BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

Hayat kurtarmak mı ekonomiyi kurtarmak mı?

Yayın Tarihi: 03/09/21 07:00
okuma süresi: 16 dak.
A- A A+

Son günlerde "PCR ve Antijen" testlerine yönelik ortaya atılan "ücretli" olduğuydu, olmadığıydı kararı ve sonrasında tepkilerden ortaya çıkan "aşılılara ücretsiz, aşısızlara ücretli" olacağına yönelik alınan yeni  uygulama kararları, alınan ilk hükûmet kararların halkın tepkisine göre sürekli şekil değiştirmesi ve geri adım atılması gibi uygulamalar ve davranış şekilleri neyin habercisi biliyor musunuz? Bilgisizliğin, odaklanma sorunun, beceriksizliğin, günü kurtarmanın, halkı düşünmemenin, toplum yapısını ve insan davranışlarını bilmemenin, kendine güvenmemenin, organize olamamanın, dağınıklığın, bu ülkeyi yönetme kapasitenizin olmamasının, en somut göstergesidir... Bu, halkla resmen dalga geçmenin en büyük göstergesidir...

Bu ülkenin ciddi sorunları var ve bu ülkenin artık gerçekten ciddi insanlara ihtiyacı var...

Almış olduğunuz hükûmet kararları, düşünce ve davranış şekillerinizin yansımasıdır ve bu kararların sürekli değiştirilmesi, bir şeylerin yolunda gitmediğinin, en büyük göstergesi niteliğindedir... "yetersizliğin" ve "yeteneksizliğin" en büyük ifadelerini halka yaşatıyorsunuz...

Kelimeler ve kararlar arasına gizlenen ifadeler, açık ve net olmayan karışık uygulamalar, sürekli "nabza göre şerbet" verircesine yapılan deneme-yanılma türünden kararlar, değişiklikler, nereye gittiğinizi ve bu toplumu nereye götürdüğünüzü bilmediğinizi gösteriyor... Yönetmiş olduğunuz süreci daha tehlikeli hale getirdiğinizin farkında değil misiniz?

O kadar dağınık bir ülke yönetiyorsunuz ki, nasıl olur da bu kadar rahat olabiliyorsunuz? Bunun bedelini gelecek nesillere çok ağır ödeteceğiniz şimdiden çok belli...

“Kaş yapayım derken göz çıkarmak üzeresiniz!” Sağlıkta sürekli ekonomik olma düşünceleriniz ve bu yöndeki uygulama girişimleriniz, çok fazla açık olmayan ifadeleriniz, ortaya farklı bir felaketi daha çıkarmak üzeredir o da, ucuz "PCR ve Antijen" kitleri ile test yapmanın yolunu bu ülkede açmak üzeresiniz... Ucuz "PCR ve Antijen" kitleri ile test yapmanın "yapmamak" ile eşit olduğunu tüm sağlık otoriterleri altını defalarca çizerek vurgulamaktadır... Sizler bunu da göremeyecek kadar "çaresizsiniz!"

Sağlıkta "ucuzluğa" ve "kalitesizliğe" doğru gidiyorsunuz, toplumu felakete taşıdığınızın farkında değil misiniz?

Siz, bir taraftan, "biz aşılanmayı teşvik için karar aldık..." diyorsunuz, bir taraftan da "ciddi bir kaynak sıkıntısı söz konusu..." diyorsunuz... Çelişkili konuşmalar ve açıklamalar yapıyorsunuz... Halkın kafasını, daha fazla karıştırıyorsunuz, toplumsal endişeye ve kaygıya neden oluyorsunuz...

Peki siz, kendi içinizde kamuda tasarruf yapmazken, o kadar gereksiz devlet harcaması varken, bunun bedelini halka "hayatı" ile mi ödetmeyi düşünüyorsunuz? Sağlıkta "ucuzluğa" ve "kalitesizliğe" doğru giderek mi bunu yapacaksınız?

COVID-19 pandemisinin dünyaya ve bize öğrettiği en önemli derslerden biri de, ekonomik ve epidemiyolojik yönlerin düşünülenden çok daha fazla iç içe olduğudur... Bunu yönetmek için her iki konuyu ve diğer konuları da çok iyi bilmeniz ve öğrenmeniz gerekiyor... Her ikisinin tek başına düşünülemeyeceği gerçeğini yeni dünya düzeninde artık göz önünde bulundurmanız gerekiyor... Bunların koordinasyonu sadece danışmanlarla gerçekleşmez, sizlerin de bu konular hakkında bilgi sahibi olmanız, araştırmanız gerekiyor ki sağlıklı kararlar aldırabilesiniz...

COVID-19 pandemisi ile ortaya konan politik kararlar asla toplumda kutuplaşmış bir tartışmaya yol açmamalıdır... Para ve hayat arasındaki değiş tokuşun bu kadar keskin olmaması gerekiyordu...

Öncelikle ortaya konulması gereken politik hedefin, sağlık sisteminin aşırı yüklenme riskini artırmaması olmalıydı... Salgının yayılımının insanlarda azalmaya yönelik olmalıydı... Enfekte sayısının her gün için azalmasına, aşıyı artırmaya yönelik olmalıydı...

Şimdi, bu durumu bir "salgın eğrisi" olarak düşünelim... Eğrinin zirvesi çok yüksekse, aynı anda sağlık bakımına ihtiyaç duyan çok fazla insan olacak ve bu da aşırı ölümlere ve acılara yol açacaktır...

"Hayatlara" odaklanmazsanız, önümüzdeki kış süresince kontrolsüz salgın sırasında yeni enfekte olanların sayısı artmaya devam edecek ve sağlık hizmeti kapasitesinde yetersizlikler baş gösterecek, gereksiz ölümleri önlemek için aldığınız kararlar yetersiz olacaktır...

Hastalığın ne kadar hızlı yayıldığını sınırlamak ve böylece "salgın eğrisini" düzleştirmek için öncelikli doğru önlemleri kararlılıkla almak ve uygulamak zorundasınız... Bu aşamada "hayat kurtarmak" her zaman ekonominin önünde düşünülmelidir...

"Salgın eğrisinin" yeterince düzleştirildiği ve böylece enfekte olanların sayısının sağlık hizmeti kapasitesinin hemen altında olduğu duruma dönmeye çalışmak ve bunu sürdürmek temel hedefiniz olmalıdır...

Ne yazık ki, bulaşı-hastalanmayı sınırlamaya yönelik olarak alınacak ulusal kararlar, hem üretimi hem de tüketimi azaltacağı muhtemel olacağından, bu bilinçle hareket edilmesi gerekmektedir...

Bunun aksi olursa ve karantinalar artarsa ve bununla birlikte daha fazla sert tedbirler de alınmaya başlarsa hatta iş yerleri kapanmak zorunda kalırsa, çalışanlar işe gidemezse ve tüketiciler de market ve eczane dışında alışveriş yapamazsa, işte o zaman ekonomide gerçek çöküş süreci başlayacak ve bunu asla kontrol altına alamayacaksınız...

Sağlıkta tasarruf yapayım derken, insan hayatlarına ve ekonomiye daha fazla zarar vermeye başlayacak, ülkesel bir felaket yaşatacaksınız... Nereye gidiyor olduğunuzun farkında olmalısınız!

Bu basit çerçevede, politika yapıcılarının gereksiz ölümleri önlemek ve ekonomiyi devam ettirmek için, odaklanmaları gereken hayati derecedeki nokta, salgın sırasında yeni enfekte olanların sayısı ile sağlık hizmeti kapasitesinin dengelenmesidir! "PCR ve Antijen" testlerinin bazı kişilere "ücretli" bazılarına "ücretsiz" olması değildir! Bu yöntemlerle kesinlikle sağlıkta tasarruf sağlayamaz, ülkesel ekonomiyi düzlüğe çıkaramazsınız...

Ülke ne aşı olanlar yönünden istenilen düzeydedir, ne de vaka sayısı yönünden kontrol edilebilir düzeydedir... Özellikle bu dönemde bu tür karmaşık deneme-yanılma kararlarının sonuçları, çok daha yıkıcı olabilmektedir...

Bir şeyden daha fazla elde etmek için, başka bir şeyden vazgeçme zorunluluğuna "ödünleşim" denir. Hayat kurtarmanın "ödünleşimi" asla olamaz! Birşeyden daha fazla elde etmek için daha önemli başka bir şeyden asla vazgeçemezsiniz... Yarattığınız hatalarla dolu sistemi besleyebilmek için, maaşları ödeyebilmek için, gereksiz kamu giderlerini karşılamak için, "hayatları" kurtarmaktan vazgeçemezsiniz... Ülkeye getirilmesi gerekli olan ilaçlara ödenek ayırmayarak, bu ilaçları ülkeye getirmeyerek "hayatları" kurtarmaktan vazgeçemezsiniz... Öyle bir sistem yarattınız ki! Şimdi o sistemi besleyemiyorsunuz! Bunun bedelini "hayatlarla" ödetemezsiniz...

Ekonomiyi kurtarmak için "hayatları" feda edemezsiniz... İnsanlar bu ülkede, kullandıkları ilaçları dahi, resmî kurumlarınızdan artık bulamıyor... Ekonomiyi kurtarmak için siz, bu ülkeye ilaç dahi getiremiyorsunuz artık... Yarattıklarınızla, tüm söylemlerinizle, günü kurtarmaya yönelik düşünce şekillerinizle ve uygulamalarınızla gurur duyabilirsiniz... Bu güzelim ülkeyi, bu güzelim insanları ne hale getirdiniz... Bu ülkeyi artık " sözün bittiği yere..." getirdiniz...

Düşüncelerinizin götürdüğü yol asla bu yol olmamalıydı... Yanlış yolda ilerliyorsunuz...

Bu "ödünleşimi" en iyi şekilde değerlendirmek zorundasınız... Kontrolsüz salgın ile yeni enfekte olanların sayısı artmaya devam ederse ve sağlık hizmeti kapasitesinde yetersizlikler baş gösterirse, gereksiz ölümlerin ne olacağını hiç düşündünüz mü? Bu fotoğrafı net görebilmeniz için bazı bilimsel örneklerden ve rakamlardan yararlanacağım... En son yapılan bilimsel çalışmalara ve ortaya çıkan yeni varyantlara göre; örneğin İngiltere'de "salgın eğrisinin" aşılması halinde, 66 milyonluk nüfusta gereksiz ölümlerin toplam 510 bin kişiyi bulabileceği, ve örneğin İsveç'te bu oranın, 10,4 milyonluk bir nüfusta toplam 77 bin kişinin gereksiz yere öleceği yönünde çok önemli bilimsel tespitler vardır... Bundan haberiniz var mı? Bu tehlikeli durumları ve riskleri yakından araştırıyor musunuz?

Peki KKTC, bu sayılara göre bilimsel olarak yeniden ölçeklendirilirse, 2011 yılında yapılan nüfus sayımı göz önünde bulundurulduğunda açıklanan tahmini 350 binlik nüfusta, enfekte olanların sayısı artmaya devam ederse ve sağlık hizmeti kapasitesinde yetersizlikler baş gösterirse, gereksiz ölümlerin sayısının toplam 2,695 kişiye kadar çıkabileceğini biliyor musunuz? Dünyada bilimsel olarak tespit edilen en iyimser ölüm oran yüzdesi 0.77 olarak belirlemiştir. KKTC nüfusunun bazı kesimlere göre 800 bin olarak telaffuz edildiği göz önünde bulunduğunda bu nüfusa göre de bu oran 6,160 kişiye kadar çıkabileceği göz önünde bulundurulmalıdır... Konu bu kadar hayati ve ciddidir! Pandemi döneminde gereksiz yere insanların ölebileceği yönünde belirlenen bu bilimsel oran, İngiliz epidemiyolog Neil Ferguson'un liderliğindeki büyük bir bilim insanı ekibi tarafından, bilimsel bir rapor olarak dünyaya yayınlanmıştır...

Örneğin, KKTC resmî nüfusunun 350 bin olduğunu kabul edersek, yüzde 60'ı sonunda enfekte olursa ve enfeksiyon ölüm oranı daha düşük olarak yüzde 0.6 tutarsak, pandemi süresince toplam 2,100 hayat kaybedilebilir! Aynı kaba hesaplamalarla finansal terimlerle bu durum KKTC (GSYİH) Gayrisafi Yurt İçi Hasılası'nın yüzde 4 ile 7'sine tekabül edebilir...

İşte "Hayat kurtarmak mı ekonomiyi kurtarmak mı?" sorusundaki "dengeyi" sağlamanın ne kadar hayati olduğunun bir başka açıdan önemini çok iyi değerlendirmeliyiz... 

Sağlık hizmeti kapasitesinin aşılmaması gerektiğinin ve ülkesel pandemi politikalarında bu konunun olmazsa olmazı olduğunu bilerek, "sağlıkta tasarruf" yoluna hiçbir yönden, hiçbir şekilde kesinlikle gidilmemesi, hatta bunun düşünce düzeyinde bile değerlendirilmemesi gereken hayati bir süreçteyiz...

Bir maliyeci olayları maliye açısından değerlendirebilir, bir sağlıkçı sağlık açısından değerlendirebilir ama, başarılı bir siyasetçi olmak istiyorsanız bakış açınızı biraz daha yukarıya yükseltip, olaylara yukarıdan aşağıya daha geniş açıdan bakmalısınız ve "dengeyi" bulmak zorundasınız... Atacağınız adımlar ciddidir, hayatidir ve geriye dönüşü yoktur... Atacağınız adımlar çok sayıda hayatlara ve canlara mal olabilir! Bu nedenle çok dikkatli olmak ve parti işlerinden ziyade sadece bu konulara odaklanmak zorundasınız...

Hastalık daha yavaş yayılırsa ve toplam enfekte sayısının daha düşük olması halinde, yani “yatay eksen” oluşmaya başlarsa, bu hayatların kurtarılacağı anlamına gelmektedir... Bu da, sağlık kapasitesinin artırılması, test kapasitesin artırılması, önlemlere uyulması ve aşılananların sayısının artırılması ile mümkün olabilmektedir... "Tasarrufla" değil!

Ülkemizde sürü bağışıklığına yönelik bir yol takip edildiğine yönelik bir izlenim yaratılıyor ama, unutulmaması gereken, enfekte olan her bireyin COVID-19'u ortalama normalde en iyimser şekliyle 2,5 kişiye daha yaymasıdır. Yeni varyantlarla bu oranlar çok daha fazla artmaktadır... Bu, sürü bağışıklığına ulaşmak için en az yüzde 60'ının enfekte olması gerektiği anlamına gelir... Ancak kontrolsüz bir pandemi ki şu an ülkemizde bu yaşanıyor, toplumun yüzde 90 kadarının enfekte olmasına neden olabilir... Bunun nedeni, pandeminin zirvesinde hastalığın o kadar hızlı yayılması ile birlikte, virüs doğal olarak sürü bağışıklığı eşiğini “aşıyor”olabileceğidir... Bununla birlikte, pandemiyi ertelemekle ilişkili potansiyel bir risk de ortaya çıkmaktadır... Kaynaklar çok erken tükenirse, virüsün kış dönemi dalgaları, diğer ülkelere kıyasla ülkemizde daha büyük etkiye sahip olabilecektir... Burada da "denge" konusunun çok iyi anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir...

Unutulmaması ve fark edilmesi gereken nokta şudur ki, sokağa çıkma kısıtlamalarının ardından iş gücü arzı ve tüketimindeki düşüşün bir kısmının, sosyal mesafe kısıtlamaları olmadan da gerçekleşebilmesidir. Hastalık hızla yayıldığında özellikle sağlık kapasitesi aşıldığında ve insanlar yeterli tedavi alamayacaklarını fark ettiklerinde, enfekte olmamak için tüketimi azaltarak ve işten kaçınarak tepki verdiği bilinmektedir. Bu aynı zamanda, bulaşmayı sınırlayan kamu uygulamarının, hayat kurtarmak ve daha fazla insanı işe geri döndürmek gibi ikili bir amaca hizmet edebileceği anlamına geliyor... İşte tüm bu "denge" çok geniş ve yukarıdan bakılacak bir bakış açısı ile gerçekleşebilecektir. Bizi yönetenlerin, bu vizyona ve yeterliliğe sahip olması gerekmektedir...

Anlayacağınız yeni dünya siyasetçisinin ülke yönetiminden, salgın ve kriz yönetimine kadar, ekonomiden de, sağlıktan da, insan davranışlarından ve birçok alandan anlaması ve bilgi sahibi olması, kendini geliştirmesi, sorunlara odaklanabilmesi gerekmektedir... Tek yönlü siyasetçi olma dönemi yeni dünya düzeni ile birlikte ortadan kalkmış, çok yönlü bilgiye sahip ve bunlardan ortak "denge" oluşturabilme seviyesinde ve kapasitesinde olan kişilerin ülke yönetiminde bulunması gerekliliğini bir kez daha ortaya çıkarmıştır... Kıbrıs Türk halkı olarak, eskimiş bazı alışkanlıklarını değiştirerek, pandeminin bize görmemizi ve farkındalık oluşturmamızı sağladığı bu durumu iyi değerlendirerek, bu yeni yaşanılan acıklı, bir o kadar da trajikomik deneyimlerle ileriye bakmamız gerektiğinin önemine, şimdi daha fazla varmalıyız... 

Gelecek, bugün ne yaptığınıza bağlıdır...

Unutmayınız! Geriye dönüp başlangıcı değiştiremezsin ama olduğunuz yerden başlayıp sonu değiştirebilirsiniz...

"Hayat kurtarmak mı ekonomiyi kurtarmak mı?" sorusunun cevabı işte tam da burada, bu derin düşüncede yatıyor...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.