Barışı bozmak çabasında olanlara karşı birlik olmalıyız

Yayın Tarihi: 03/10/21 10:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Güneydeki siyasi iktidarın, Rum halkı üzerinde olağanüstü etkili olduğu bilinen Baş Piskoposun ve KKTC’deki zayıf halkaların çözümün öncü partisi olarak niteledikleri AKEL yetkililerinin açıklamaları; Rumların bizim düşündüğümüz şekilde federasyon, birleşmek ve/veya ortak yönetimden yana olmadıkları açık bir şekilde anlaşılmaktadır. 

Güneydeki açıklamalar, Rumların geçmişten ders almadığını, 1956-59, 1963-74 ve bugüne kadar bize yaptıkları kötülükler ile düşmanca tutumlardan pişman olmadıklarını gösterir. Çözüm konusunda ise, emperyalistler ile onların güdümünde olduğu bilinen AB ile BM’in  desteğine güvenerek, ENOSİS’e sıçrama tahtası olarak kullanabilecekleri, sözde federal birleşme adıyla bir ara çözüm peşinde oldukları anlaşılmaktadır.

Bugüne kadar sürdürülen müzakerelerde, iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federasyon adı altında bize, üniter yapı içinde azınlık hakları dayatmaktadırlar.  
  
Rum ve destekçilerinin amacı, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması önünde en büyük engel olan Türk ordusunu adadan uzaklaştırmak ve müdahale hakkını iptal etmektir.

Rum tarafı ile destekçilerinin gizlemek gereği duymadıkları niyetlerine rağmen, içimizdeki bazı kişi, kuruluş ve siyasilerin hala daha tek anlaşma seçeneği olarak Rum’la birleşmeyi savunması, anlaşılması zor bir tutumdur .Çünkü sonuçtan onlar da zarar görecek.

Bir çok kişi gibi ben de hala daha ‘Ünit now- şimdi birleşme’ sloganı atanların, adayı Yunanistan’a bağlamak hedefinde olduğu bilinen güneydeki siyasi partilerle işbirliği içinde hareket eden ve eylemler düzenleyenlerin, halkımızın çıkarına hareket etmediği görüşündeyim.

Hele malum kesimin dış konularda bile Türk tarafının elini zayıflatacak açıklamalar yapması, müzakerelerde bizi temsil eden KKTC Cumhurbaşkanını Rum ağzı ile tanımlaması Türk halkına hizmet etmek değildir.

Herkesin bildiği gerçeklere rağmen  malum kesimin bir de, ulusal davamıza sahip çıkanları pişkinlikle barış ve çözüm düşmanı göstermesi, tarihe mal olacak demagoji örneğidir. 

Yaşanan dönemde bu suçlama kampanyası o denli şiddetli, sistemli ve etkin bir şekilde yürütülüyor ki, artık herkes barış düşmanlığı ile suçlanmamak için ‘Kıbrıs Türk halkının varlığını koruma mücadelesi’ aleyhinde açıkça faaliyet gösterenleri bile eleştirmekten, ayıplamaktan korkuyor ve tepki göstermekten çekiniyor.

Oysa bu ülkede varlığımızı sürdürebilmemiz için, artık suskunluğun terkedilmesi ve yanlış yolda gidenlerin, bizi Rum’a yamalamaya çalışanların, davamızı baltalayanların ,  Rumların bilinen tezleri doğrultusunda sürekli açıklama yapanların kınanması, yüzlerindeki maskenin düşürülmesi ve teşhir edilmesi gerekir.

Aksi halde yaşanan dönemde yürütülen sahte ve sözde ‘çözüm ve barış’ çığırtkanlığı, şimdiki ‘gerçek barışın’ bozulmasına ve sonuçta felaketimize sebep olacak.

İki halkın yeniden çatışmasına yol açmayacak ve adadaki varlığımızı tehlikeye sokmayacak bir çözümü istememek mümkün değildir. Ancak içimizdeki zayıf halkaların savunduğu çözüm ve barış, Kıbrıs’ın kuzeyinin de Yunanistan’la birleştirilmesine zemin hazırlayacak; 

Binlerce soydaşımızın 34 yıldan beri yaşadığı yerden sökülüp atılmasına ve  yeniden göçmen durumuna düşmesine sebep olacak;

Kabul ettikleri ve imzaladıkları anlaşmalara sadık olmadığı bilinen Rumlar, olası çözümü de aynen 1963’de yaptıkları gibi yine bozacak ve bizi azınlık durumuna düşürecekler

İki halk iç içe getirilecek, böylece geçmişte olduğu gibi etnik rekabete  , sürtüşmelere, çatışmalara ve kan dökülmesine sebep olunacak;

Rum faşistler karşısında korumasız kalacağız, 1974 öncesinde olduğu gibi ölüm korkusu içinde yaşayacağız, hatta Girit Türkleri gibi soykırıma maruz kalacağız;

Halkımız  bizi ezeli düşman kabul eden Rumların insafına, sosyal, ekonomik ve siyasi esareti altına sokulacak;

Olası çözümden sonra tek halk tek vatandaşlık gerekçesiyle, halen Leymosun’da yaşayan Türkler gibi, ana dilimizde eğitim görme hakkımız elimizden alınacak;

Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’ın Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımız gibi Türk kimliğimiz bile tanınmayacak;  

Öte yandan bu güne dek kendi seçtiğimiz kişilerin bizi mutlu edecek şekilde yönetmediği yadsınamayan bir gerçektir. Fakat halkımıza hizmet etmeyen, zarar veren başarısız politikacıları, seçmeyerek işbaşına getirmemek bizim elimizdedir.

Oysa, şimdiki olanakları, özgürlüğümüzü ve kendi kendimizi yönetme hakkını  yitirmemiz durumunda, bir daha tekrar ele geçirme olanağımız  olmayacak. Ayrıca, son pişmanlık da hiçbir işe yaramayacak.

Bu nedenle Kıbrıs Türk halkının geleceğini umursayanlar, dış ve iç düşmanlara karşı birlik olmalıyız. Cumhurbaşkanımızın savunduğu ve Anavatanımızın desteklediği iki egemen devletli çözüm seçeneğinde ısrar etmeliyiz. 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Orhan AYDENİZ yazıları