Kalıcı barışın çaresi

Yayın Tarihi: 05/09/21 10:09
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Kıbrıs adasında Türkler ile  Rumların samimi, iyiniyetli ve yapıcı işbirliği içinde yaşaması imkansız değildir. Üstelik her iki halkın ve anavatanlarının da yararınadır.

Doğup büyüdüğüm Leymosun’da, Türk ve Rumların yaşadığı mahallelerin  ayrı olmasına karşın, günlük yaşamımızda birbirimizle karşılaşırdık.

Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde, devlet memuru olarak  Rumlarla ayni kuruluşta çalıştım. Rum köylerinde de görev yaptım ve Rum halkını tanıma olanağına sahip oldum.

Doğruyu belirtmek gerekirse, genel olarak  gelenek görenek ve yaşam biçimi bakımından aramızda fazla farklılıklar yoktur.

Günlük yaşamımızda Kıbrıslı  Türklerle Rumların, hatta Türkiyeliler ile Yunanistanlıların çok iyi anlaşabilecekleri ve aralarında çok iyi dostluklar tesis edebilecekleri görüşündeyim.

KC döneminde devletteki  iş hayatımda karşılaştığım Rumlar arasında, Türklere karşı önyargılı, bizi ezeli düşman gören kişiler yanında;  dürüst ,güvenilir, samimi, yardım sever,  uygar düşünceli,  Rumlar da vardı.

Hatta 1963-74 döneminde karşılaştığım bazı eski meslektaşlarım, içinde bulunduğumuz durum nedeniyle üzüldüklerini ve Rumların bize yaptıklarını onaylamadığını ifade ederdi.

1960’lı yılların sonunda karşılaştığım benden yaşlı bir meslektaşım ise bana, tekerleğin döneceğini ve Rumların çok ağır bedel ödemek zorunda kalabileceğini söylemişti.

Barikatların açılmasından sonra, Çevre kuruluşları ile ara bölge ve güneydeki toplantılarda  karşılaştığım ve konuştuğum genç Rumlar da , Türklerin tahmin ettikleri gibi, yani onlara öğretildiği gibi olmadığını ve birbirimize benzediğimizi ifade ederdi.

Yıllar önce Yunanistan’a gittim. Gözlemlerime göre,( uzun süre Osmanlı yönetimi altında Türklerle birlikte yaşamalarının doğal sonucu olarak), orada yaşayan halkın, gelenek göreneklerinin Türkiye’deki halka çok benzediği dikkatimi çekti.

Restoranları, yemek çeşitleri, Tatlıcı dükkanları, kahvehaneleri ayni Türkiye’dekilere  benzer. Yunan ve Rumların konuşmalarında çok sayıda Türkçe sözcük vardır. Türk soyadı taşıyan Rum ve Yunanlılar olduğu da bilinir.

Kısaca belirtmek gerekirse, Osmanlı Türk yönetiminde bizimle yaşayan Yunanistan ve Güneydeki Rum halkının,  göreneklerimizden etkilendiği, çoğunu kabullendiği ve yaşam tarzımız arasında fazla farklılıklar bulunmadığı görüşündeyim.

Ancak, madalyonun diğer tarafına baktığımızda, Rumlar, ulusal dava ve hedeflerine çok bağlıdır. Genellikle bu ideallerinden hiç ödün vermezler. Bu nedenle geçmişten günümüze  bizi ezeli rakip ve ideallerini gerçekleştirmekte engel  görürler.

Yunanistan’a girişimde Gümrük görevlileri Türk olduğum için, beni saatlerce bekletti ve sorguladı ve birlikte seyahat ettiğim Yunanlı sınıf arkadaşlarımın müdahalesi sayesinde serbest bırakıldım.

Kıbrıs’ta ise KC döneminde, Türklere Rumların taşınmaz mal satmasına engel olunurdu. Devlet kuruluşlarına atamalarda, terfilerde ve bütçe dağılımında Rumlar , Türklere eşit hak tanınmasını içlerine sindirmezdi ve bizi mağdur ederlerdi.

Genellikle Rum ve Yunanlılar,  Kıbrıs adasının kendilerine ait olduğu inancındadır. ENOSİS ideallerinden vazgeçmedikleri, KKTC’deki zayıf halkalar dışında herkes bilmektedir.

Kıbrıs’ta geçmişten günümüze iki halk arasında çıkan üzücü olayların başlıca nedeni, Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs’ı tek başına sahiplenmek istemesi ve Türklerle paylaşımdan yana olmamasıdır.

Bu gerçeği  BMGS Annan bile vurgulamıştı.28 Mayıs 2004’de adadaki durumu değerlendiren raporunda, BM Genel Sekreteri şu şekilde teşhis koymuştur : “Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklerle eşit koşullarda/statüde yetki ve refah paylaşmak istememektedir.”

Mevcut gerçekler  karşısında kalıcı çözüm, barış ve iki halk arasında  dostça işbirliği tesis edilebilmesinin tek yolu: her iki tarafın da, aralarında kabul edecekleri bölge dışında diğerinin topraklarını ele geçiremeyeceğini ve karşı tarafı egemenliği altına alamayacağını sağlayacak bir anlaşma yapılmasıdır.

Diğer bir deyişle her iki tarafın da adayı tek başına sahiplenme olasılığını ortadan kaldıracak bir anlaşma yapılmalıdır.

Zaten Rum yönetimi başkanının da bu gerçeği gördüğü ve kapalı kapılar ardında birleşme yerine, yan yana iki devletli çözümün daha isabetli olacağını ifade ettiği söylenmektedir

Federasyon, birleşme gibi çözümler ara çözüm ve hedefe ulaşmak için sıçrama tahtası olarak görülecek, kullanılacak ve yine iki halk arasında olaylar çıkacak.

Yan yana iki devletli anlaşma yapılması durumunda, artık her iki tarafın da adayı tek başına ele geçirme  olasılığı sıfırlanacak. İki halk arasında egemenlik ve üstünlük tesis etme yarışı olmayacak. Ekonomik faaliyetlerde birbirini piyasadan silmek yerine işbirliği yapılacak.   

İki halk birbirini rakip yerine komşu kabul edecek ve samimi ilişki içinde hareket edilecek. İki halkın birbiri ile barışmasından sonra istenmesi durumunda AB çatısı altında birleşebilecekler.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Orhan AYDENİZ yazıları