Dobracılık zor zanaat

Yayın Tarihi: 09/01/22 09:30
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Bu yazıyı 10 yıl önce yazdım. Bugün pek değişen bir şey olmadığından tekrarlamak istedim.

Çok rüzgarlı bir geceydi. İş çıkışı, bir saatlik bir tren yolculuğundan sonra tren istasyonundan çıkıp eve yürüdüm. İçeri girerkenden "bu ne rüzgar yahu, uçuruyordu beni" dedim. Melek hınzırca beni bir süzdükten sonra; "merak etme dede, seni uçurmak için o dönen şeyden gerekir, ne derler ona nene" diye nenesine sorar. "Hurricane nenem (kasırga), eve gidince bilgisayarına bak ve bilgi öğren" diye yanıt alır. Beş, on dakika kadar nene, torunlar, ve bizde bulunan komşunun eğlence kaynağı oldum.

Çocukların bu dobracı hallerine bayılırım. Eşim daima söyler, "torunların senden çekti" diye. Ne güzel. Ben de rahmetlik babamdan çektim. Babam, dobracılığı yüzünden 40 yılı aşkın polislik yaşamında sanırım ancak çavuşluğa kadar yükselebildi.

Vıcık vıcık ilişkilerinin yaşamı yönlendirdiği günümüzde, insanın düşündüklerini ifade edebilmesi oldukça güç olmaktadır. Toplum baskıları, "el alem ne der" kaygısıyla zaman zaman düşündüklerinizin aksini izah etmeye zorlanırsınız. Bağımsız görüş belirtmeyi başarabilenler ise toplumdan dışlanır. Ne kadar deneyimli olsalar, onların deneyimlerinden yararlanmaktan korkulur. Yakın sandığı kişiler dahi onunla birlikte görülmekten kaçınırlar. Hele dobracının eleştirdiği kişilerin bulunduğu mekanlarda.

Bir yemeğe davetlisiniz. Ev sahibi önünüze şimdiye kadar yediğiniz en kötü yemeği koyar. Nezaketsizlik olmasın diye mideniz çeşitli jimnastik hareketleri yaparak güç bela yemeği yersiniz. "Elinize sağlık, çok güzel olmuş" dersiniz. Daha ileri gidip evsahibine yemeğin tarifesini yazdıranlar da çıkar!

Arkadaşınız sizi zorla bir konsere götürür. Müzik grubu başka şarkı çalmakta, koro başka şarkı okumaktadır. Solisttin notalara göre okumadığını anlamak için orkestra şefi olmanız gerekmez. Konser bitiminde avuçları patlatırcasına alkış. Sanki Muazzez Abacı'yı veya Adnan Şenses’i  izlediler. Salonda solistin yeni CDsi kapişari!

Bir kokteyldesiniz. Dernek temsilcileri ile konuşuyorsunuz. Ama onların gözleri fırıl fırıl Büyükelçilik ve Temsilcilik kodamanlarını takip eder. Gazetecilerin kodamanların fotograflarını çekmek için hazırlık yaptıklarını görürkenden sizi bırakıp o yöne doğru stratejik pozisyon almak için koşuşturmalar başlar. Lafınız ağzınızda kalır. Kodamanın biri küçük bir espri yapar. Aman efendim, salon kahkahadan çınlar. Duyan da Norman Wisdom'un salonda olduğunu sanacak. (Norman Wisdom ismi 50 yaş altındakilere yabancı gelebilir. O yüzden alaturkalaştırıp Kemal Sunal ile değiştiriyorum!)

Bir örnek daha. Aşırı şişman bir hanım (ama oldukça varlıklı), giymesi gerekenden en az üç sayı küçük bir elbise ile görkemli bir baloya gelir. Üstelik elbise mini. Sanki içeriye Elle Macpherson girdi! İltifat yağmuru başlar. Hiçbiri çıkıp da zavallı kadına "nedir yahu bu giydiğin? Sirk maymununa benzedin. Arkandan herkes sana gülüyor", demez. Tabii bu da biraz fazla gaddarlık olur, ama...

Yukarıda belirttiğim örnekler (İlki hariç) aslında karşısındakini kırmamak için nezaketen sarfedilen sözlerden çok, birer dalkavukluk örnekleridir. Hatırlarım, bu konuda yıllar önce Aziz Nesin'in yazdığı bir fıkra okumuştum. Çok zengin bir adam, etrafındaki dalkavuklarından adeta gına getirmiş. Birisi bu dalkavuklara, "sizin yaptığınız şark dalkavukluğudur. Ben size batı dalkavukluğunu öğreteceğim" der. Bir süre sonra bir partide yine dalkavuklar zengin adamın atrafında pervane gibi dönmektedirler. Sözü edilen adam, zengin adama "ne yapıyorsunuz? Sigara yok diye sizi kaç kez ikaz ettim. Saat çok geç oldu, artık yatma vaktiniz geldi", diye sert direktifler vermeye başlar. Zengin adam, dalkavukların şaşkın bakışları altında her denileni kuzu kuzu yerine getirir. Batı dalkavuğu, "Gördünüz mü dalkavukluk nasıl yapılır" der.

Sadece bizim kültürde değil, diğer kültürlerde de bireyler üzerinde gerçek hislerini, düşüncelerini değil, başkalarının beklentilerine cevap verecek şeyleri ifade etmeleri için müthiş baskılar var. Haksız gurur, aşırı, hakedilmeyen saygı, ve her zaman tekrarladığım vıcık vıcık toplumsal ilişkiler bu baskıyı körükleyen etkenlerdir. Tabii ki bu baskılar altında ezilen birey, zaman zaman depresyon ve diğer ruh hastalıklarından muztarip olabiliyor. Bu konular üzerine birkaç yıl önce bir kitap yazan değerli psikoterapist arkadaşım Dilek Güngör'ün kitabının muhakkak okumanızı öneririm (İçimdeki Yabancı - Bireyin Ötekileşme Süreci ve Değişimi. Kavim Yayıncılık).

Evet değerli okur. Toplumumuzun kanayan yarası olan vıcık vıcık ilişkilerden sıyrılıp özgür, bağımsız, yapıcı ifade yeteneğine ulaşamadığımız takdirde, içinde debelendiğimiz bu kısır döngü devam edip gidecek, ve toplum olarak bir arpa boyu kat edemeyeceğiz.

Not: Yukarıdaki örneklerdeki benzerlikler tamamen tesadüftür!

"Kendi gözleri ile gören, kendi kalbi ile hisseden insan az bulunur" - Albert Einstein

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#inbox #gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ertanç HİDAYETTİN yazıları