Kıbrıs Kraliçesi Caterina Cornaro ve Fatih'in Portresi

loading
13 Temmuz, Pazartesi
£

8.67

7.77

$

6.87

DÜŞÜN

Uğraş BERATLI
ugrasberatli@gmail.com
Uğraş BERATLI
A- A A+

Kıbrıs Kraliçesi Caterina Cornaro ve Fatih’in Portresi

İstanbul Belediyesi’nin satın aldığı Fatih tablosu büyük olay oldu. 770 bin pounda alınan tablonun fiyatı, biz faniler için büyük bir rakam olsa da orta halli bir önemi olan tablolar için çok da yüksek bir fiyat değil, hatta ucuz bile sayılabilir.

Büyük bir imparatorun, kendince ünü olan bir ressam tarafından yapılmış bir tablosunun neden sadece 770 bin pounda satıldığını söylemek gerekirse, tablonun Bellini kardeşlerden daha az ünlüsü Gentile Bellini’ye ait olması dışında, aslında ona ait olup olmadığının da kesin olmaması ve  tablonun genel durumu da var. Fatih’in karşısına yerleştirilmiş genç adamın ise kim olduğu hala soru işareti.  Bu genç adamın Fatih’in oğlu Cem Sultan olduğu iddia ediliyor. Pek inandırıcı değil hatta fazlaca romantik bir iddia gibi geliyor. Tablonun altındaki 28 Kasım 1480 tarihi de Venedik ile Osmanlı arasında 25 Ocak 1479’da yapılan anlaşmadan yaklaşık 22 ay sonra yapıldığını gösteriyor. Venedik bu anlaşma ile yıllık 10.000 altın karşılığında Osmanlı sularında ticaret yapma hakkı kazanmıştı. Anlaşma’nın bir maddesinde de Venedikli ressamlardan birinin Osmanlı ülkesine gelerek Fatih’in portresini yapması vardı. İşte o ressam, bugün abisi ve babası kendisinden meşhur olsa da o dönemde Venedik’in en meşhur ressamı olan Gentile Bellini’ydi...

Anlaşılan o ki Fatih,  ressamın ününden bihaber olduğundan ressamın kendi resmini yapmadan önce sarayda bazı resimler çizdirerek yeteneğini sınamış. Resmi tarihin böyle handikapları vardır. Anlatılan hikayeye göre ya Fatih anlatıldığı kadar kendi döneminin resim sanatından haberdar değil, ya denildiği kadar sanata ve sanatçıya kıymet veren bir adam değil, ya da hikaye toptan uydurma ve Fatih sarayında ağırladığı ünlü bir ressama “hadi bir iki resim çiz bakalım da görelim yapabiliyor musun?” diyecek bir adam değil.

Resimde Fatih’le aynı göz hizasında ve tabloda Fatih kadar yer kaplayan yabancının kim olduğu bir muamma. Bugün bile sanatta konunun kapladığı yer çok önemlidir hatta popüler müzk sahnelerinde bile “star”ın sahnede sahip olduğu alana “stage estate” denir. Star şarkıcı, sahnede daha fazla alanda hareket etme hakkına sahiptir. Ün ve önem azaldıkça sahnede daha küçük bir yere hapsedilir hatta sahneden atılıp sahne kenarında perde arkasından çaldırlır. Resimde de aynen böyledir. Bir nesne tualde ne kadar yer kaplarsa o kadar önemlidir. Resimde perspektifin keşfinden sonra önemsizler arkaya itilmiş, önemliler öne çıkarılmıştır ama perspektiften önce doğrudan boyut olarak önemli olan büyük, önemsiz olan küçük çizilmiştir.

Resmin yapılmasından dört ay önce Osmanlı donanması Otranto’yu ele geçirmiş, Güney italya’da başlayan ve Fatih’in ölümü ile durdurulan bir harekatın köprübaşı tutulmuştu.

Resmin hikayesi ne olursa olsun, Kuzey ve Güney İtalya’nın dün olduğu kadar,  bugün de birbirinden pek hoşlanmamasına bir not gibi bu tablo. Sanat tarihi, hele sanat “piyasası” en hafif ifade ile garipliklerle doludur.

Bellini, saray ressamı olarak namlıdır. Bir diğer eserinin ünü de ta bizim buralara kadar uzanır.

Bellini bir hemşehrisi ama diğer taraftan da bizim “hemşehrimiz, genabamız, yengemiz” Kıbrıs Kraliçesi Catherina Cornaro’nun da ressamıdır. Fatih’in tablolarından 20 yıl sonra yapılan bu tablolar bence Bellini’nin çok daha güzel tablolarıdır. Bunun dışında Cornaro’nun, benim kişisel hayranı olduğum Dürer ve rönesansın büyük ressamı Venedikli Titian tarafından da resimleri çizilmiştir.

Caterina  Cornaro’nun hikayesi uzun ve trajiktir. Kendi halinde ve büyük ihtimalle “kraliçe” olmayı hayal eden soylu bir kızın, oradan oraya sürüklenen ve şüpheli bir ölümle oğlunu kaybeden bir annenin hikayesidir. Bir iddiaya göre oğlunu, Kıbrıs tahtını kocasının yenerek ele geçirdiği üvey kardeşi, Aya Sofiya Katedralinde taç giyen Paleologoslar'dan Kıbrıs Kraliçesi Charlotte öldürtmüş.

Bellini’nin tablosunda, yüzünden okunan bu kederi görmemek için gözünüzün kör, kalbinizin taş olması gerek. Kocası Lüzinyan kralı II. James’in ölümünün ardından, Lefkoşa’dan Mağusa limanında kendisini Venedik’e geri götürecek gemiye giderken, yolda toplanan Kıbrıs’ın yerli halkı arkasından gözyaşları dökmüşler. O da, ya bu adaya olan sevgisinden ya da başına gelecekleri bildiğinden, gözyaşları dökerek adadan ayrılmış. Ölene kadar Kıbrıs Kraliçesi namını da taşımış. Charlotte derseniz o da Roma’da ölerek papaların gömüldüğü ünlü St. Peter Kilisesine gömülmüş.

Charlotte, Caterina Cornaro, Papalık, Venedik, Osmanlı ve Memluklar arasındaki Kıbrıs üzerinden süren  karmakarışık bir vesayet savaşının hikayesi bambaşka bir yazının konusu olsun.

Bugüne gelirsek aynı karışıklığın hala devam etmediğini söylemek biraz zor.

Baksanıza, Fransa’nın İngiltere’nin, Yunanistan’ın, ABD’nin, Türkiye’nin, Mısır’ın ve İsrail’in hatta Rusya ve Çin’in zaman zaman açıkça güç mücadelesi sürdürdüğü bu topraklar hala her gün yeni gelişmelere gebe...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.