Göz, mideden büyüktür...

Yayın Tarihi: 19/03/21 14:34
okuma süresi: 9 dak.
A- A A+

1 BİR açgözlülük saplantısı içindesiniz,

2 mezarlarınıza girinceye dek.

3 Ama, zamanı geldiğinde anlayacaksınız!

4 Ve bir kez daha! Zamanı geldiğinde anlayacaksınız!

5 Hayır, tartışılmaz bir kesinlikle anlasaydınız,

6 yakıcı ateşini mutlaka görürdünüz!

7 Sonunda onu keskin bir gözle mutlaka göreceksiniz:

8 ve o Gün hayatın nimetleri için mutlaka sorguya çekileceksiniz!

1980 yılında yayınladığı “The Message Of The Qur’an” adlı tefsiriyle dikkat çeken, siyonist idealleri temelsiz ve gayri ahlaki bulan Polonya asıllı gezgin, gazeteci, yazar Muhammad Asad, sezgileri güçlü eşi Elsa Schiemann ile, 1926 sonbaharında bir gün, 1902’de açılan Almanya'daki en kapsamlı yeraltı ağı Berlin U-Bahn metrosunda seyahat ederken gördüğü yüzlerin istisnasız hepsinin derin ve gizli bir acıyla kasılı olduğunu gözlemler.

Muhammad Asad, doğduğu yıllarda Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun nüfuz alanında kalan, şimdi ise Ukrayna’nın batı ucunu teşkil eden, Doğu Galiçya’da Lviv şehrinde, 1900 yılında, Yahudi bir ailede, 3 çocuğun ortancası olarak dünyaya gelir.

Duyduğu sarsıntıyla bunu yanındaki eşi Elsa’ya açar.

Elsa şaşkınlıkla, “Bir cehennem azabı çekiyorlar sanki…Acaba kendileri bunun farkındalar mı?” cevabıyla Muhammad Asad’ı tasdik eder.

Dünyanın en büyük yazarlarından kabul edilen, insanın iç dünyasının en gizli kalmış yönlerini erişilmesi güç bir saydamlıkla yansıtmayı başarmış Rus yazar Fyodor Dostoevsky cehennemi, insan yüreğinde sevginin bittiği yer olarak tasvir etmiştir.

“Herkes kalbinin renginde yaşar hayatı ve herkes kalbinin rengini bulaştırır etrafındakilere.” sözü ile kemanı ağlatan adam olarak da bilinen Fars asıllı keman virtüözü Farid Farjad ne demek istemiş olabilir?

Söylemek istediği çok net aslında; Bize verilen kalbin içini bizler dolduruyoruz. Ve içini neyle dolduruyorsak etrafımıza onu bulaştırıyoruz.

Muhammad Asad ise bu acıların ve ızdırapların kaynağının insanların

gerçeksiz,

inançsız ve

mütemadiyen refah peşinde koşmalarına bağlar.

Eve döndüklerinde Muhammad Asad masada açık kalmış Kur’an’ı görür.

Kapatıp kaldırmak için uzandığında gözü Tekasür Suresi’ne ilişir.

Sure, Kur’an’ın en çarpıcı gaybi haberler veren pasajlarından biridir.

Birden surenin o gün Berlin U-Bahn metrosunda yaşadıklarının tam bir yankısı olduğunu hisseder ve şunları düşünür:

Bütün çağlarda insanlar tamahı, açgözlülüğü tanımışlardır: ama tamah ve açgözlülük başka hiçbir çağda bugün olduğu kadar, ciğer sökücü bir hırs halinde kendini açığa vurmamıştı…

İnsanların boyunlarına binmişti ifrit; kamçısını tam yüreklerinin başına indiriyor ve uzaklarda alayla göz kırpan yalancı hedeflere doğru dehliyordu onları

…Ne kadar hikmetli olursa olsun bir insan, XX. yüzyıla özgü bu acılı koşuyu kendiliğinden bilemez…

…Böylesine hakim bir perdeden böylesine apaçık bir üslupla dile getiremezdi. Kur’an’da konuşan, Muhammed’in sesinden daha güçlü, daha yüksek bir sesti ve bütün zamanları aşarak ulaşıyordu insan kulağına.

Muhammad Asad bu olaydan kısa bir süre sonra eşi Elsa ile birlikte müslüman olduğunu açıklar.

Elsa, 1927'de sıtmadan ölür.

Tekasür terimi, “çoğaltma ve yığma için ihtirasla çırpınma” ve “zenginlik yarışı”  anlamlarını da taşır.

Daha yalın bir ifade ile Tekasür burada mal, mülk, evlat, makam, mevki ve şan-şöhret çokluğu ile övünmek demektir.

Açgözlülük, insanın bütün düşüncelerini ardı arkası kesilmeyen bir telaş içine hapseden doyumsuz bir hırstır.

Şiddetli ve uzun ömürlü bir istektir.

Açgözlülük, insanın;

Daha çok konfor.

Daha çok maddi servet.

Daha çok otorite için çırpınma saplantısını ifade eder.

Daha yalın bir ifade ile, sahip olmadığımız şeylere karşı makul olmayan bir istek olarak tanımlanan açgözlülük, aşırı derecede aranan her şeyi kapsayabilir aslında.

Halbuki, sahip olduklarına sevinen, sahip olmadıklarına üzülmeyen akıllı insandır.

Zenginliği elde etmek, artırmak ve korumak için ruhun ve bedenin bütün günücünü diken üstünde tutmaktır Açgözlülük.

Tokgözlülüğün doğal zenginlik, lüksün ise yapay yoksulluk olduğunu unuturcasına hepimizde bir açgözlülük, gözü doymazlık, hırs, ihtiras, lükse ve gösterişe meraklılık yarışı ölümümüze kadar son sürat devam ediyor.

Hepimizde farklı derecelerde, gece gündüz süren “çoğaltma ve yığma yarışı” ve “çok gösterme çabası” vardır.

Bu anlamda açgözlülük, özellikle aşırı derecede para sevgisi olarak da tasvir edilebilir.

Her türlü kötülüğün bir kökü de aşırı para sevgisidir aslında.

Halbuki, Romalı Stoacı filozof Seneca’ya göre “Para gerçek zenginlik değildir. O sadece ihtiyaçların giderilmesine vasıta olduğu için değerlidir. Bir çölün ortasında hararetten yanan bir insan için birkaç damla soğuk su, bir torba altından çok daha değerlidir.”

Fakat unutulmaması gereken, dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır aslında.

Maddeler dünyasında vermek, zengin olmak anlamına gelmektedir.

Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir.

Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi ne kadar çok şeyi olarsa olsun, ruhbilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir.

Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir.

Ünlü filozof Eric Fromm “Sevme Sanatı” adlı kitabında zenginliği bu şekilde tanımlamıştır.

Evet, Eric Fromm sırrı keşfetmiştir; “Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir.”

Dünyadaki fakirliğin kök sebebi Kenz’dir aslında.

Yani servet yığma ve biriktirme hastalığıdır.

Kenz “Define, hazine, yeraltında saklı kalmış değerli eşya; para veya altın” demektir.

Sosyal ve Ekonomik hayatta ise Kenz, üretime, istihdama, ticarete katılmayan bankada, yastık altında, kasada tutulan zorunlu ihtiyaç fazlası her türlü değer; para, altın, gümüş, döviz, mal, mülk demektir.

Zira insan, kendi zorunlu ihtiyacından fazlasını alması durumunda başkasının hakkını gasbetmiş olur.

Çünkü birileri aşırı derecede yokluk çekmeden başkalarının aşırı derecede zenginlik elde etmesi mümkün değildir.

Eric Fromm “Sevme Sanatı” adlı kitabında aslında Kenz’i tanımlamıştır.

Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi ne kadar çok şeyi olarsa olsun, ruhbilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir.

Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir.

Herkes insanoğlunun zorunlu ihtiyaç fazlası olanlarını vermedikçe, zenginlerin daha zengin, fakirlerin daha fakir kalacağını biliyor.

Gezegen’de herkese yetecek, fazlası ile para vardır. Ana sorun adil dağıtımdadır.

Kimsenin bir başkasının haklarına güç kullanarak tecavüz etmeye ya da güç kullanarak ona kendi fikirlerini empoze etmeye, köleleştirmeye hakkı yoktur.

Tek İhtiyacımız olan şey açgözlü zalimlerin karşısında göstermemiz gereken cesaret.

Bugün dünyada 822 milyondan fazla insan halen açlık çekmektedir.

Yılda açlıktan ölen 9 milyon insanın, 3.1 milyonu çocuktur.

Bu da günde 8500 (Sekizbinbeşyüz) çocuğun açlıktan dolayı öldüğü gerçeğidir.

Herkes sistemin çöktüğünü biliyor.

İyi olan her şeyi öldürdüğümüz gibi vicdanımızı da yavaş yavaş öldürüyoruz sanki.

Zira kalplerimiz soğuk, gözlerimiz tamah ve ihtiras ile yanıyor.

Unutmayın; vicdanımız, biz onu öldürmedikçe, yanılmaz bir yargıçtır.

Hepimizin doğasında bulunan 7 zaaf vardır aslında.

Düşünürler bunları sistematik hale getirip 7 ölümcül günah olarak nitelendirmişlerdir.

  1. Kibir
  2. Açgözlülük
  3. Şehvet
  4. Öfke
  5. Haset
  6. Tembellik
  7. Oburluk

Sayısı 7 olarak belirtilen bu günahlar, diğer günahlara yol açtığı için “ölümcül” olarak nitelendirilmiştir.

Bu günahların, insanın kalbinden geldiği ve eksik sevgi neticesinde ortaya çıktığı düşünülmektedir.

7 ölümcül günahı kategorize etmek isteyen bazı düşünürler, konuya “sevgi” bağlamında yaklaşmışlardır.  

Düşünürlere göre;

“1. Kibir”, “4. Öfke” ve “5. Haset” ve sevginin bozulmuş olduğu günahlar olarak kabul edilirken,

“6. Tembellik” sevginin eksik olduğu günah,

“2. Açgözlülük”, “3. Şehvet” ve “7. Oburluk” ise sevginin aşırıya kaçtığı günahlar olarak kabul edilmiştir.

 Göz, mideden büyüktür

Ateşin ve toprağın yemediği  şeyi çoğaltınız.

Mücadele, zorunlu ihtiyaçtan fazlasını biriktiren ve gücü merkezileştiren zamanın firavunlarına karşı olmalıdır.

Unutmayın; Hak verilmez, alınır.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.