OVP - Oy Vermeyenlerin Partisi

Yayın Tarihi: 15/07/21 10:07
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

İsviçreli psikiyatrist Dr. Elisabeth Kübler-Ross'un 20. yüzyılın sonlarında yaptığı en ünlü çalışmalardan biri olan ve 1969'da yayımlanan “Ölüm ve Ölmek Üzerine” adlı kitabında;

Tanıdığım en güzel insanlar, yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır.

Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar.

Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar.”

Ne yazık ki tarih boyunca, hükümetler her zaman romantik ve anarşist olan insanların başlattığı reform hareketlerini ezmeye, fikirleri yok etmeye, ölemeyen şeyleri öldürmeye çalıştılar.

Ispatını, İsveç merkezli V-Dem Enstitüsü'nün “2021 Demokrasi Raporu”nda da görebiliyoruz zaten.

Raporda, en az öldüren devletlerin en iyi devletler oldukları gün gibi ortada.

İnsanlığın entelektüel tarihi boyunca filozoflar varlık, bilgi, değer, ahlak, siyaset, eğitim gibi birçok sorunu ele almışlardır.

Bu sorunların en önemlilerinden biri, insanların mutlu olmalarını sağlayacak ideal bir devletin hangi özelliklere sahip olması gerektiğidir.

Devlet, özgür bir toplumda yasal ama minimal bir role sahip olmalıdır.

Zira, özgür toplumlarda devletler insanların hayatlarını düzenlemezler. Kendi hayatlarını düzenleyen insanların arasındaki adaleti düzenlerler.

Çünkü, devlet insanı suçludan korumak için var olmalıdır.

Anayasa ise insanı devletten korumak için var olmalıdır.

Çünkü, "Politikacılaɾın içeɾisindeki halk ɾuhu, hıɾsızlaɾın ve sokak seɾseɾileɾinin sahip olduğu halk ɾuhundan fazla değildiɾ. Politikacılaɾın amacı, heɾ zaman kendi özel avantajlaɾını aɾtıɾmak ve bunun iςin elleɾindeki çok büyük güçleɾi kullanmaktıɾ." sözünün sahibi Alman asıllı Amerika’lı gazeteci yazar Henry Louis Mencken “İnsanlığa hükmetme arzusu, hemen her zaman insanlığı kurtarma arzusu kılığına bürünür.” sözünün de sahibidir.

Kim ne derse desin, ne isterse düşünsün günümüzde artık veraset yolu ile kral olanların yerini, seçimle gelen krallar alıyor.

Buna rağmen hiçbir ulusun buna peşinen bağışıklığı yoktur.

“Putların Alacakaranlığı” ve “Deccal” gibi eserlere de sahip, felsefe ve düşünce dünyasında büyük çığır açmış Friedrich Nietzsche’nin de dediği gibi “Kral da olsanız, padişah da olsanız, dünyanın en yüce tahtına da çıksanız; oturacağınız yer kendi kıçınızın üstüdür.”

Kimsenin bir başkasının haklarına güç kullanarak tecavüz etmeye ya da güç kullanarak ona kendi fikirlerini empoze etmeye hakkı yoktur.

Oyun bittiği zaman şah da piyon da aynı kutuya atılır.

Kendisi Holokost'tan sağ kurtulmayı başarabilen fakat kızkardeşi dışında aile fertlerinin tamamını gaz odalarında yitiren, daha çok "İnsanın Anlam Arayışı" adlı kitabıyla bilinen Viktor Emil Frankl bireylerin kendi davranışlarını ve kendi yolunu seçme özgürlüğü insanların ellerinden her şey alınsa bile alınamayacağını fark etmiştir.

Viktor Emil Frankl’ın Nazi toplama kampında fark ettiği şeylerden biri de her durumda bir seçeneğin olabileceği düşüncesidir. 

Peki, seçim yapacak olanlar, gaşadaki çürük badadez’lerden seçmek istemezlerse, demokrasi başarılı olamaz mı?

Yoksa, demokrasi bir özgürlük sistemi değil de bir çeşit zorbalık yönetimi mi?.

100 Doların üzerinde yer alan Amerika'lı bilim insanı Benjamin Franklin’nin Demokrasi 2 kurt ve 1 kuzunun öğle yemeğinde ne yiyeceklerini oylamasıdır. Özgürlük ise bu oylamaya itiraz eden tam teçhizatlı (silahlı) bir kuzudur.” sözü hepimizin derin ve derinlemesine üzerinde kafa yormamız, irdelememiz gereken bir sözdür.

Demokrasi, çoğunluğun zorbalığı mı?

Peki insanlar kendi belirlemedikleri adayların içinden neden seçim yapmak zorunda bırakılıyorlar?

Neden herhangi bir siyasi bir partiyi benimsemeyen, bu yüzden sandık başına gitmeyecek olan seçmenin mecliste % oy oranı kadar temsiliyet hakkı olamıyor?

Neden, Oy Vermeyenlerin de 50’ler Meclisi’nde temsiliyetleri olamıyor?

Peki, “Kamu Yararı” bunu mu gerektiriyor?

Dünyada “Kamu” diye özel bir varlık bulunmadığına ve bu kavramla kastedilen şey amorf bir bireyler gurubundan ibaret olduğuna göre, birey hak ve menfaatlerinin yerine “Kamu Yararı” diye bir şeyin geçirilmesi fikrinin sadece bir tek açıklaması olabilir: Bazı bireylerin hak ve menfaatlerinin diğerlerininkinin üstünde tutulması.

Zira, siyasal bilime öncülük eden bilim adamlarından Martin Gilens, halk tutumu ve “Kamu Politikası” arasındaki ilişkiyi anlatan bir çalışma yapmış. Çalışmanın sonucu, özetle; Nüfusun yaklaşık 70%'inin politikayı etkilemesinin imkanı yok. Başka bir ülkede yaşıyor gibiler. Asıl ironi, halkın da bunu biliyor olması.

Kanepesiz psikoterapi tekniğinin babası Viktor Emil Frankl’a göre gerçek anlamda sadece iki insan “ırkı” vardır.

İyi insanların “ırkı” ve kötü insanların “ırkı”.

Ve bu “ırk ayrımı” her ulusun kendi içinde vardır.

Ve de;

☼♫♥

Sadece iki siyaset biçimi olduğunu düşünüyorum…

veya daha doğru bir ifadeyle iki siyasetçi tipi olduğunu:

Bir yanda, amacın terörizm de dahil her türlü aracı meşru kıldığına inananlar var.

Öte yanda ise, en kutsal amacı bile kirletebilecek araçlar olduğunun farkında olan siyasetçiler var.

İşte bu siyasetçi tipinin tüm bu gürültülerin arasından aklın sesini duyacağına…

…ve günün, daha doğrusu bu anma gününün taleplerine kulak vereceğine güveniyorum.

∞♥♣

Zira, insanlığın ve de KKTC’nin ayakta kalabilmesi, ortak değerler oluşturabilmesine bağlı.

Özgürlüğün sırrı cesarettir.

İnsanlığa doğruluğa,

Göğsünü aç korkma sakın.

☼♣☼

Hür doğmuştur insanoğlu,

Hür yaşamak hakkıdır.

Yeryüzünde en iyi şey özgür olmaktır.

Dünyadaki en büyük özgürlük ise seçme(me) özgürlüğüdür.

Bir seçim yapmamız gerektiğinde; seçmemek de bir seçimdir. 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.