"Yazdıkça daha çok senin olur yazdıkların"

loading
11 Temmuz, Cumartesi
£

8.66

7.76

$

6.86

A- A A+

“Yazdıkça daha çok senin olur yazdıkların”

Aşağıdaki yazıyı köşe yazarlığına başladığım 2008 yılında yazdım. Bir hatırlatayım dedim!

“Yazmak ağrıdır başka hiçbirşey. Sessiz bir uğultudur kendi çapında, kendi çapında zincirini koparmış bir fırtına...Varnası  parçalanmış bir gemi. Yazansa bir katran gibi denize akan biri. Ağrıdır ve ağırdır. Yazmak, rahatlamak değildir. Yaşamayı yüklenmektir. Hayatı bir daha yaşamaya, her şeye rağmen, cesaret göstermektir...”

Sevgili Beste Sakallı’nın birkaç hafta önceki yazısιndan bir alıntı ile başladım bu haftaki yazıma. Hani derler ya yazdιkça rahatlarsιn. İnanmayιn. Hiç de öyle değil. Beste’nin dediğidir doğru. Yazmak “yaşamayı yüklenmektir”.

Ve köşe yazarlarι…  Onların ağrısı daha da derindir. Özellikle ülkelerinin içinde bulundukları durumu günlük yaşayan, ve yorumlayan köşe yazarları. Benim gibi “uzaktan gazel okuyanlar” değil! Onlarιn ağrılarını dindirmek güçtür.

İnternette bir araştırma yapıp başkalarının köşe yazarlığı hakkkında söylediklerine bakmak istedim. Çok şey söylenmiş köşe yazarlığı hakkında.

Asağιdaki sözler Hürriyet gazetesinin eski yazarlarından Emin Çölaşan’ιn 4 0cak 2004 tarihinde kaleme alιnmış bir yazısından. Hani geçtiğimiz yıl Hürriyet tarafından işine son verilen köşe yazarı.  Sanırım aşağıdaki vasıfları fazlasıyla yerine getirdiği için kovulmuştu Çölaşan:

 - “Köşe yazarı konuştuğunu yazabilmeli

- Köşe yazarının geçmişi temiz olmalıdır. Sadece kendisi değil soyu sülalesi de temiz olmalı.

- Köşe yazarı hayatta kimseye gebe olmamalıdır.

- Hiç kimseyle çok yakın ilişki kurmamalı, hele siyasilerle, üst düzey bürokratlarla, ülkeyi yönetenlerle dostluk veya vıcık ilişkilere kesinlikle girmemelidir. Mesafeyi özenle korumalıdır.

- Köşe yazarı övücü değil eleştiren kişi olmalı. İktidarların önünde boyun eğmemeli, eğilip bükülmemeli.

- Köşe yazarı inançlı yürekli olmalıdır.

- Köşe yazarı aynı çizgide olmalıdır.

- Köşe yazarı beleş gezilere, yemeklere davetli olarak katılmaktan kaçınmalıdır.

- Köşe yazarları ulusun çıkarları doğrultusunda yazmalıdır”.

Çölaşan’ın yazısında aşırı idealist bulduğum şeyler de var. Örneğin “Köşe yazarının geçmişi temiz olmalıdır. Sadece kendisi değil soyu sülalesi de temiz olmalı” görüşü. Köşe yazarını peygamber mi sanıyor acaba Çölaşan! Bir de beni çok şaşırtan bu sözüne bir anlam veremedim Çölaşanın: “Köşe yazarları ulusun çıkarları doğrultusunda yazmalıdır”.

Yukarıdaki prensiplere ters düşen bir görüş bu. Benim ulusumun çıkarı petrol için Iraka saldιrmaktır. Yüzbinlerce çocuğun ölümüne sebeb olunmuştur.  Ben de köşe yazarı olarak bu iğrenç aksiyonu destekleyici yazılar yazayım. Böyle saçmalık olur mu?

Bir köşe yazarının misyonunun ne olması gerektiğini uzun uzun düşünerek bu göreve büyük bir hevesle sarılması gerekir. Kişisel olarak böyle yaptığıma inanırım. Zaman zaman yakın dostlarıma bile ters düştü yazdıklarım.  Eleştirildim. Bana küsen oldu.

Kimseye gebe olmamanın köşe yazarlığının ve genel olarak gazeteciliğin en önemli ilkesi olduğuna yürekten inananlardanım. Özellikle siyasetçilerle, üst düzey bürokratlarla ve diplomatlarla “dostluk veya vıcık ilişkilere”  hiçbir zaman girmedim. Mesafeyi daima korudum bu kişilerle. Buna gerek köşe yazarlığında gerekse genel yaşamımda daima özen gösterdim.

Vıcık vıcık ilişkilerin bol olduğu bir toplumda yaşıyoruz.  Yalakalığın, şakşakcılığın rağbet gördüğü bir toplum bizimkisi.  Etraf eğitimli ama bir türlü aydın olmayı becerememiş kişilerle dolu. Ama malesef toplumumuz bu kişileri sorgulama cesaretini henüz kendinde bulmuş değil.

Bu tiplere haketmedikleri bir saygı ile yaklaşıyor çoğu kişiler. Bu kişilerin söyledikleri ile birçoklarının görüşleri çatışsa da yüzlerine karşı kibarca gülümseyip geçiştiriliyor bunlarιn cogu zaman ırkçı, seksist, homofobik söylemleri.  İşte köşe yazarı korkusuzca bu kişilerin üzerine gitmeli ve onları sorgulamalı, eleştirmeli ve teşhir etmelidir.

Sevgili dostum, Toplum Postasιnda aynı sayfayı paylaşmaktan gurur duyduğum deneyimli köşe yazarı Hasan Hastürer’in çok doğru tanımlaması ile bu haftaki yazımı noktalıyorum:

“Bütün mesele gazetecinin evrensel meslek ilkeleri ile toplumsal çıkarları iyi harmanlayıp özgür bir şekilde yazısını, haberini yazmasıdır. Hiç kuşku yok yukarıdan aşağıya baskı ve yönlendirmeyle bu sağlanmamalı... Yukardan aşağıya eğilim basın özgürlüğüne tecavüzdür”.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.