Teslimiyetçiliğin geçer akçe olamayacağı kanıtlanmıştır.

Yayın Tarihi: 29/11/20 09:03
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

1963 olaylarından günümüze yaşanan deneyimler, alttan almamızın ve yabancı devletler ile onların güdümünde olan BM ile AB’ni memnun edecek şekilde hareket etmemizin, kısaca teslimiyetçiliğin, olağanüstü zararımıza olduğu kanıtlanmıştır.

1960‘ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit ortağı olduğumuz kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçektir. Londra Zürih anlaşmaları BM arşivinde de yer almaktadır.

1963 olaylarının, Rum tarafından başlatıldığı ve silah zoru ile ortak yönetimden  atıldığımız belgelerle sabittir.

Bizi ezeli düşman kabul eden batılı emperyalistlerin kan dökülmesinin durdurulması bahanesi ile anavatan yetkililerini oyuna getirmeleri sonucu, BM’de Rumlar Aralık 1963’te silah zoru ile bozdukları Kıbrıs Cumhuriyetinin yasal temsilcisi ve sahibi kabul edildi.

1974’de Ana vatanın 11 yıl sabretmesinden sonra ve Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs Elen cumhuriyetini ilan ederek Türklere İfestos planı uyarınca soykırım uygulamasına başlaması nedeniyle, garanti anlaşması uyarınca askeri müdahalede bulunduğu bilinen bir gerçektir.

Müzakerelerde Rumların dayattığı talepler, bizimle eşit ortaklıktan yana olmadıklarını ve değişmeyen hedefleri olan ENOSİS’e zemin hazırlayacak bir çözüm peşinde olduklarını kanıtlamaktadır.

Acheson planından Annan palanına ve en son C. Montanada tüm uzlaşma planlarını Rumların ret ettiği inkar edilemeyen bir gerçektir.

Rumlar, dünyayı aldatmak amacı ile BMGK parametreleri olan; iki toplumlu, iki kesimli siyasi eşitliği dayalı federasyonu kabul ettiklerini ifade etmekte; Fakat müzakerelerde bu ilkeleri etkisiz duruma getirecek tek vatandaşlık, eski Rum mülklerinin iadesi, Rumların Türk bölgesine yerleşmesi gibi talepleri dayatmaktadır.

1963-74 dönemindeki Rum saldırılarında, birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün güvenliğin sağlanmasında ve kanlı olayların önlenmesinde yararlı olamayacağı kanıtlandı.

Batılılar ile onların güdümündeki uluslararası kuruluşlar, 1963-74 döneminde Rum saldırıları karşısında, seyirci kaldı. Mağdur edilmemize karşı, bizi haksızca, dayanaksızca ambargolarla cezalandırıyor.

2004 Annan palanı referandumu döneminde AB ve BM’in verdikleri sözleri yerine getirmemeleri bir yana, Rumları ödüllendirdiler.

Halen BM, AB ve emperyalist ülkeler, Rumların tüm haksızca ve saldırgan eylemlerine arka çıkmakta, onları kışkırtmakta ve cesaretlendirmektedir.

Son 20 yılda sürdürülen federasyon ve birleşme zeminindeki müzakerelerde sırf bir anlaşma yapılabilmesi amacı ile hep alttan almamıza, açılım gibi kelime oyunları ile gerçeklerin halkımızdan saklanarak Rum taleplerinin kabul edilmesine rağmen, anlaşma yapılması mümkün olmadı.

Rum-Yunan ve onları her koşulda haksızca destekleyen emperyalist ülkeler ile onların güdümünde olan AB ile BM’in, 52 yıl sürdürülen federasyon zeminindeki müzakerelerden sonuç alınamamasına rağmen, hala daha ayni kulvarda bizi oyalamak niyetinde olduğu anlaşılmaktadır.

Çünkü amaçları bizi müzakere masasında oyalamak, böylece ambargolarla, 5. Kol faaliyetleri ile çökertmek ve Münhasır ekonomik Bölge olayında olduğu gibi Rumlara avantaj kazandırmaktır.

Sonuç elde edilemeyen ve bizi zarara uğratan deneyimlere rağmen, hala daha ayni kulvarda müzakerelere katılmamızı dayatanlara;  BM’in tozlu raflarında olan Ortega raporunu, 1963’ten günümüze mağdur edildiğimizi, Akridas ve İfestos soykırım planlarını, 2004’de ambargoların kaldırılmasını öneren BM Genel sekreteri  Annan’ın raporunun hasır altı edildiğini, hala daha haksızca cezalandırıldığımızı ve bize karşı hakça ve dürüstçe davranılmadığı gerçeklerini hatırlatmalıyız.

Kıbrıs’ta çözüm isteniyorsa başta BM, AB ve batılıların her koşulda Rum tez ve davasını desteklemekten vazgeçmesini, mağdur edilmemize karşın suç işlemiş gibi dayanaksız izolasyonlarla cezalandırılmamıza son verilmesini, güneydeki yönetimin 1960 uluslararası anlaşmalarla  kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti olmadığını, barış harekatı sayesinde iki halkın da  en uzun süreli barış ve huzur ortamına kavuşturulduğu, KKTC’nin halkımızın normal yaşamını sürdürebilmesi amacı ile hür irademizle kurduğumuz devlet olduğunu ve tanımaları gerektiğini yüzlerine vurmalıyız.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Orhan AYDENİZ yazıları