Paşa dahi zamanında İngiltere’ye giderek İngilizce öğrenmiş...
Bize daha yakın bir örnek daha... 1950’ler. Babam, dalgalardan çıkarak dünyaya aşkı öğreten Venüs sayesinde ünlü olan Baf’ın Kukla’sında, fakir ve tanınmamış bir aile çocuğu olmasına karşın, Baf Kasabası’ndaki orta okuluna her gün bisikletle gidip gelmiş. Lefkoşa Türk Lisesi’ne gitmek için, Lefkoşa’daki halasının ve Hammal’ın Mustafa eniştesinin ve köylüsü Akıle Hanım’ın yanında kalmış,... Bu da, onun için, yurt dışına bedel bir macera.. ama sonunda, Larnaka’dan kalkan gemide, İngiltere’ye yüksek tahsiline giderken, cebinde, rahmetli dedemin kendisine verebildiği 5 pound vardı...sonraları elektrik mühendisi olarak Bayrak’ın kuruluşunda görev alacaktı....
Gurbete giden döner mi dönmez mi bilinmez ama taa 1930’larda gidip, zor şartlara rağmen başarıp dönenler, adaya ve Kıbrıslı Türklere büyük değer ve vizyon katmışlardır.
Şimdi durum farklı. Yurt dışı kolay, birçok şey gibi eğitim de kolay... her seviyeye, her cebe göre istediğiniz yere gidebilirsiniz.. Hele AB pasaportunuzla, imkan çok.... ya da gidin bir yerli üniversiteye. Onlar ÖSS sınavı da istemezler sizden. Peki neden canımızı yiyelim? Tatlı hayat varken neden zora girelim? Çünkü zor daha değerlidir...TMK’da müdürümüz, Sacit Nereli, bir gün boş dersimize girmişti, çünkü hocamız hastaydı ve biz de gürültü çıkarıyorduk. ‘Çocuklar siz kolayı yapıyorsunuz... zoru yapın ve sessiz olun. Zor olan daha değerlidir’ demişti. Ayni sözler hala ve ebediyen geçerli... çocuklarımıza zoru öğretelim ama bizler de zoru yapalım...
Eğitim bir toplumun varoluşudur.
Yıllar yılı Rum’a karşı varoluş mücadelesi veren bu halk, şimdilerde de toplumsal kimlik, toplumsal varoluş mücadelesi veriyor. Kimliksiz varolabilir misiniz?
Çocuklarımızı eğitmek, onlara kimliğimizi en iyi şekilde vermek de bizim varoluşumuzdur.
Hayatta kendimizden başka hiç kimseyi değiştiremeyeceğimizi öğrendik. Ama yarını devredeceğimiz çocuklara, o küçük insanlara biz nasıl eğitim veriyoruz? Sadece okul - öğretmen olarak değil, anneler - babalar olarak da.. toplum olarak da...
Her Allah’ın akademik yılında bitmeyen tükenmeyen hükümet - sendika kavgasıyla ve grevlerle mi?
Bir dönemin sonunda veremediğimiz karnelerle mi?
Her hükümetin yenilenen ve tam yerleştiremediği sınav sistemleriyle mi?
Her sınav sonrasında ortaya çıkan soru hatalarıyla mı?
Senenin ortasında damdan düşercesine dayatılan ilahiyat bölümü açmakla mı?
Stratejisi, programları net denetlenemeyen bir sistemle mi?
Daha kaliteli ders için özel ders ve özel okula muhtaç bırakılmakla mı?
Çocuğumuza ayıramadığımız zamanla mı?
Hediyelerle, araba ve markalarla, sevgisizliği örtmeye çalışmakla mı?
Bu kadar soru işareti olan bir sistemde, biz nasıl insan yetiştiriyoruz, nasıl kimlik veriyoruz? O küçük insanlar her şeyi biliyor, görüyor ve hissediyorlar. En hafifinden, anlaşmazlık ortamında yetişen çocuklar, çatışma kültürünü doğal bir olgu olarak algılar ve onu uygular. Zaten hepimiz çözmemiz gereken bir ‘Kıbrıs problemi’ içinde büyüdük, bir de toplum ve/veya aile içindeki çekişmelerle onları çatışmaların ortasında yapayalnız bırakıyoruz.
Ikiye ayrılır bizim çocuklar:
• Özel okullarda yetişenler ve yüksek öğrenimle beraber en az 90.000 euro ödemeye mecbur kalanlar;
• Devlet okullarında hayatı rastgele yaşayanlar.
Ama giden zaman geri gelmez.. heba ettiğimiz çocuklarımız ve ülkemizin geleceğidir. Artık burada yaşayan farklı kökenlerden çocuklar da var. Bu çocuklar, yaptığım bir araştırmada, devlet okullarında % 80, özel okullarda da % 20 civarıdır. Ve ne fark eder? Söyleyin ne fark eder? 10 yıl sonra ister devlet okulunda, ister ozel okulda yetiştirdiklerimiz olsun, kökeni ne isterse olsun, her kademede, çalışan olarak, işveren olarak, karar verme mercileri olarak çıkacaklar karşımıza.. İyi yetişmişlerse, iyi çıkacaklar... Uzlaşıdan, kültürden, sevgiden, saygıdan ne öğrenmişlerse, onu bize geri verecekler... Önemli olan iyi insan yetiştirmek, her çocuğu kazanmak..bunu hepimiz için yapmalıyız. Toplumsal varoluşa hemen şimdi, eğitimden başlamalıyız.









