KKTC adlı geminin kaptanı kim olacak?

Yayın Tarihi: 07/10/20 13:08
okuma süresi: 18 dak.
A- A A+

İyice görüyorum artık düzeni.

Orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,

Aşağıda da birçok kişi

Ve bağırıyor yukarıdakiler aşağıya:

“Çıkın buraya gelin ki,

hepimiz olalım yukarıda.”

Ama iyice gözlediğinde görüyorsun,

Neyin saklı olduğunu

Yukarıdakilerle aşağıdakiler arasında.

Bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta.

Yol değil ama.

Bir tahta bu

Ve şimdi görüyorsun açıkça;

Bu bir tahterevalli tahtası

Bütün düzen bir tahterevalli aslında

İki ucu birbirine bağımlı

yukarıdakiler durabiliyorlar orada,

Sırf ötekiler durduğundan aşağıda.

Ve ancak;

Aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece

Kalabilirler orada.

Yukarıda olamazlar çünkü

Ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.

Bu yüzden isterler ki;

Aşağıdakiler sonsuza dek

Hep orada kalsınlar.

Çıkmasınlar yukarı.

Bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukarıdakilerden.

Yoksa durmaz tahterevalli.

Tahterevalli.

Evet, bütün düzen bir tahterevalli.

Bu dizelerin sahibi, 1918 sonbaharında tıp öğrenimini yarıda bırakarak hastabakıcı olarak I. Dünya Savaşı’na katılan, 1935’de Nazi yönetimince Alman vatandaşlığından çıkarılan, Bertolt Brecht’ten başkası değildir.

Nazım Hikmet’in de dediği gibi “Küçükken tahterevalliye binmişsinizdir…”

Bertolt Brecht, sosyalist, hümanist ve devrimci dünya görüşü doğrultusunda kapitalist dünya sisteminin dönüşüme uğratılması için çalıştı.

Peki bu tahterevalli düzeninin suçlusu kim?

Yukarıdakiler mi?

Aşağıdakiler mi?

Peki demokrasi, hak ettiğimizden daha iyi yönetilmeyeceğimizi garanti eden bir sistem mi?

Ya da demokrasilerde bir seçmenin cehaleti bütün halkın güvenliği için tehlike mi?

Ya da demokrasi; insanların, insanlar tarafından, insanlar için coplanması mı?

Peki seçim yapacak olanlar, akıllı bir şekilde seçim yapmaya hazır olmadığı sürece, demokrasi başarılı olamaz mı?

Yani demokrasinin temel şartı eğitim mi?

Peki insanlar kendi belirlemedikleri adayların içinden neden seçim yapmak zorunda bırakılıyorlar?

Ya da neden herhangi bir siyasi bir partiyi benimsemeyen, bu yüzden sandık başına gitmeyecek olan seçmenin mecliste temsiliyet hakkı olamıyor?

İnsanlığın entelektüel tarihi boyunca filozoflar varlık, bilgi, değer, ahlak, siyaset, eğitim gibi birçok sorunu ele almışlardır.

Bu sorunların en önemlilerinden biri, insanların mutlu olmalarını sağlayacak ideal bir devletin hangi özelliklere sahip olması gerektiğidir.

Düşüncelerine tamamen katılmasam da bu konuda en sıradışı düşünürlerden biri olan, Batı dünyasındaki ilk yüksek öğretim kurumu olan Atina Akademisi’nin kurucusu Platon, insan ruhunun bölümleriyle ideal devletin birimleri arasında bir benzerlik kurarak; insan ruhu gibi ideal devletin de 3 (üç) parçalı bir yapıya sahip olması gerektiğini iddia eder.

“Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır” sözünün de sahibi Platon, akıl hocası Sokrat (Sokrates) ve öğrencisi Aristo ( Aristotales) ile beraber, doğa, felsefe, bilim ve özellikle de Batı felsefesinin temellerini atmıştır.

''Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar'' sözünün de sahibi Platon’a göre felsefenin temel gayesi, insanın mutluluğu ve yetkin hayatın temelidir. Bu da ancak erdemli hareket edilerek elde edilebileceğini savunur.

Aile Eğitimi?

Okul Öncesi?

İlköğretim?

Ortaokul?

Lise?

Ön Lisans?

Lisans?

Yüksek Lisans?

Doktora?

Hayat Okulu?

Erdem?

Peki sizce Platon’un kitlelerin eğitimi ile murat etmek istediği “Yukarıdakilerden” hangisi/hangileri idi?

Bu sorunun cevabını daha sonraki yazılarımda vereceğim. Hayat böyle, hep bir Yukarıdakiler ve Aşağıdakiler var...Hayatı bazen ters okumak lazım…

“İnsanoğlu, bilgeliği sevenler siyasi gücü ellerine alana kadar veya siyasi gücü ellerinde tutanlar bilgeliği sevene kadar sorunların bittiğini görmeyecek” sözü Platon’un, Sokrates’in haksız yere öldürüldükten sonra söylediği ve çok derin bir anlam ifade eden sözüdür.

Palton’a göre besleyenler, koruyanlar ve öğretenler sınıfından oluşan 3 (üç) parçalı devlet kendi arasında hiyerarşik bir düzene sahiptir.

Bu hiyerarşide en alt sınıfı “üreticiler” oluştururken, en üst sınıfı “yöneticiler” oluşturur.

"koruyucular" sınıfı ise bu 2 (iki) sınıf arasında yer alır.

Öğretenler sınıfı en üstte yer aldığı için ideal devleti oluşturan ilkelerin belirlenmesinden sorumludurlar.

Bu sebeple Platon için yöneticiler sınıfının eğitimi, ideal devletin gerçekleşmesinde çok büyük bir öneme sahiptir.

Peki sizce Platon’un yöneticiler sınıfının eğitimi ile murat etmek istediği “Aşağıdakilerden” hangisi/hangileri idi?

Aile Eğitimi?

Okul Öncesi?

İlköğretim?

Ortaokul?

Lise?

Ön Lisans?

Lisans?

Yüksek Lisans?

Doktora?

Hayat Okulu?

Erdem?

Bu sorunun cevabını daha sonraki yazılarımda vereceğim.

Platon, ideal devletinin amacını, tüm yurttaşların mutluluğunun temini olarak belirlemektedir.

Onun üzerinde ısrarla durduğu nokta, mutluluğun toplumun geneline dağılmasıdır.

Bu nedenle onun ideal devletinde toplumun bir kesimi mutsuzken, diğer kesiminin mutlu olması gibi bir duruma göz yumulamaz.

Platon, ideal devletinin amacını, tüm yurttaşların mutluluğunun temini olarak belirlemektedir.

Platon’a göre devlet tüm birimleriyle tek bir insan gibi kurgulanırsa ancak ideal bir bütün oluşturacaktır.

Platon'un devleti tek bir insan gibi algılaması, onu devlet ile insan ruhu arasında bir analoji yapmaya sevketmiştir.

Buna göre her ne kadar Platon, ruhun üç yetisinden hareketle toplumu üç sınıfa ayırsa da pratikte ideal devlet "yönetenler" ve "yönetilenler" olmak üzere iki temel sınıf üzerine inşa edilmiştir.

Yani Yönetenleri tahterevalli’nin Yukarıdakilerine, Yönetilenleri de tahterevalli’nin Aşağıdakilerine benzetebiliriz.

Platon'un ideal devletinde önemli olan soy değil, liyakattir.

Platon'un ideal devletinde üretenler sınıfı, ideal toplumda sadece üretenleri kapsamaz, aksine koruyucular ve yöneticiler dışındaki tüm fertler bu sınıfı oluştururlar.

Dolayısıyla bu sınıfa sadece işçi ve emekçi sınıfı girmez, toplumun bütün üretici güçleri, toplumun varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu maddi ürünlerin üretimi ve dağıtımı için çalışan herkes girer.

Bir başka ifadeyle bu sınıf para kazananlar ve vergi verenler sınıfıdır. Platon bu sınıfın görevini ideal devletin ihtiyaç duyduğu temel maddi gereksinimlerin temini olarak belirlemiştir.

Platon, üretenler sınıfında yer alan yurttaşların, ideal devletin nüfusunun en geniş kısmını oluşturduğunu söylemektedir.

İçlerinden ideal toplumun yöneticilerini çıkaran koruyucular sınıfı ise Platon'un ideal toplumunda hiçbir ekonomik faaliyette bulunmayan, tek görevleri toplumu iç ve dış düşmanlara karşı korumak olan sınıftır.

Bu sınıf, toplumu yönetecek olan yöneticilere kaynaklık yaptığı için Platon bu sınıfa çok önem vermektedir.

Ona göre bu sınıfta meydana gelecek en ufak bir bozulma ideal toplum içerisinde önüne geçilemez problemlerin doğmasına neden olacaktır.

Kanunların ve toplumun koruyucuları olanlar, koruyucu olmadan koruyucu geçinirlerse Platon'a göre devlet çökmüş demektir.

Platon, bu sınıfın özel mülk edinmesine izin vermez.

Çünkü ona göre eğer bu sınıfa özel mülk edinme hakkı verilirse; bunlar yurttaşların yardımcıları olacakları yerde onların düşmanları ve zorba efendileri olacaklardır.

Kadınlar da Platon'un ideal devletinde erkeklerin yer aldığı her yerde yer alabilirler. Bu görüşünün temelinde Platon'un kadınlara bakışı yatmaktadır.

Ona göre kadının erkekten tek farkı çocuk doğurmasıdır.

Bunun dışında fiziksel güç olarak eksiklikleri dışında Platon açısından kadın ve erkek arasında herhangi bir fark yoktur.

Bir başka ifadeyle Platon'un ideal devletinde kadının kadın olduğu için, erkeğin erkek olduğu için daha iyi yapacağı hiçbir şey yoktur.

Platon'un ideal devletinin en üstünde yer alan yönetici sınıf, koruyucular arasında seçilmektedir.

Platon, yöneticilerin koruyucuların en iyileri arasından seçildiğini, dolayısıyla toplumu yöneten kişilerin o toplumun en üstün kişileri olduğunu ifade etmektedir.

Bu tarz bir seçimin ideal devletin olmazsa olmaz şartı olduğunu söyleyen Platon, devletin başına filozoflar gelmediği sürece toplumun başının dertten kurtulmayacağını ve ideal toplumun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini iddia etmektedir.

Platon’un ideal devletinde en az sayıda yurttaş yöneticiler sınıfında yer alır.

Bunun nedeni Platon'a göre bu sınıfta yeralmayı sağlayacak filozofça yaratılış ve erdemlere sahip bireylerin kolay kolay bulunamamasıdır.

Platon ideal devletin dört erdeme sahip olduğunu söylemektedir. Bunlar; bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalettir.

Adalet ise, Platon'un ideal devletinde bulunması gereken en önemli değerdir. Çünkü, diğer üç değer bilgelik, cesaret ve ölçülülük değerlerini ortaya çıkarır.

Peki ADALETLİ OLMAK herkese eşit davranmak mı?, yoksa herkesin durumuna, konumuna göre davranmak mı?. Yani ADALET = EŞİTLİK değil mi?

Bir diğer ifadeyle adalete sahip olmayan bir devletin diğer üç değere sahip olması Platon için bir anlam ifade etmez.

İnsanlığın mutluluğu için ya filozoflar devlet başkanı olmalı ya da devlet adamları felsefe öğrenmelidir.

Friedrich Nietzsche “Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler düzenledikleri tiyatro ile halkın eğemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.”

Peki sizce Nietzsche’nin cahil bir toplum ile murat etmek istediği “Aşağıdakilerden” hangisi/hangileri idi?

Aile Eğitimi?

Okul Öncesi?

İlköğretim?

Ortaokul?

Lise?

Ön Lisans?

Lisans?

Yüksek Lisans?

Doktora?

Hayat Okulu?

Erdem?

Bu sorunun cevabını daha sonraki yazılarımda vereceğim.

İnsanlar hastalandığı zaman hekimlere giderler; atları eğitmek için seyisler aranır; denize açılmak için gemi kaptanına güvenilir.

Bunun gibi siyasette de benzer bir durum geçerlidir. Dolayısıyla ideal devlet filozofların yönettiği devlet olacaktır.

Platon’un hocası Sokrates’in meşhur benzetmesini, devlet ile denizde yol alan bir gemiyi birbiriyle kıyaslamasını düşünelim.

Gemide farklı çıkarları olan birçok insan vardır: Kendi kazancını düşünen gemi sahibi, mallarını gemiye yüklemiş olan tüccarlar, ücretli olarak çalışan tayfalar ve gidecekleri yere sağ salim ulaşmayı amaçlayan yolcular.

Geminin içinde hiç şüphesiz çeşitli tartışmalar ortaya çıkar; gemi sahibi, tüccarlar, tayfalar ve yolcular geminin kontrolünü ele geçirmek için birbirleriyle tartışıp çekişirler ancak herhangi bir eğitimi olmayan tayfalar dümenin başına geçtiği zaman geminin başı belada demektir.

Bundan daha kötüsü tüccarların para kazanma konusundaki hırslarının onları bir şekilde gemiyi idare etmeye ehil kıldığına hükmetmeleridir.

Oysa bir gemiyi yönetmek için uzmanlık bilgisinin gerekli olduğu, denizcilik bilgisine sahip olan kaptanın dümenin başında bulunması durumunda bunun herkesin iyiliğine olacağı açıktır.

Sokrates’e göre gerçek hayattaki gemi için denizcilik bilgisi ne anlam ifade ediyorsa, devlet gemisi için de adaletin bilgisi o anlamı ifade etmektedir.

Ancak denizcilik bilgisine sahip olan kaptanın bu bilgisi, ona geminin nereye gideceğine karar verme yetkisi bahşetmez.

Geminin nereye gideceğinin kararı, ancak gemi sahibinin, tüccarların ve yolcuların çıkarlarının ortak bir noktada buluşmasıyla belirlenen bir karardır.

Aynı şey devlet gemisi için de geçerlidir.

Acı bir itirafım olacak.

Maalesef, KKTC olarak çok küçük bir ülke olmamıza rağmen, TAMAMEN adil, eşitlikçi ve özgür olan bir Refah Devletini detaylı bir şekilde tasarlayacak kadar AKILLI olamadık.

KKTC kocaman bir değirmen, iyi olan herşeyi öğütüyor.

Peki neden?

Platon’lara, Sokrates’lere mi ihtiyacımız var?

Yoksa kendimizi beğenmişliğimizi farkedip ve bunun bizleri yetersizliğe sürüklediğini görmemiz elzem mi?

21. Yüzyılda ülkelerin en önemli sermayesi İnsan Kaynaklarıdır. İnsan Potansiyelini açığa çıkarmak için akılcı ve doğru politikalar ortaya koyamayan toplumlar, aynen enerjisi tükenen bir yıldızın patlaması gibi, SÜPERNOVA durumuna düşüp, bu patlamadan açığa sadece gaz ve toz bulutu kalacaktır.

Yani NEBULA olacaklardır.

“İNSAN POTANSİYELİNİ AÇIĞA ÇIKARMAK” işte sihirli iksir budur.

Gelecek yüzyıl güçlü liderlerin değil, güçlendiren liderlerin yüzyılı olacaktır.

Baş Üstad ünvanına layık görülen, toplamda 276 eseri bulunan İbn-i Sina “Bilim ve sanat, itibar görmediği toplumları terkeder” diyeli 980 yıldan fazla olmuştur.

İbn-i Sina’nın aslında bizlere de söylemek istediği; “İNSAN POTANSİYELİNİ AÇIĞA ÇIKARMAK”

İşte sihirli iksir budur.

Toplum olarak, ya Sihirli İksiri içeceğiz, ya da Hapı Yutacağız.

Dünyadaki en büyük özgürlük seçebilme özgürlüğüdür, seçim bizlerin.

Zaman bu dünyadaki en değerli şeydir, en değerli şey.

KKTC olarak Uzay Şeftali’sini de ıskalamıştık, peki ya zamanı?

‘Geç’ ile ‘Çok Geç’ arasında büyük var vardır.

Kanatlı Para Bitcoin’i Wall Street'ten kaçmanın bir yolunu bulmak için tasarlayan “The Akıl”, Blockchain tabanlı Devlet Yönetimlerini de tasarlayamaz mı?

Aracısız…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Cüneyt ÇERKEZ yazıları