Bayramlık seçim değerlendirmesi: Serdar Denktaş

loading
10 Ağustos, Pazartesi
£

9.51

8.58

$

7.28

DÜŞÜN

Uğraş BERATLI
ugrasberatli@gmail.com
Uğraş BERATLI
A- A A+

Bayramlık seçim değerlendirmesi: Serdar Denktaş

Bugün Bayram; pek fazla insanın siyaset konuşmak isteyecceğini sanmam. Hele bu salgın şartlarında her bayramda alışkın olduğumuz aile ve arkadaş toplanmalarının ne kadar gerçekleşeceği de muamma. Zaten sağlık koşulları sebebiyle toplanmamak da en doğrusu.

Dün sürpriz bir hamle ile Serdar Denktaş adaylığını açıklayınca, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dengelerin değiştiğini söylemek fazlaca abartılı gelebilir ama adayların birbirlerini bir tek oy ile geçebileceği bir seçim açısından bakarsak, bu seçimde her oy altın değerinde.

Demokrasi de böyle bir şey aslında. Bu derece önemli bir seçimde bir tek oy Kıbrıs Türk halkının geleceği ile ilgili böyle kritik bir süreçte şu veya bu görüşün resmi görüş olarak ortaya konmasını sağlayabilir.

Seçimin gidişatı ile ilgili net bir tabloyu söylemek şu anda kolay olmasa da tarafların tavırlarından ve eylemlerinden bazı adayların oyunu nasıl kurmak istediklerini görmek mümkün. Murat Gezici’nin araştırması ve bunun medyaya yoğun servisi ile aslında içe dönük bir değerlendirme çalışması olmadığı anlaşılan kamuoyu yoklamasını da böyle ele almak lazım.

Kıbrıs Türk siyasetinin kılcal damarlarını bilmeden yapılan yorumların bu aşamada bir gerçeklikle alakası olmadığını söyleyebiliriz. Bunun dışında en temel mantık sorularının sorulmadığı değerlendirmeleri de aynı kefeye koyabiliriz.

Örneğin, Serdar Denktaş’ın adaylığının “kimin işine geldiği” gibi bir sorunun bu adaylığın Serdar Denktaş’a ne kazandıracağını” sormadan sormak tüm mantık ve analiz yeteneklerinin ötesinde bir akıl karışıklığının ürünüdür.

Bayramdan sonra hareketlenecek bu süreci izlemeye başlamadan önce bir kenara alacağımız notları yazalım o zaman:

Fiili Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, uzun süre yürüttüğü “kimlik siyaseti”ni, Mont Pelerin ve Crans Montana’da çökerttiği görüşme sürecinin ardından yükseltmeye başlamıştı. Çökertti diyorum çünkü bazan karşı tarafın pazarlığı sürdürmesini engelleyecek kadar “isteyen” veya “veren” olmak da müzakereyi yani oyunu çökertir. Bu iki zirve kendi adına yürüttüğü “tek yol federasyon” politikasını yanlış bir oyun planı ile kendi üzerine çökertti. Sorumluluğu sadece Anastasiadis’e yıkma lüksü diğer tarafların hakkı olarak görülebilecekken, “tek yol federasyon”cu kesimin  bu hakkının bulunmadığını, masada sınırsız bir özgürlükle oturup, Türkiye’nin garantörlüğünü bile (bir üçüncü ülkenin haklarını) masaya koyduktan sonra buna haklarının olmadığını düşünüyorum. Sonuç olarak bu başarısızlıklar, Türkiye ile gerilimi besleyen bir kimlik siyasetine evriltilerek buradan bir hafıza kaybı umuldu. Türkiye’nin muhalefeti ile aynı yönlü açıklamalar ile amatörce “kendi krizini kendin yarat” siyaseti güdüldü. Sonuç olarak bugün elimizde federasyona bir santim bile yaklaşamamış, aksine fersah fersah uzaklaşılmış bir konjonktür ile Türkiye ile ilişkilerimizin yanı sıra Borell’in  ziyaretinde de gördüğümüz gibi AB ile de sorunlu, Rum tarafı ile de zaten rayından çıkmış bir denge kaldı. İç siyasete daha hiç girmedik. Özellikle CTP ile ilgili kısmının ayrı bir yazı konusu olduğunu söylemek gerekir. Sayın Akıncı’nın vaadinin ne olduğunu artık anlamak mümkün değildir. Müzakerelere tekrar başlayacağım demek için Berlin’de yenilen bir akşam yemeğinin ardından, bugün Doğu Akdeniz’deki konjonktürde ne kısa, ne de orta vadede bir çözüm çıkartabilmesi mümkün görülmemektedir. Bu yanılgı ve başarısızlıkların sonucu olarak da diğer “tek yol federasyon” kesimleri Tufan Erhürman’ı aday olarak görmeye başladı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak kısa siyasi hayatına sığdırdığı Başbakanlık’tan sonra, Cumhurbaşkanlığı’nı hedefine koydu.

Erhürman, yarışın ilk zamanlarında liberal kesimlerin de desteğini alırken, kendi kampanya ekibindeki bazı hamleleri ve bunun yanında parti içindeki “tek yol federasyon”cuların desteğini gerçekleştirmezse, pirince giderken, bulgurdan olacağını anlayınca, “tek yol federasyon”culara yanaştı. Bu elbette kendisine kazanmak için şart olan sağ/liberal oyları kaybettirme noktasına taşıdı. Diğer taraftan parti içindeki “tek yol federasyoncu”ların da artık Akıncı’ya kaymak için bir bahanesi kalmadı. Bunun içinde elbette ki seçimden sonraki ve özellikle seçim kazanılırsa yapılacak görevlendirmelerin de pazarlığı yapılmıştır. Bunun yapılmadığını söyleyen siyasetten anlamıyor demektir ya da bu pazarlığı yapmayanlar siyasetten anlamıyor demektir ki o zaman da durum daha vahimdir. Tüm bunlar Erhürman’ın sağdan konsolide ettiği oyların ve özellikle de geçen seçim Akıncı için aktif olarak sahada olan oyların açığa çıktığı anlamına geliyordu ki Serdar Denktaş adaylığını açıkladı.

Serdar Denktaş, benim değerlendirmeme göre işte bu oylara taliptir. Ve bu adaylığın, sanıldığının aksine, solda yaratacağı etki, sağdakinden çok daha kuvvetlidir. Sağ oylara talip bir sol aday sahneden çekilirken, sol oylara talip bir sağ aday artık sahnededir.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.