STÖ’lerin varoluş nedeni hizmet etmektir

Yayın Tarihi: 09/11/20 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de Sivil Toplum Örgütlenmesine önem verilmesinin yararlı olabileceği kabul edilmektedir. Yalnız, ülkemizde her konuda olduğu gibi STÖ konusunda da aşırıya  kaçildiği, misyonu ayni olan birden fazla dernek kurulduğu ve birçoğunun da etkin olmadığı inkar edilemeyen bir gerçektir.

KKTC’de geçmiş yıllarda çıkarılan çeşitli yasalarla, sendikacılık ve örgütlenme teşvik edilmiş ve bir çok durumlarda vatandaşlarımızın kendi iş alanında çalışabilmesi için, mutlaka bir örgüt veya sendikaya üye olması zorunluluğu getirilmiştir.

Örneğin kafeterya açacak bir kişinin restorancılar birliğine, esnafın Esnaf ve Sanatkarlar Birliğine, Şirketin Ticaret odasına  üye olması yasal zorunluluk halindedir. Ayrıca, mühendisin , mimarın, hekimin mesleğinde çalışabilmesi için, mutlaka ilgili STÖ’ne üye olması şarttır

Ayrıca bazı STÖ’lere; üyeleri üzerinde baskı oluşturabilecekleri yetkiler verilmiştir. Örneğin Basın çalışanların sosyal güvenlik primlerinin devlet bütçesinden yatırılması için, belirli bir sendikaya üye olma koşulu getirilmiştir. STÖ yöneticilerine ödenekli izin verilmektedir.

STÖ örgütlerine tanınan ayrıcalıklar sonucu iş başına gelen yöneticilerin üyeler üzerinde baskı oluşturmasına zemin hazırlamıştır. Bu nedenle bazı STÖ yöneticileri, üyelerinin ezici çoğunluğunun benimseyemeyeceği açıklamalar yapmakta, siyasetçi gibi hareket etmekte, kişisel ideolojik  ve siyasi tercihlerine göre basın açıklamaları yapmaktadır. Oysa faaliyette bulunan STÖ üyelerinin tümünün de ayni siyasi görüşte olması, düşünülemez.

Bazı STÖ yöneticileri ise  kendi halkı ve devletinin genel tezleri yerine yabancıların görüşlerini savunmakta, devletimizi aşağılamakta, anavatan ve KKTC yetkililerine karşı hoş olmayan söylemlerle halkımızı üzmektedir. Her nedense atanmış ve seçilmiş yetkililerde yasal işlem yapmaktan kaçınmaktadır.

Aslında, doğru dürüst ekonomisi olmayan ve geleceği tam olarak şekillenmeyen  bir ülkede, herkesin örgütlenmeye zorlanmasının, sorgulanması gerektiği inancındayım.

Geçmişten günümüze yaşanan deneyimler, aşırı haklar tanınan bazı Sivil Toplum Örgütlerinin, imtiyazlardan kaynaklanan güçlerine dayanarak, esas görev alanlarının dışındaki konulara daha fazla zaman ayırdığını gösterir.          

Ayrıca, gönüllülüğe dayandırılması gereken örgütlenme hakkının,  devletin çıkardığı bazı yasalarla, tanınan haklarla zorunla hale getirilmesinin isabetli olmadığı görüşündeyim.  

Bireylerin örgütlenme özgürlüğü ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. Maddesinde , herkese örgütlenme hakkı yanında,  örgütlere katılmama ( üye olmama) hakkı da tanınıyor.

Konu üzerinde gereksiz tartışmalara fırsat vermemek  ve bu güne kadar yapılan yanlışların düzeltilmesine katkıda bulunmak düşüncesiyle, AİHM’nin bu konudaki kararını örnek olarak vermekte yarar görüyorum.

‘Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 11. Maddesinin derneklere üyeliğe zorlamama hakkını da içerdiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Sigurdur A. Sigurjonsson/ İzlanda kararı ile açıkça kabul edilmiştir.

Bu karara konu olan olayda başvurucu olan taksi şoförü, iç hukuk gereğince, Frami isimli derneğe üye olmaya zorlanmıştır. Başvurucunun bu derneğe üye olmak istememesi ve aidatını ödememesinin ardından,  Framinin talebi üzerine başvurucunun   ruhsatı iptal edilmiş ve aracının plakası sökülmüştür. Bunun üzerine başvurucu, Framiye üye olma zorunluluğunun ve üye olmaması sonucunda ruhsatının iptal edilmesinin 11. Maddeyi ihlal ettiğini ileri sürerek AİHM’de dava açmıştır. AİHM’de 11. Maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir.’

Görüldüğü gibi KKTC’de kişilerin meslek gruplarına üye olmaya yasalarla zorlanması, Avrupa İnsan hakları sözleşmesine aykırı bir uygulamadır.

Kişisel görüşüme göre son yıllarda yaşanan olaylar, ülkemizde sivil örgütlenmenin; bazı durumlarda kötüye kullanıldığını, hatta kamu hizmetlerinin ıslahını ve  iyileştirilmesini engellediğini ve ülkenin genel çıkarlarına zarar vermeğe başladığını gösteriyor.

Özellikle grev yetkisinin (AB mevzuatına ters bir yöntemle) üyelerin onayı alınmadan, sadece 5 kişilik yönetim kurullarının kararı ile kullanılması, şiddetli tepkilere sebep  olmaktadır.

Hele bazı STÖ yöneticilerinin siyasetçiler gibi hareket etmesi, karşı tarafın tezlerini savunması, devletimizi tanımadığını açıklaması, KKTC-TC yetkililerini  hoş olmayan söylemlerle suçlaması, halkımızın ezici çoğunluğu tarafından onaylanmamaktadır.

Ülkemizdeki bu olumsuzlukların önlenmesi ve halkımızın daha fazla zarara sokulmaması için,  artık iktidarların örgütlere şirin görünmek yarışından, onlara aşırı ayrıcalıklı haklar tanımaktan vazgeçmeli kuruluş tüzüklerinde belirlenen amaçlar  dışında faaliyetler göstermelerine göz yummamalı.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Orhan AYDENİZ yazıları