Gerginlikten medet ummak

loading
13 Ağustos, Perşembe
£

9.61

8.69

$

7.34

DÜŞÜN

Uğraş BERATLI
ugrasberatli@gmail.com
Uğraş BERATLI
A- A A+

Gerginlikten medet ummak

Benim çocukluğumda Kıbrıs’ın büyük takımlarından birinin bir kalecisi vardı. Bu kaleci şike yapmakla tanınan birisiydi. İzlediğimiz bir maç boyunca seyirciye sataşıp, durmaksızın gerginlik çıkarmıştı. Hatırladığım kadarıyla seyirci birkaç kez tellere kadar gelerek üzerine saldırmıştı ama o bunu gülerek karşılıyordu. Maçın bitmesine çok kısa bir süre kala bu kaleci çok kolay bir pozisyonda topun kaleye girmesini resmen izledi ve maç ev sahibi takımın kazanması ile sona erdi. Saatlerdir sürdürdüğü rezilliğin sebebinin, maçı “satmış” olması olduğunu ve şikenin bir parçası olarak da bu gerginliği çıkardığını maçın bitiminde kendi takım arkadaşları tarafından dayak yerken karşılıklı edilen küfürlerden anlamıştık... Maçın sonucunu anlaşılan bir tek bu maçı satan kaleci biliyordu, onun için de gerginlikten medet umuyordu.

Bir de kaybedeceğini bildiği için etrafa saldırarak meseleyi beceriksizliğinden başka yerlere çekmeye çalışanlar var. Hani şu her tavla maçını kaybedip maçın sonunda kendi kendine teatral bir şov ile “öfkelenen”ler. İçlerindeki taşralı çocuk bunu bir sevimlilik zanneder... Tribünden alkış bekler. Ne kadar fanatik olduğunu ya da önemsiz bir oyunu ne kadar ciddiye aldığını “kahve ahalisi”ne “oynayarak”, bundan bir aferin almak ister.

Bir süredir sosyal medyanın neden böyle bir histeri sahnesi haline geldiğini anlatıyorduk ki, dün bu histeri memleketin tanınmış siması Ulaş Gökçe’ye patladı.

Yazılan hakaretlerin bini bir para, küfür gani, edepsizlik dizboyu..

Günlük hayatları yüz elli kelime ile geçen dahiler, Ulaş Gökçe’nin yazdıklarına öyle böyle öfkelenmemiş. Okudukça ben utandım. Aslında utanılacak bir durum da değil çünkü bu durum gayet bilinçli şekilde tercih edilen bir yöntem ve bunun böyle olduğu birkaç kez de teyit edilmiş.

Yöntemden kastım şu: birileri, birilerine bizim beğenmediğimiz, çıkarımıza ters düşen, küçük ve gizli planlarımızı sekteye uğratacak bir şey söylerse, hep birlikte bu kişiye küfür ederek, hakaretlerle öyle bir saldıracağız ki susmak zorunda kalacak. Bunu kim diyor? Benim yaptığım küçük bir sohbetten bile öğrenebildiğim kadarıyla bu taktiği ileri süren kişi pek de öyle kimsenin tanımadığı biri değil ve aslında bütün bu ahlaksız taktiğin arkasındaki kişinin ifşa edilmesi ile bütün bu terbiyesizlik de son bulabilir... Hayatın sanal alemdeki kadar acısız olmadığını anlamak ve FIFA 2020’de top oynamakla, gerçek hayatta futbol oynamak arasındaki farkı anlamak çok üzün sürmez.

Peki, neden bu kişiyi ifşa etmek yerine yazmaya devam ediyoruz? Çünkü bu isim hiç önemli değil...

Hatti kralı, Frigya kralına “köpeklerine sahip çıkmazsan, köpeklerinle değil seninle hesaplaşmak zorunda kalacağım” diyor. M.Ö. 2000 yıllarında olmalı. Bugünden 4000 yıl önce. 4000 yıllık bu kadim mektuplaşmanın ardındaki dengeyi anlamak için belki de önce köpek mi kral mı olduğuna karar vermek gerekiyor. Ulaş Gökçe bütün bu terbiyesizliği görmezden gelerek, sakince  ve cerrahi bir keskinlikle fikirlerini bir ameliyat masasının temizliği ile söylemeye devam ediyor.

4000 yıl önceden gelen bir sesin bugün yaşadıklarımızla bağlantısında elbette kilit mesele insanın kendisi. Güç peşinde, çıkar arayan, kendine biçtiği rolü topluma dayatmaya çalışan insanın arsız saldırganlığı bunda en ufak bir şüpheye düştüğü anda su yüzüne çıkıp, toplumun ortak değer yargılarını yok saymaya evriliyor ve o andan itibaren toplumun ortak değer yargılarının nereye kadar esnetileceği tarafların cesaretine, kararlılığına ve çoğu zaman da beceri ve olanaklarına göre değişiyor. Sosyal medyanın bu “kuralsızlık” ya da “sadece bana işleyen kurallar” silsilesi ile bozduğu toplumsal ilişkiler de sonunda kendini iyileştirmek için gereken tepkiyi gösterecektir. Bu tespitler subjektif bir rövanş meselesi değil, gayet somut ve objektif bir etki-tepki meselesidir.

Mustafa Akıncı hakkında sosyal medyada yüzbinlerce mesaj ile oluşturulan hakaret ve aşağılama harekatının sonunda düştüğü durumu ne kadar üzüntü verici  ve yanlış bulduysak, Ulaş Gökçe’ye Akıncı’nın taraftarları ve siyasi ortakları tarafından yapılan ve diğerinin yanında oldukça cüce kalsa da benzer hakaret ve aşağılama harekatını o kadar hatalı bulmalıyız.

Yok ille biz yaparsak tamamdır, başkası bize yaparsa mağduruz diye bir yol izlenecekse bunun da sonucunun çok hoş olmayacağını peşinen söylemek gerekir.

Ne söylediğinden emin olan birini susturmak pek de kolay bir şey değildir. Aynı zamanda beş on kişilik bir “örgütçük”ün aldığı kararlarla bunu başarmak da pek mümkün değildir.

“Bizim siyasal stratejimiz desteklediğimiz adaya karşıt fikirleri olanları, hakaretlerle itibarsızlaştırmaktır, onun için çok da kişiselleştirmemek gerek” diyebilen bir anlayışın önce kendi kişiliklerini sorgulayıp insan onurunu zedeleyecek hakaret ve küfürlerin kendilerini neden rahatsız etmediğini düşünmeleri gerek...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.