KIBRIS POSTASI http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/1/col/178/art/15536

19 Haziran 2012, Salı
07:00
"Huzur ve güven ortamı" mı dediniz?
Ali TEKMAN

Bu ülkede eğer iktidardaki UBP’nin teslim aldığı bir devlet mekanizması yerine;

                

Çağdaş ve demokratik hukuk devleti pratiğinin yaşandığı bir yapı söz konusu olmuş olsaydı;

                

Bu ölçekte küçük bir coğrafyada bunca suç, adli vaka ve felaket ölçeğinde hadiseler yaşanmamış olurdu.

                

Çünkü bir partinin tahakkümü altında değil de;

                

Halkın her kesiminin ve aslında demokrasinin ta kendisinin sığındığı bir devlet yapımız olsaydı;

                

O devlet;

                

Bütün savunma mekanizmalarını vatandaşlarının huzur ve güvenliği için harekete geçirmiş olur, nüfusunu doğru dürüst kontrol edip tespit eder, giriş-çıkış kapılarına hâkim olur ve insanlarını her türlü bela, tehdit ve tehlikeden korurdu.  

                 

Oysa bizdeki yapı bir parti-devlet…

                

İnsanını, insanının huzur ve güvenliğini merkezine alan bir yapılanma söz konusu değil…

                 

Bir parti ve o parti etrafında “kenetlenen” çıkar odaklarının “huzur ve güvenlikleri” için programlanmış bir mekanizma söz konusu…

                

Dolayısıyla da insanlarımızın hayatı;

                

Giderek daha fazla pamuk ipliğine bağlanıyor adeta…

                

Ülke yönetimi, parti merkez ve ilçelerinde şekillenirken;

                

O ülkede toplumun huzur ve güvenliğinden söz etmek mümkün olabilir mi?

                

Memlekette herşey bir parti kurultayına endekslenirken;

                

Orada normal ve çağdaş bir sosyal hayat nasıl sağlanabilir?

                

“Abartıyorsunuz” diyorlardı birileri bize, bu ülkede artık her gün türlü felaket ve melanetle karşı karşıya kaldığımızı örnekleri sıralayarak anlattığımız zaman…

                

Oysa bir hafta boyunca sadece gazetelerde yer alan adli vakalar, trafik de dâhil olmak üzere hayatın her alanında meydana gelen asayişsizlikler, çevreye ilişkin son derece olumsuz gelişmeler ve vatandaşın yaşadığı ekonomik bunalıma dair haberlere bir göz attığımız zaman;

                

Dehşete kapılmamak mümkün değildir.

                

Yazımın başında da belirttiğim gibi;

                

Bu kadar küçük bir coğrafyada, sosyal dokuyu berhava eden ve her gün tanık olduğumuz bu olumsuzlukların oranı;

                 

Birçok ülkeyi geride bırakacak boyuttadır.

                

İntihar, darp, kavga, trafikte dehşet, hırsızlık, dolandırıcılık, tecavüz, taciz ve soygun…

                

Göz göre göre, “geliyorum” demesine rağmen;

                

Hala bir itfaiye helikopterinin dahi bulunmadığı şu sıcak ve kurak ülkede;

                

Binlerce dönüm araziyi yakıp kül ederek vatandaşların kapısına kadar dayanan yangınlar…

                

Bütün bunların üstesinden gelecek bir devlet yapısı yok işte bu ülkede…

                

Devleti de parti “kurultayına” endekslediler çünkü…

                

Vatandaşın huzur ve güvenliğine değil…

                                          

*                   *                   *

                

“Huzur ve güven” demişken…

                 

Daha önce de yazmış ve rejimin iktidar sahiplerinin attıkları hemen her nutukta;

                

“Birlik ve beraberlik içinde” diye başlayan ama aslında devleti kuşatan oligarklarla çıkar odaklarının “birlik ve beraberliğinden” başka bir anlam taşımayan söylemlerle dolu ipe sapa gelmez cümleler kurduklarından söz etmiştim.

                

Bu “birlik ve beraberlik” hamasetinin yanına zaman zaman “huzur ve güven ortamından” dem vuran klişeler de ekler iktidar sahipleri…

                

Şöyle derler mesela:

                

“Birlik ve beraberlik içinde ve huzur ile güven ortamında geleceğe umutla bakıyoruz”…

                

Dedim ya…

                

“Birlik ve beraberlik” rejimin çıkar odaklarının birlik ve beraberliğidir…

                

“Huzur ve güven ortamı” dedikleri de kendilerinin sığındığı saltanat kaleleridir.

                

Toplumda ne birlik ve beraberlik bırakmışlardır…

                

Ne de huzur ve güven…

                

Son 38 yılda Kıbrıslı Türkler;

                

Hiç olmadığı kadar huzursuz ve Kuzey’deki yönetsel yapıya karşı tam bir güven bunalımı yaşamaktadırlar.

                

Kimin ne zaman hangi kurşunlama veya kundaklama olayına kurban gideceği artık belirsizdir.

                

Onu geçtik…

                

Kimin ne zaman bir kaza kurşununa kurban gideceği ise hiç bilinmemektedir.

                                          

*                   *                   *

                

Alın işte size;

                

Dün güpegündüz, Başkent Lefkoşa’nın merkezinde ve en fazla insan kalabalığının olduğu bir saatte gerçekleştirilen banka soygunu…

                

“Soygun” deyip abartıyormuşuz…

                

Bunu da mı abarttık?

                

Maskeli ve silahlı iki kişi, motordan atlıyor, banka şubesine giriyor ve kısa sürede bulabildikleri parayı toplayıp yine geldikleri motorla oradan süratle uzaklaşıyorlar.

                

Daha geçtiğimiz haftalarda bir döviz bürosu soyulmuştu.

                

Olacak şey değil…

                

Sokaklar insan dolu…

                 

Banka içinde işlem yapan vatandaşlar…

                

Orada başka bankalar da var…

                

Çocuğuyla kaldırımda yürüyen kadınlar, yaşlılar…

                

Peki, bankanın güvenlik görevlisi soyguncuları durdurmak için müdahale etmiş olsaydı ve orada soyguncular silahlarını konuştursaydı;

                

Meydana gelecek felaketi düşünebilir misiniz?

                

Ya güvenlik görevlisi ve banka memurları ile o sırada içeride işlem yapan vatandaşlar vurulacaktı… Ya da, kaza kurşunuyla oradan geçmekte olan insanlar… Belki de çocuklar…

                

“Ölüm korkusu yaşadık, vurmakla tehdit ettiler” diyormuş olayın şokundaki banka görevlileri…

                

Bu yazıyı kaleme alırken;

                

Henüz soyguncuların yakalanıp yakalanmadığına dair bir bilgi sahibi değildim.

                

“Büyük olasılıkla yakalanırlar” diye düşünüyordum.

                

Fakat mesele bu değil…

                

Polis örgütü suçluları ele geçirmekte son zamanlarda önemli başarılar elde ediyor zaten…

                 

Esas mesele;

                

Bu ülkede “kanun ve nizam hâkimiyetine” karşı meydan okuma ve cüretkârlığın son zamanlarda çığırından çıkmış olmasıdır.

                

Eline silah alan, bıçak alan, yanıcı madde alan pervasızca ve kimseden korkmadan saldırıyor.

                

Ülkemiz dışında da böyle bir ün yaptık galiba:

                

“Kıbrıs’a git, orada otorite yok, istediğine saldır, vur kır parçala, önüne geleni soy, döv, tecavüz et, sonunda çok daha düşük bir cezayla yırtarsın” gibi bir düşünce gelişti herhalde…

                

Herkes kanun ve nizam hâkimiyetine meydan okuyor ve korkmuyor.

                

Kendi toplumumuz içinde de böyle bir zihniyet gelişmiş olacak ki;

                

Artık pek çok kimse sorunların çözümünü hukuk kuralları çerçevesinde ve yargı önünde aramıyor, kendi hesabını kendisi görmeye çalışıyor.

                

Belli ki caydırıcı cezalar verilemiyor yeterince…

                

Ayrıca zaten kontrol edilemeyen bir nüfus söz konusu…

                

Haliyle bu nüfus içinden suça teşebbüs de kontrol edilemiyor, ülkenin uluslararası hukuk içinde yer almaması nedeniyle, suçu sabit görülüp mahkûm olanların bile, iade edildiği kendi ülkesinde ne kadar içeride kaldığı da bilinemiyor.

                

Ama dedim ya…

                

Kanun ve nizam hâkimiyetine bu toplum içinden bile korkmadan meydan okuyanların sayısı giderek artıyor.

                

Ve tablo giderek daha da dehşet bir hale dönüşüyor.

                                          

*                   *                   *

                

Sistemin kokuşmuşluğu ve laçkalığı;

                

Devletin sistematik şekilde bir partinin tahakkümü altına sokulması;

                

Ve de aynı devletin;

                

Vatandaşıyla demokrasiyi koruma amaçlı mekanizmaları devreye sokamaması;

                

Ülkeyi de tam bir kaos ortamına sürüklemektedir.

                

“Huzur ve güven” söylemi artık sadece rejimin kurucusu UBP saflarından atılan nutuklarda kalıyor.

                

Bu tablodan “huzur ve güven ortamına” dair bir şey yansımıyor artık



2001 © 2014 KIBRIS POSTASI