BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

"AKDENİZ: JEOSTRATEJİK BİR SATRANÇ TAHTASI"

Yayın Tarihi: 10/09/21 09:31
okuma süresi: 13 dak.
A- A A+

2-3 Eylül tarihlerinde, Slovenya'da gerçekleşen Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlarının "Gymnich" olarak bilinen gayriresmi toplantılarındaki konuşmalar ve değerlendirmeler "Akdeniz" bölgesinde "jeostratejik bir satranç tahtası" niteliğindeydi...

Sevgili okuyucularım, yazılarımda sürekli vurguladığım bir şey vardır... İyi bir yönetici, lider ve siyasetçi olmak istiyorsanız, olaylara bakış açınızı her zaman yukarıdan aşağıya geniş açıdan bakmak zorunda olduğunuzdur! İç meselelerde de dış meselelerde de bakış açınız dışarıdan içeriye doğru geniş açıdan olmalıdır... Bu alışkanlığı kazanma özelliğinizi bilinçaltınıza öğretmeniz ve geliştirmeniz gereken çok önemli bir yeni dünya yapılanması içerisindeyiz...

Kıbrıs'ın stratejik olarak bulunduğu konum nedeniyle, bölgede sürekli çok uluslu gelişmeler, toplantılar, değerlendirmeler yapılmaktadır... Bu etkinliklere ülkesel olarak katılım sağlanmasa da, bireysel olarak yakından takip edilmesi, toplumun en üst düzeydeki yöneticilerinin sorumluluğu altında olan, çok önemli görevlerden biridir... Unutmayınız "bilgi" her zaman güçtür!

Otomatikleşen ve aynı şeyleri tekrarlama alışkanlığından çıkarak, çağımızın gerekleri ve yeni dünya düzenine göre kendinizi ve bilgilerinizi güncellemek zorunda olmanın bilinci ile, dünyanın ve bölgenin nereye doğru gittiğini görerek, gerekli önlemleri ülkenizde anında alarak ve aldırarak çalışmalara bizzat öncülük yapmanız gerekmektedir... Dünya ilişkilerinin sürecini ve geleceğini en iyi şekilde "bilgi" sahibi olduğunuzda yönetebilirsiniz...

Son yapılan bölgesel çok uluslu toplantılarda ortaya, çok uluslu bir güç çıkarılmaya çalışılmaktadır... Bu bölgede ortaya çıkarılmaya çalışılan gelişmeler, bu bölgede, bu ülkede yaşayanlar olarak hepimizi çok yakından ilgilendirmektedir...

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen, AB Dışişleri Bakanları "Gymnich" olarak adlandırılan toplantılarda, Akdeniz bölgesindeki Türkiye'nin faaliyetleri, Afganistan'daki son durum ve bunun bölgesel güvenlik ve istikrar üzerindeki etkileri konularında önemli değerlendirmeler yapılarak görüşler paylaşılmıştır...

Burada, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanlığı'nın kendi meslektaşlarına dikkat çekici açıklamaları olmuştur... Türkiye'nin bölgedeki faaliyetleri, Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeler ve Maraş konusu masaya yatırılmıştır...

Esas dikkat çekici açıklamalar, Slovenya'nın aynı adı taşıyan kasabasında her yıl düzenlenen "Bled Stratejik Formu" çerçevesinde bu yıl düzenlenen "Akdeniz: Jeostratejik Bir Satranç Tahtası" başlıklı bir panel tartışmasında yaşanmıştır...

Şimdi soruyorum! KKTC Dışişleri Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı, bu forumda yapılan açıklamaları takip etti mi, takip etmişse karşı açıklama olarak bu katılımcı ülkelerin Türkiye'deki temsilcikleri vasıtasıyla bu ülkelere gerekli açıklamalarda bulunuldu mu? Bulunulmuşsa ne tür açıklamalarda bulunulmuştur? Kendi kamuoyunuzu bu konularda biraz aydınlatabilir misiniz?

Unutmayınız! Lobicilik, fırsatları en iyi şekilde kurgulama, organize olma ve duyurma sanatıdır... Peki siz ülkesel sesimizi dünyaya yeterince duyurabiliyor musunuz? Bunun için neler yapıyorsunuz? Bunlar için nasıl organize oluyorsunuz? Yoksa bunları da mı Türkiye'nin yapmasını bekliyorsunuz?

Siz, bu konularla ilgili olarak nasıl bir ülke yönetiyorsunuz? Halk bu konularda sizlerden bilgi talep ediyor... Yurt dışında bu kadar önemli konular "gündem" olurken, bizim üst yönetim niye Türkiye “bölgesel” gezilerine devam ediyor da dünyaya gerekli olan girişimlerde bulunulmuyor? Güney Kıbrıs'ın atmış olduğu adımlara karşılık niye bizlerden de dünyaya güncel açıklamalarda bulunulmuyor ve lobicilik faaliyetleri artırılıp, çeşitlendirilmiyor? KKTC yurt dışı temsilcilikleri ne işe yarıyor? En son ne zaman bu temsilcilikler bir araya getirilip, stratejiler geliştirip, toplantılar düzenlendi? Neden bu temsilciliklere, olağanüstü imkânlar tanınıyor ve inanılmaz paralar akıtılıyor? Niçin? Neden onları lobicilik faaliyetlerinde etkili kullanamıyorsunuz? Neyi bekliyorsunuz? Kimi bekliyorsunuz?

Bu sorulara cevap verilmesi için 21'inci yüzyılda yaşamış olduğunuzun derin farkındalığına varmanız gerekiyor... 19'uncu yüzyılın uygulamaları ve düşünce tarzıyla yeni dünya düzenine asla uyum sağlayamazsınız! Başka çağda yaşıyorsanız bu soruların hiçbirine tatmin edici cevaplar veremezsiniz...

Yanı başınızdaki komşunuz, gücüne güç toplarken, uluslararası hukuktan destek almanın yollarını en üst düzeyde ararken ve artırırken, güçlü lobicilik çalışmaları yaparken, sizler de susmaya devam ederseniz, sadece alışıla gelmiş otomatikleşen söylemlerinize devam ederseniz, dönüp dolaşacağınız yer, yine hep aynı yer olacaktır... Kendinizi şimdi, dünya karşısında savunmak için çaba sarf etmezseniz, peki ne zaman kendinizi savunmaya başlayacaksınız ve haklı olduğunuzu iddia ettiğiniz konularda dünyayı inandıracaksınız?

Yanı başınızdakiler tarihi, yeniçağa göre tekrardan dünyaya yorumlayabiliyorsa, peki siz ne zaman kendinizi dünyaya anlatmaya başlayacaksınız? Ne zaman kendi tepki yollarınızı belirleyeceksiniz? Neden haklı olduğunuzu dünyaya, dünya dilinden haykıramıyorsunuz! Bu sizin göreviniz! Bu sizin sorumluluğunuz! Dünya sahnesine çıkın ve neden haklı olduğunuzu dünyaya gösterin, dünyayı ikna edin, bunun için çalışın, strateji belirleyin... Yaratılan danışmanlık ordusu niçin? Kimin için? Yoksa onlar sadece partililer ve partinin geleceği için mi? Halk bu konularda da sizlerden gerekli açıklayıcı bilgileri talep ediyor...

Sorunlara çözümler bulabilmek için bazen de çözümün avantajlarına odaklanmak gerekiyor... Peki siz bu avantajların ne kadarına odaklanabiliyorsunuz? Yoksa siz hep siyah - beyaz mı görmeye alıştırıldınız? Bunun dışındakileri göremiyor musunuz?

Sürekli haklılık konusunda açıklama yapmak, ikna etmeyi de gerektirir... Bu yöndeki uluslararası lobicilik faaliyetlerinden hiçbirini göremiyoruz... Yoksa yolunda gitmeyen bizlerin bilmediği bir şeyler mi var? Halk merak ediyor... Bilmek istiyor... Söylemlerden öteye niye geçemiyorsunuz? Neyi veya kimi bekliyoruz? Neden hep yerinde sayıyor demeçleriniz?

Ülkemizin üst yönetimi, Afganistan konusundaki görüşlerini kamuoyu ile neden çok fazla paylaşmadı! İlgili ülkede katı ön koşullar altında olan kadın ve çocukların desteklenmesi ve insan haklarına özellikle kadın haklarına, hukuk düzenine ve medya özgürlüğüne yönelik saygının gerekliliği, diyaloğun önemi konularındaki görüşleriniz neden içte ve dışta etkin bir şekilde yerel ve dünya kamuoyuna duyurulmadı? İnsani konularda sesiniz daha gür çıkması gerekmez mi sizce de? Neden hep "Kıbrıs" konusuyla uyuyup, "Kıbrıs" konusuyla uyanıyoruz? Neden bir devlet olarak dünya kabul etse de etmese de ülkesel insani görüşlerimizi dünyaya açıklayamıyoruz? Sizi kim tutuyor? Neden dünya ile yakınlaşmanın yolları farklı yönlerden aranması denenmiyor? Neden hep "Türkiye" ile ilgili demeçler veriliyor ve hep "Türkiye"ye ziyaretler gerçekleşiyor? Neden bir dünyalı olarak davranamıyoruz? Neden dünyayı ilgilendiren konularda görüş ve önerilerinizi sunamıyorsunuz? Halk bunları sizlerden duymayı bekliyor...

Dünya sadece "Kıbrıs" değildir! Dünyalı olmak ve dünyalı gibi davranmayı bu halk unutmaya başladı... Dünyanın insanı olmak istiyor artık Kıbrıs Türk Halkı... Konu KKTC'nin tanınıp tanımamsı değildir, asla! Konu halkın, dünyalı gibi düşünmesi, dünyalı gibi davranması, dünyalı gibi yaşamasıdır... Dünyalı bir insan olmasıdır... Konu "Kıbrıs Sorunu" değildir! Konu adada KKTC'de bu ülkede dünyalı gibi yaşama şartlarının ve geleceğinin yapılanmasıdır... Halk, ülkeyi yönetenlerden daha fazla dünyalı olma standardı istiyor... Konunun "Kıbrıs meselesi" ile karıştırılmasını, gece gündüz "Kıbrıs meselesinin" konuşulmasını Kıbrıs Türk halkı istemiyor artık... Ülkedeki sorunlara dünyalı gözüyle bakılmasını ve çözümler üretilmesini istiyor... Kıbrıs Türk halkı artık bu ülkede yeni beyinler istiyor... Yeni bakış açıları istiyor... Bu toplumu demeçlerinizle, yaklaşımlarınızla, düşünce şekillerinizle, uygulamalarınızla, partizanlığınızla yordunuz... Toplum artık çok yorgun... Kaygılı ve endişeli... Yurt dışında eğitim almış gençler artık ülkeye dönmek istemiyor... Halk dünyalı olmayı daha fazla hatırlamak istiyor! Bunun için çalışmanızı... Bunun için çaba sarfetmenizi... Bunu göstermenizi bekliyor...

Düzenlenen "Akdeniz: Jeostratejik Bir Satranç Tahtası" başlıklı panel tartışmasında ortaya çıkan en önemli açıklama; Akdeniz bölgesinin “Avrupa Birliği'nin küresel bir oyuncu olmaya mı karar verdiğini veya vereceğini mi yoksa seyirci kalmaya mı karar vereceğini gösterecektir!” açıklamasıydı... İşte en can alıcı nokta da burasıydı... Anlayacağınız önümüzdeki süreçlerde birliktelik gücünün, iş birliği gücünün tamamen Akdeniz bölgesine kayma olasılığının çok yüksek olduğudur... Ülke olarak bizlerin buna hem toplumsal hem de bireysel olarak hazır olması ve hazır hale getirilmesi önümüzdeki süreçlerde çok daha önemli olacağı kesindir... Düzenlenen bu panelin kapanışında vurgulanan ifade; “Akdeniz'deki stratejik mimaride bir değişiklik” olduğu yönündeki açıklamalar, hem düşündürücü hem de bazı şeyleri kabuğumuzdan dışarı çıkarak, düşünmemiz ve çalışmamız gerektiğinin çok önemli göstergeleridir...

Doğu Akdeniz'e girmek için yeni aktörlerin gerekliliğine dikkat çekilen bu önemli panelde, Hindistan'dan "uluslararası hukuk kavramını bizim yaptığımız gibi anlayan ülkelerden" örneği şeklinde gösterilmesi de, Akdeniz bölgesindeki güç oluşumunun önemli sinyalleri verilmekte, yükselen ve genişleyen bir güç olarak Hindistan'ın da bu güce dahil edilmesine çalışılmaktadır...

Bu forumdaki, "Tek bir insanlık olarak ortak zorluklarla mücadele etmeliyiz" gibi ifadeler, güç oluşumunun ortaya çıkardığı, dünyayı ilgilendiren farklı sorunlarla tek yumruk olarak mücadele etme düşüncesi ve yapılandırması, bu bölgenin bütünselliğe doğru ilerlediğinin en somut göstergeleridir...

Peki biz, düşüncelerimizle, yaptıklarımızla, konuştuklarımızla, davranışlarımızla hangi çağda yaşıyoruz? ya da hangi çağda yaşamaya zorlanıyoruz? 

"Akdeniz: Jeostratejik bir satranç tahtası" kavramı çok geniş ve derinliği olan kavramdır ve bunu çok iyi analiz etmeliyiz...

Unutmayınız! Satranç akılla oynanır, ellerle değil! Ve hiçbir oyunu terkederek kazanamazsınız!

Satranç her şeyden önce bir mücadeledir...

İyi oyuncu olmak yetmez... İyi oynamak da gerekir...

Satranç, sayısız ve çeşitli şekillerde oynayabileceğiniz sonsuz karmaşık bir oyundur!

Hayat da tıpkı satranç gibi, bazı hamleleri kazanmak için yaparsınız, bazı hamleleri de sırf oyunun akışı bunu gerektirdiği, doğrusu bu olduğunu sandığınız için yaparsınız ve "yenilirsiniz!"

Satranç, tahtaya karşı bir savaştır. Amaç, rakibin "zihnini" yenmektir... Bu doğrultuda hareket etme ve farkındalığınızı artırmak zorundasınız... Gerçekten bu oyunu kazanmak istiyorsanız...

Unutmayınız! Satrancın yüzde 99'u taktiktir! Ve tüm savaşların üstündedir... En güçlü silahınız bir sonraki hamleye sahip olmanızdır... Satranç toplam konsantrasyon gerektirir...

Gereksiz söylemlerinizi bir kenara bırakarak, tüm gücünüzle buna odaklanmalısınız...

Peki siz bu satranç tahtasının neresindesiniz?

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Kuzey Kibrisli10/09/21 13:01
Tam da kurultay arifesinde çok ütopik beklentiler içeren bir yazı olmuş🤣… Kurultay geçsin da seçimlerden evvel bir bakarık🤪