KIBRIS POSTASI http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/1/col/167/art/19811

4 Kasım 2013, Pazartesi
07:00
Motorlu araçlar ve yol trafik mevzuatı ile uygulamaları çağdaş hale getirilmelidir (2)
Göksel SAYDAM
Bir önceki yazımda seyrüsefer ruhsatlarının gerektiği gibi tahsil edilmediğine ilişkin eski Maliye Bakanı ile Gelir ve Vergi Dairesi müdürünün bu konudaki beyanatlarına atıfta bulunmuş, bunun başlıca nedeninin 2003 yılında Motorlu Araçlar ve Yol Trafik Tüzüğünde bilerek veya bilmeyerek yapılan hatalı, eksik veya çelişkili düzenlemelere değinmiştim.

Bu hatalı düzenlemeler sonucu motorlu araçlara ilişkin çeşitli yükümlülük denetim etkinliğini büyük ölçüde devre dışı bıraktığını ve sadece ruhsat harcı tahsilatlarını zaafiyete uğratmakla kalınmamış, motorlu araçların belli dönemlerde fenni muayenesi ile eksoz emisyon ve sigorta yükümlülüklerinin zamanında yerine getirilmesi zorunluluğunu da zayıflatmıştır.

Daha önce de açıkladığım gibi seyrüsefer ruhsatının sürekli olarak aracın ön camında bulundurulması zorunluluğunun diğer bir yararı ise, araç sahibine bu ruhsatın ne zaman yenileyeceğini anımsatması bakımından da yararlı bir özelliği vardı. Ayrıca, birçok ülkede uygulandığı gibi egsoz emisyonunun yapıldığına ilişkin küçük bir resmi amblemin de aracın görülebilecek bir yerinde teşhirinin sağlanması bu konudaki denetimlere de pratiklik getirecektir.

Söz trafikten açılmışken değinmek istediğim bir diğer konu da motorlu araç plâkaları, Motorlu Araç Kayıt Belgeleri (Araç Koçanları) ve sürüş ehliyetleridir. Bugün neredeyse araçlarla ilgilenen her işletme plâka yapmaktadır. Son zamanlarda aldığım bazı duyumlara göre motorlu araçların kaydı yapılmadan önce bazı araçlar için plakaların yapıldığıdır. Şayet bu duyumlar gerçek ise bu çok sakıncalı bir durum oluşturabildiğinden bu konuya bir disiplin ve düzen getirmelidir. Örneğin, KDV mevzuatındaki Anlaşmalı Matbaalarda olduğu gibi bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Keza, bahse konu Tüzüğün motorlu araçların hüviyetini gösteren plâka ölçüleri ile diğer işaretleri düzenleyen 6(4). maddesinin EK II ve EK III kurallarının da bazı durumlarda ihlâl edildiğini veya edilebileceği durumlarda üzerinde durulması gereken bir başka konudur.

Öteyandan, araçların mülkiyet durumunu gösteren Motorlu Araç Kayıt Belge’lerinin (Araç Koçanlarının) neden hala daha her türlü istismarı da önleyecek, okunabilir ve denetlenebilir özellikler içerecek şekilde uluslararası normlarda düzenlenmediğinin nedenini de anlamış değilim.

Sürüş ehliyetleri konusuna gelince, bahse konu Tüzüğün 25(3). maddesine istinaden düzenlenen ehliyet alma veya yenileme ile ilgili formanın (Forma Tr.7T) Kısım 1’de beyan edilmesi talep edilen bilgiler sürüş ehliyeti sahibinin Kan Grubunun da yazılması talep edilmektedir. Vatandaşlar bu kısımda talep edilen kan grubu bilgilerini yazmasına hatta bunu belgelemesine rağmen bu konuya ilişkin sürüş ehliyeti üzerine herhangi bir bilgi yazılmamaktadır. Hatta sürüş ehliyetlerini incelediğiniz zaman bu konuda herhangi bir yerin mevcut olmadığını görüyoruz.

Bir trafik kazası sonucu gerekli olabilecek en önemli bilgilerden bir tanesi de kazada yaralanan sürücünün kan grubunun o anda bilinmesidir. Keza, yapmış olduğum araştırmada bahse konu Tüzükte verilen sürüş ehliyeti üzerinde kan grubunun yazılması için de yer ayrılmadığını gördüm. O halde ilgililere sormak gerek; şayet bu konu gerçekten gerekli görülmüş ise neden Tüzükte yeralan ehliyet örneği buna göre değiştirilmemiş ve bu durum yıllardır düzeltilmemiştir? Şayet bu önemli bilginin ehliyetler üzerinde bulunması zamanın Motorlu Araçlar Mukayyidi olarak görevli olan Maliye Bakanları tarafından gereksiz görülmüşse neden sürüş ehliyeti başvuru formasında başvuru sahibinden bu konuda bilgi verilmesi talep edilmektedir?

Yıllardır devam eden bu komikliğin çok basit bir çözümü vardır. Şöyle ki, Motorlu Araçlar ve Yol Trafik Tüzüğü’nün 25(3). ile 41(a). maddeleri Maliye Bakanına ve ayni zamanda Motorlu Araçlar Mukayyidi olarak görev yapan bu makam ilgili kişilerden uygun göreceği bilgileri talep etme veya tespit ettiği bilgileri ehliyete dâhil etme yetkileri ile donatılmış olmasına rağmen son üç iktidar döneminde gelmiş geçmiş Maliye Bakanları bu konuda hiçbir düzenleme yapmamak suretiyle bu komedinin devamına katkı koymuşlardır. Sözkonusu hataların daha ne kadar devam edeceğini çok merak ediyorum. Bu kadar basit düzenlemeleri yapamayanlar acaba ülkenin hangi ekonomik durumunu iyileştireceklerdir? Temennim bu ve diğer konulardaki laçkalığın, umursamazlığın ve çağdışılığın bir an önce düzeltilmesi suretiyle kötüye gidişin önlenmesidir.

Üzerinde durulması gereken diğer bir gerçek ise seyrüsefer ruhsat harç ödemelerinin esas gerekçesi olan nedenin yıllardan beri hükümetler tarafından gerektiği gibi yerine getirilmemiş olmasıdır. Bu gerekçenin esas nedeni, seyrüsefer ruhsat harcı gelirlerinin ülkenin kamu yolu yapımı, inkişafı, ışıklandırılması ve trafik levhaları düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi için kullanılması durumudur. Diğer bir anlatımla, seyrüsefer ruhsat harcı her motorlu araç sahibinin aracını veya araçlarını kamu yollarında kullanabilmesi amacıyla gerekli olan ulaşım hizmetlerinden yararlanmak için ödemekle yükümlü olduğu bir vergidir.

Seyrüsefer ruhsat harcını ödeyen vatandaşların özellikle sözkonusu yol ve ışıklandırma hizmetlerinden yararlandırılmamasına dünyanın hiçbir ülkesinde rastlamak mümkün değildir. Bu durum eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. Vatandaş motorlu aracı ile kullanacağı yolların kullanım hizmet bedelini; seyrüsefer ruhsat harcı olarak her yıl devlete peşinen ödeyecek. Ancak bu bedelin karşılığı olan yol, ışıklandırma ve trafik hizmetlerinden yararlanamaması kabul edilebilecek bir husus değildir. Bu durum hizmet bedelini ödeyen halkın hakkını gaspetmek ve hizmet vermeden harç tahsil etmektir ki buna ancak “harç” değil “haraç” denir. Bunun böyle devam etmesi artık mümkün değildir. Şayet bu durum şimdiki gibi devam edecekse, yani halk ödediği seyrüsefer ruhsat harcını hizmet olarak kendisine geri dönmesini görmeyecekse o zaman da halkın bu tür bir harcı ödememe hakkı doğmuş olmaz mı? Maalesef gelmiş geçmiş ve mevcut hükümetler her ne hal ise iktidara gelmeden önce söylediklerini, iktidara geldikten sonra maalesef unutup günübirlik işlerin peşine düşmektedirler. Nasıl olur da bir yılı aşkın süreden beri yol ışıkları hala daha sönük olabilir? ve hiç kimse ilgilenmez? Temennim bugünkü hükümet ayni duruma ve hataya düşmemesidir.

Hal böyle olmasına rağmen, motorlu araç sahipleri her yıl KKTC’de ödedikleri bu harcın veya verginin yol ve trafik hizmetleri karşılığı olarak maalesef almamaktadır. Seyrüsefer olarak ödenen bu yükümlülükler genel bütçeye intikal ettiğinden gereksiz personel ücretleri ile birçok amaçlar için kullanılmakta olduğu her gün görülmektedir.

Bu konuda İngiliz literatüründe “Road Tax” olarak tanımlanan “Seyrüsefer Ruhsat Harcı” ile aşağıdaki şu özet tanımlama yapılmıştır:

Bu tanımın Türkçesi ise şöyledir.

“ROAD TAX KNOWN BY VARIOUS NAMES AROUND THE WORLD, IS A TAX WHICH HAS TO BE PAID ON A MOTOR VEHICLE BEFORE USING IT ON THE PUBLIC ROAD.”

Bu tanımlamanın Türkçe ifadesi ise şöyledir:

“Dünyada çeşitli isimler altında bilinen Yol Vergisi, (Seyrüsefer Ruhsat Harcı) bir motorlu aracın kamu yolunu kullanmadan önce ödemesi gerekli olan bir vergidir.”

Öteyandan, başta İngiltere, Almanya olmak üzere 27 AB üyesinin 17’si seyrüsefer ruhsat harçları ile ilgili mevzuatlarında bu Ruhsatların Harç (Vergi) hesaplama sistemlerine motorlu araçların motor silindir hacmi, yaşı ve yakıt türüne ilaveten emisyon salınımlarını da dikkate alan köklü değişiklikler yapmışlardır. KKTC’nin bu konudaki mevcut mevzuatı ise motorlu aracın yakıtını, yaşını ve ağırlığını esas almaktadır. Akaryakıta sürekli yapılan artışlar sonucunda benzin ve diesel fiyatları arasındaki fark büyük ölçüde ortadan kalktığı için diesel yakıt kullanan araçların yüksek seyrüsefer ruhsat harçları da benzin kullanan araçların harçları ile eşit düzeye getirilmelidir. 21 Ekim 2013 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan kararnameye istinaden Kurşunsuz 97 Oktan Benzinin 3.25 TL Litrelik fiyatı ile Euro Dieselin fiyatı eşit tutulmuş olması bu görüşümün en büyük kanıtıdır.

Ayrıca, çevreyi korumak amacıyla çevreye duyarlı ve ileri teknolojiyi teşvik eden bir sistemin de KKTC mevzuatına getirilmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, motorlu araçların sadece eksoz emisyon ölçümünü geçmeleri yanında çevreye ne düzeyde karbondioksit saldığı oranı da dikkate alınmak suretiyle çevreyi çok kirleten araçlara yüksek seyrüsefer harcı uygulanırken daha az kirleten çevreci araçlar için düşük harç uygulaması yapılmalıdır.

Özele, bahse konu konuların disiplin altına alınması, istismarların önlenmesi ve devlet bütçesinde gelir akışının hızlandırması amacıyla dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde olduğu gibi eksoz emisyon ölçüm oranlarını da dikkate alarak seyrüsefer harçlarının hesaplanması seyrüsefer ruhsat belgelerinin araçların ön camında teşhiri ve taşınması zorunluluğunun tekrar yürürlüğe konması ile araç plakaları ile sürüş ehliyetlerinin uluslararası uygulamalar paralelinde yeniden düzenlenmesi amacıyla gerekli yasal değişikliklerin yapılmasıdır.

Yukarıda belirtmeye çalıştığım hususların düzeltilmesi için ne izolasyonlar ne de maddi olanaksızlıklar engel teşkil etmez. Gerekli olan politik vizyon ve kararlılıktır. Geçmişte yapılanların devamı ülkemize hiçbir şey kazandırmaz, üstelik ülkemizin çağdışı uygulamalarına katkı koyar.



2001 © 2014 KIBRIS POSTASI