"Anladım Hayatmış Mazinin Adı" 4

loading
27 Mayıs, Çarşamba
£

8.25

7.40

$

6.78

A- A A+

“Anladım Hayatmış Mazinin Adı” 4

Kalbimde maziden bugün izler var Her siyah saatım bu izle erir Ruhumu geçmişin hicranı sarar Doğanlar ölür ölen dirilir”

Nazım’ın “Mazi” şiirinin ikinci kıtasını nostalji yazılarımın ilkinde yazmıştım. Yukarıdaki kıta üstadın aynı şiirinin ilk dörtlüğüdür.

İçinde bulunduğumuz, kimsenin ertesi gün ne olacağı belli olmayan bu zamanda geçmişi düşünmek bir o kadar daha anlamlıdır bence.

Bugün, tekrar Lefkoşa’ya dönüyorum.

Hiç kaçırmam “Yasemin Kokulu Şeher” ile ilgili nostaljik yazıları. Tutkun olduğum bu şehirle ilgili Mustafa Doğrusöz, Ahmet Okan, Sevgül Uludağ, Bilbay Eminoğlu, Süleyman Ergüçlü, Ahmet Tolgay, Hasan Hastürer’in yazdığı yazıları kesip arşivimde saklarım.

İlk yazımda Lefkoşa’da 4 ile 7 yaş arası geçirdiğim ilk çocukluk yıllarıma değinmiştim. Leymosun ve Lefke’de kaldıktan sonra Londra’ya gelmezden önce 5 yılımı daha geçirdim Lefkoşamda.

İşte o yıllardan belleğimde kalan bazı anılar: Lefke’den getirilen babamın Hercules marka bisikleti ile Baf Kapısı çevresinde kalan arkadaşlarımı ziyaretlerim.

Hısardan Taksim Sahasına korku ile inip arkadaşlarım ile futbol oynamamız. Zaman zaman İngiliz askerlerinin bando takımını, BM askerlerinin futbol maçlarını zevkle izlememiz.

Çetinkaya Klübünde İngilizce öğretmenimiz Mr. Hilton ve Fransızca hocası eşinin tenis maçları.

O zaman bomboş olan Dereboyundan geçerek Ortaköy ve Gönyeli’ye yaptığımız bisiklet gezileri.

Yine bisikletlerimizle Lokmacı Barikatından geçip Uzun Yoldaki vitrin alışverişlerimiz.

Girne Kapısında Kemal Deniz ve Özker Yaşın’ın attıkları bazan komik seçim nutukları.

Şahin Sineması Cumartesi matinesine girmezden önce sandöviççi Talat Abiden aldığımız nefis hellimli tostlar.

O sinemada seyrettiğimiz “U.N.C.L.E” ve “Our Man Flint” filmleri, arada çekilen tombolalar, kazanan kişinin heyecanla “dombula” diyerek sahneye koşuşu.

Kahveci Enver Efe’nin bisikleti ile kahve servisleri.

Fıstıkçı Ahmet dayının feneri ile ısıttığı kaynar gunnalar (fıstık içi).

Girne Kapısında köyden Lefkoşa okullarına akın eden çocukların okul sonu otobüslerine yetişip geri köylerine dönme teleşları.

Lefke Hanındaki otobüs yazıhanesinden Lefke’den babamın gönderdiği kocaman portakal köfününü kardeşimle eve taşımamız.

Gelen portakallardan hazırlanan sepeti özel İngilizce dersleri aldığım öğretmenim Başaran Beye diğer çocukların alaycı bakışları altında utana sıkıla vermem.

Milli törenler için haftalar süren hazırlık işkencesi. Milliyetçilik duygularıyla çalkalandığımız o günlerde, Cemal Gürsel Caddesinde askerler gibi yürüyüşümüz.

Tören fotoğraflarımızı satın almak için birkaç gün sonra Foto Yavuz’a akın etmemiz.

Okul çıkışı Saray Önü boyunca yürüyen rahibe görünümlü Kız Lisesi öğrencileri.

Babacan doktorumuz Safet beyin kliniğinde günlerce salınan kan iğnelerinin canımı acıtması.

Fıtık olduğumda Doktor Kaya Bekiroğlu’nun beni Dr. Nejdet Ünel’in doğum kliniğinde ameliyat edişi. Salonda bulunan piyanoyu acemice çalıp kadınları rahatsız etmem.

Çok sert olan Bayraktar Ortaokulu Müdür Yardımcısı Fikri Bey’in okulumuzun önünde çiftleşmeye çalışan köpeklere taş fırlatıp onları kaçırma uğraşı. Biz çocukların kahkahaları.

Yeni Sahada oynanan heyecanlı maçlar. Maçlardan önce Taksim Sineması yanındaki lokalde oynadığımız masa futbolu oyunları, sahanın yanındaki satıcıdan aldığımız nefis güllü sulu mahallebilerin tadı.

Çok sevdiğim müzik öğretmenim Yıldan Taner hocanımın babası Zeki Taner’in yardımıyla haftalarca müzik orkestramızı konsere hazırlaması, Zafer Sinemasında verdiğimiz konser.

Dr. Küçük’ü taklit ederek yüksek sesli ders çalışmam. Büyükannemin buna gülmesi.

Pazar sabahları sabırsızlıkla Alikko ile Caher iskeçlerini beklememiz. Öğleden sonraları Halit Kıvanç veya Ayhan Orhan’ın heyecanlı Türkiye maçları anlatışları.

Sözde kitap almak için gittiğimiz Lefkoşa Kütüphanesinde kızlı erkekli yaptığımız muzipliklerin karşıda kalan Ali Dincer hocamız tarafından gizlice izlenmesi. Ertesi gün elebaşı olan beni okulun önünde azarlaması.

Almanya’dan teyzemin gönderdiği bol paçalı pantolon ve Vedia Barut’ttan aldığım pembe gömleği giyip Lefkoşa sokaklarında hava atmam. Bunu tesadüfen gören Ali Dincer hocadan yine azar işitmem.

Şimdilik bu son nostaljik yazımı Süleyman Ergüçlü’nün “Nankör” köşe yazısından bir parça ile bitiriyorum: “Peki şimdi niye ağlıyorsun "şehrim elden gitti" diye... Niye timsah gözyaşları döküyorsun?... Bana sahip çıkanlar, şimdi senin aşağılayıcı bakışlarla süzdüğün insanlar olmadı mı?

Sokaklarım hâlâ sana açık, hisarlarımda hâlâ kertenkeleler var, yaseminlerimin kokusu hâlâ yerinde... Yeter ki sen iste... Ben buradayım...”

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.