Milli Konsey Uyarıyor: Felâket kapıda

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.47

7.57

$

6.75

A- A A+

Milli Konsey Uyarıyor: Felâket kapıda

Rum-Yunan Plânı gereği "Kulüp üyeliğinde ortak olduğu" Avrupa,Kınbrıs Türkünün hak ve hukukuna bakmaksızın büyük bir darbe daha indirmeye hazırlanmaktadır. MİLLİ KONSEY işte bunun için uyarmata ve "Felaketin kapımızda" olduğunu vurgulamaktadır.Bu felâket,adaletle ilgisi bulunmayan, Avrupalıların kumpos kurdukları, danışıklı kararlar aldıkları sözde mahkemeden söz ediyoruz. Peşinen de, Kıbrıs Türk Halkı aleyhine çıkacak bu karara uymama çağrısı yapıyoruz. Hatta bundan böyle AB veya herhangi bir Batılı Kurum veya kurululuşun temsilcilerinin, KKTC'de temas yapmalarına engel olmak ve kaale almamak gerektiğini söylüyoruz.Çünkü bunlar, 1963'de yer alan silâhlı Rum-Yunan işgâline aldırmadan, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Rumun malı addedenlerdir. Türkün varlığını, toprağını ve hayat hakkını dikkate almayanlardır. Eski sömürtgecilerin şimdi de Rum ve Yunanlıyı kollarına takarak, Güney Kıbrıs'ta yeyip içtikten sonra alacakları kararları ASLA TANIMAYACAĞIMIZI, Kıbrıs Türkünün haklarına tecavüz edilmesine izin vermeyeceğimizi şimdiden duyurmak zorundayız.

Bunu ilk yapan, kendini Ulusal davanın bekçiliğine adayan "KIBRIS TÜRK MİLLİ KONSEYİ" oldu. Önce bu açıklamayı olduğu gibi aktarayım:

"Anavatanda AKP, yavruvatanda CTP iktidarının gerçekleri Türk milletinden ve Kıbrıs Türk halkından gizleyerek yürütmekte oldukları uyutma ve teslimiyet politikalarının doğal bir sonucu olarak kampana çalarak gelmekte olan bir felâketin eşiğinde bulunmaktayız.

Orams davasında kararın ABAD tarafından önümüzdeki Mart ayında açıklanması beklenmektedir. Limanlarını Rum devletinin hava ve deniz araçlarına açması için Avrupa Birliği tarafından Türkiye'ye tanınan mühletin de aynı döneme isabet etmesi bir rastlantı olmayıp hukukun nasıl bir siyasal araç ve anavatana karşı bir şantaj silâhı olarak kullanıldığının, uluslararası mahkeme sıfatını taşıyan organların Türkler söz konusu olduğunda nasıl bir siyasal mekanizmaya dönüştüğünün son göstergesidir.

Şu andaki göstergeler - ki bunlardan biri de Alman raportörün Rumlar lehine hazırladığı rapordur - kararın Orams ailesi aleyhine tecelli edeceği yönündedir. Karar mercii ABAD, Rum-Yunan lobisi, Rum ve Yunan hukuk dünyasının adamlarıyla içli-dışlıdır. Daha şimdiden kararın siyasal saiklerle peşinen verildiği, Mart'ta açıklanması beklenen hükmün ise bir şovdan ibaret kalacağı şeklinde bir manzara içinde bulunmaktayız. Oysa hukukun temel ilkelerinden biri de "adaletin gerçekleştirilmesi yeterli değildir, adaletin gerçekleştiği (halk tarafından) görülmelidir de". Bu ilkeye göre adalet içte gerçekten gerçekleşmiş olsa bile dış görünüş olarak da gerçekleşmedikçe, bir başka anlatımla, adaletin gerçekleştiğine dair kamu vicdanında bir kanaat oluşmadıkça adalet yapılmamış sayılır. Bu açıdan ABAD daha şimdiden pis kokuların yayıldığı, insanda güvenden ziyade isyan duyguları yaratan bir yapı içinde görülmektedir.

Orams davasına bakmakta olan Adalet Divanı'nın Başkanı Yunan'lı, iki yargıcı ise Rum'dur. İki Rum yargıçtan biri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'yi dava edip tazminata mahkûm ettiren Myra Arestis'nin eşi Yorgo Arestis'tir. Böyle bir yapıya sahip bir kurumdan adalet çıkmasının imkânsız ya da çok zayıf bir ihtimâl olduğu ortadadır. Sadece bu görünüm bile yukarıda zikredilen adalet ilkesinin nasıl çiğnenmekte olduğunun kanıtıdır.

Adalet Divanı'ndan Orams aleyhine bir karar çıkması aslında Orams ailesinin değil, KKTC'nin ve Türkiye'nin mahkûmiyeti demektir, Rum-Yunan ikilisi ile Avrupa emperyalizminin asıl hedefi de zaten budur. Böyle bir mahkûmiyetin sonuçları ise Türk tarafı için felâketin ta kendisi olacaktır.

Olay özetle şudur:
Güney Kıbrıs'taki Türk emlâki Barış Harekâtı'ndan sonra Rumlara, Kuzey Kıbrıs'taki Rum emlâki de Türklere kalmıştır. Güney Kıbrıs'taki Türk emlâkine karşılık Kuzey Kıbrıs'taki Rum emlâki can güvenliği nedeniyle ve 1975'de Viyana'da Denktaş ile Kleridis arasında yapılan nüfus mübadelesi andlaşması uyarınca kuzeye göç eden Türklere tapulanmış, bunlardan biri Orams ailesine satılmıştır. Rum mahkemesi bundan dolayı Orams adlı İngiliz ailesini tazminata mahkûm etmiştir. Bu mahkeme kararı Kuzey Kıbrıs'ta uygulanamadığı için Orams ailesinin İngiltere'deki mal varlığı üzerinde icra yapılmak istenmiştir. Konuyu inceleyen İngiliz alt mahkemesi Rum mahkeme kararlarının Kuzey Kıbrıs'ta icra edilemeyeceğine hükmetmiş, İngiliz Yüksek Mahkemesi ise konuyu ABAD'a havale etmiştir.

Orams ailesi aleyhine bir karar çıktığı takdirde bu hal Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan binlerce İngiliz ve diğer yabancı uyrukluyu da etkileyecek, onları dehşete düşürerek Kuzey Kıbrıs'tan uzaklaşmalarını sağlayacaktır. Daha da vahim olmak üzere olumsuz bir kararın sonuçları yabancı uyruklularla sınırlı kalmayacak, Londra'da emlâk ve servet sahibi olup Kuzey Kıbrıs'ta eski Rum emlâkini kullanan Türklerin de (ikamet yerlerine bakılmaksızın) Rum mahkemelerinde dava edilmelerini ve İngiltere'de sahip oldukları emlâk ve paralara el konulması gibi bir felâketi de beraberinde getirecektir.
Kıbrıs Türkü ekonomik ve siyasal açıdan Orams davasıyla yok edilmek istenmektedir. Hiç abartısız gerçek bir felâket karşısındayız. Türkiye'de AKP, Kuzey Kıbrıs'ta ise CTP iktidarı derin bir gaflet içinde kampana çalarak gelmekte olan bu felâket karşısında teslimiyetçi politikalarını sürdürmekte, bu arada ne yaptığını bilmez acemi hukukçular eliyle Rum-Yunan emellerine hizmet edilmekte, kolaylık sağlanmaktadır. "Ver kurtul" politikalarına gerekçe ve kolaylık sağlamak üzere AKP ile CTP'nin Orams davasında bilerek ve isteyerek gereken ciddiyeti göstermedikleri ve hatta bu konuda AB emperyalizmi ile perde gerisinde uyum içinde çalıştıkları yolunda ciddi kuşkularımız vardır.

Felâket kapıdadır. Yarın her şey çok geç olabilecektir".

İşte bilgi ve belgeler. İşte çıkabilecek sonuçlar. Ve de bundan hareketle, her Kurum ve Kuruluşun gereken açıklamaları yapması gerektiğini haykırıyoruz...HAYDİ KIBRIS TÜRKÜ AYAĞA KALK...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.