AB’nin çelişkili tutumunu dik duruşla değiştirmesini sağlamalıyız

Yayın Tarihi: 30/06/21 08:36
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

24 haziran  AB konseyi toplantısından sonra Von Der Leyen’in iki devletli çözümü asla kabul ermeyeceği açıklamasının, çözümsüzlüğü körüklen, meşru hak ve irademize saygısızlık ve  düşmanca olduğu görüşündeyim.

AB üyesi Fransa ve İtalya’nın güneyinde yer alan Korsika, Sardunya ve Sicilya adalarının geleceğinin belirlenmesinde, bizim ne kadar yetki ve söz hakkımız varsa, AB’nin de Kıbrıs’ta nasıl bir anlaşma yapılacağı hususunda o kadar yetkisi vardır.

Kıbrıs’ta yapılacak bir anlaşma, sadece adada yaşayan iki halk ile anavatanlarını ilgilendirir.Bu nedenle, AB’nin Rum-Yunan ikilisinin ulusal davasını sahiplenmesi, savunması ve Türk tarafına  kendilerinin çıkarına olacak bir anlaşmayı dayatmaya kalkışması en sert şekilde protesto edilmelidir.

Her şeyden önce Kıbrıs,Anadolu’nun güvenliği bakımından önemli olması nedeniyle 1571’de on binlerce şehit pahasına alındı.354 yıl misakı milli sınırlarımız içinde kalan ve entrika ile elimizden gasp edilen  Türk toprağıdır. Ayrıca Türkiye,1960’ta kurulan iki halklı KC’nin garantörüdür. Bu hakkı nedeniyle halen adada askeri güç bulundurmaktadır.

Eğer Rumları temsil eden güneydeki yönetimi,1960’ta kurulan Kıbrıs cumhuriyeti olarak üye yaptıklarını, tüm adayı AB toprağı saydıklarını ve bu nedenle de çözüme karışabileceklerini ileri sürüyorlarsa, haksızdırlar.

Çünkü Kıbrıs cumhuriyeti, Türk ve Rum olmak üzere, iki halkı bir devletti. Sadece  kurucu ortaklardan biri olan Rum halkının onayı ile tüm adanın AB üyeliğine alınması, Türk tarafını bağlamaz ve geçersizdir.

Sadece Rumları temsil eden güneydeki yönetimin üyeliğe alması; tutarsızca ve haksızca olması bir yana, Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşması ile AB ilkelerine de aykırıdır.

Avrupa Birliğinin bu bilinçli ve hatalı tutumunun amacı , ayni Girit’te yapıldığı gibi, Türk ordusunu adadan çıkarmak ve Kıbrıs’ı  Yunanistan’a bağlamaktır.

Türk ordusunun adadan ayrılması durumunda, her nasıl bir anlaşma yapılırsa yapılsın,  AB ilkelerine ters düştüğü ileri sürülerek uygulanmayacak ve Kıbrıs, tümüyle Rumların daha doğrusu Yunanistan’ın kontrolü altına sokulacak.

Yazılı tüm garantilere rağmen, Anavatanın da bir Avrupa Birliği üyesi ülkesindeki olaylara karışabileceğini ve bizi kurtarabileceğini  düşünmek saflıktır.

Türk tarafında AB üyeliği ile yanıp tutuşanlar, medyada kalem oynatan bazı işbirlikçiler ve bazı Türkiye düşmanı siyasiler ile STÖ ’yöneticilerinin tutumundan umutlanan AB yetkilileri, Rumların istediği şekilde bir çözümün kabul ettirilebileceği umudundadır.

Bu nedenle Rumların arkasına saklanarak, üyelik sürecinde Türkiye’nin, Kıbrıs’ta ödün vermesini sağlamağa çalışıyor.

Ancak Avrupa Birliği, Türkiye’nin üyelik uğruna, adadaki haklarından feragat etmeyeceğini ve  Kıbrıs Türk halkını feda etmeyeceğini bilmelidir.

Bu nedenle artık AB, hatasını düzeltmeli ve  haksızca, tek yanlı Rum-Yunan tezini desteklemek yerine,  makul bir anlaşma yapılmasına yardımcı olmalı.

  Yakın geçmişte sağcı bir partiyi işbaşına getiren Avusturya’yı ve aşırı sağcı bir partiyi koalisyona aldığı için Polonya’ya baskı uygulayan AB, şimdiye kadar tüm çözüm seçeneklerini kabul etmeyen ve oyun bozanlığı defalarca kanıtlanmış Rum-Yunan tarafının, makul bir çözümü kabul etmesini sağlaması  mümkündür.

Avrupa Birliği, çözüme yardımcı olmak istiyorsa, Rum-Yunan ikilisinin ‘artık dar ulusalcılık perspektifini bırakmasını ve Avrupalı gibi davranmasını sağlamalıdır.

Rumların maksimalist taleplerde bulunmağa devam etmesi durumunda, Avrupa Birliği KKTC’yi  ayrı bir devlet olarak  tanımalı ve böylece sorunun hakça çözümünü sağlamalıdır.

Aksi halde  egemenliği tartışmalı  Rum yönetimini üye alan  Avrupa Birliğini, kucağında çözülmemiş uluslar arası bir sorunla  kalacak.

 AB’nin  meşru haklarımıza ve irademiz saygı göstermemesi ve bize karşı DÜŞMANCA   tutumunu sürdürmesi durumunda, Türk halkının artık Avrupa Birliğine sempati duymasını  gerektirecek hiç bir neden kalmayacak. Eğer Avrupa Birliğinin istediği bu ise, Rum-Yunan ikilisini her koşulda desteklemeye ve şımartmaya devam etsin.

Maalesef  AB yetkililerinin tutum ve açıklamaları Türkiye’yi ezeli düşman kabul ettiklerini ve her koşulda Rum ile Yunanistan’ı desteklerini gösterir. Öte yandan, AB’nin Türkiye’yi üyeliğe almak niyetinde olmadığı ve müzakereleri  sırf Türkiye’yi  kontrol altında tutmak amacı ile sürdürdüğü görüşü, her geçen gün güçlenmektedir.

İşte bu nedenle Türk tarafının iki devletli seçeneği ortaya koyması, çok isabetli olmuştur. İki devletli seçeneğin de kabul edilmemesi ve/veya tanınmamızın engellenmesi durumunda,  İç işlerimiz ve savunmada Türkiye’ye bağlı özerk cumhuriyet seçeneğine yöneleceğimizi  açıklamamız, AB’yi gerçekleri kabul etmeye zorlayacaktır.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.