Birbirinizden farkınız ne?

loading
27 Eylül, Pazar
£

9.77

8.92

$

7.66

DÜŞÜN

Uğraş BERATLI
ugrasberatli@gmail.com
Uğraş BERATLI
A- A A+

Birbirinizden farkınız ne?

Fransa’da Mayıs 1968 olayları patlak verdiğinde sokaklardaki üniversite öğrencilerini en fazla etkileyen kişilerin başında Guy Debord vardı. Olaylardan bir yıl önce yazdığı “Gösteri Toplumu” isimli kitaptaki cümleler duvar yazıları haline gelmişti. İleri kapitalizme karşı geliştirdiği eleştiri ve yaklaşım o zamanlar için fazlaca radikal görünse de bugün Debord’un adını anmadan bile olsa her gün tecrübe ediyoruz.

Mesela Debord’un bir diğer marksist filozof  Sorel’den aktardığı ütopik sosyalistlerle ilgili “mutlu gelecek kavramı ‘onların toplum biliminde, ataletin rasyonel mekanikte oynadığı role benzer bir rol oynar”  cümlesi Sorel’in yirminci yüzyıl başında altını çizdiği mitlerin toplumsal hayattaki yeri üzerine önemli bir tespitti. Marksistler bunu bir millyetçi mit eleştirisi olarak ele alırken, nasyonel sosyalistler ve faşistler de bu görüşü ters mühendislikle bir silah olarak kullandılar.

Kapitalizmin bugün geldiği aşamada milliyetçiliğin kapitalizm için iş gören bir zemin değil, yeni pazarlara açılmayı engelleyen bir engel olduğunu ve milliyetçilik karşıtlığından ibaret bir solculuğun da sonunda tamamen kapitalizm savunusu haline geldiğini anlamak, orta zekalı bir sol parti üyesi için anlaşılmasının zor olmasının sebebi de yine gelip işte bu “mitlerin toplum üzerindeki dayanılmaz etkisi”dir.

Debord’a göre, “Kendi bütünlüğü içinde ele alındığında gösteri, mevcut üretim tarzının hem sonucu hem tasarısıdır. Gerçek dünyaya bir eklenti, ona ilave edilen bir bir süs değildir. O, gerçek toplumun gerçekdışılığının can alıcı noktasıdır.” Debord diyor ki “Tarihin ve hafızanın felce uğramasının, tarihsel zaman temeli üzerinde kurulu olan tarihin terk edilmesinin mevcut toplumsal örgütlenmesi olan gösteri, zamanın yanlış bilincidir.

1967 sonunda Che ölürken, 1980 sonunda da Maocu olduğunu söyleyip, komünist yıldızlı giysileri ile medyaya konuşan John Lennon’un vurularak öldürülmesinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra bir başka Fransız düşünür Jean Baudrillard bu kez “Toplumsalın Sonu”nu işaret ediyordu.

“.... kitle: Toplumsalla ilgili olan her şey unutulduğunda geriye kalan artıktır.”

Anlamın egemenliğinin yaydığı akılcılığa karşı bu kitle “Kendi anlayışları doğrultusunda, bütün söylemleri tek ve temelsiz irrasyonel bir boyuta, göstergelerin anlamını yitirdiği ve büyünün başladığı bir noktaya, yani görülene indirgeyerek, ona karşı gelmektedir”... Kitle, “anlam ültimatomu yerine, bir gösteri isterken tamamen özgürdür.”

Baudrillard, “... depolitize edilmiş kitleler politikanın gerisinde değil, ilerisindedirler. Özel yaşam, ismi konulamayan şeyler, günlük olaylar, anlamsızlıklar, küçük ayak oyunları ve küçük edepsizlikler vs., temsil edilmenin önünde gitmektedirler yoksa arkasından değil.” diyerek bunun insanın gözünü korkutan bir varsayım olduğunu söyleyerek ekliyor,  “Yaşamın can sıkıcılığı, günlük yaşam, eskiden küçük burjuva olarak kınanan, iğrenç ve (cinsellik de dahil olmak üzere) apolitik olan her şeyin ön plana çıkması, tarih ve politikayı soyut bir olaylar bütünü olmaya doğru itmektedir.”

20.yy’ın ikinci yarısındaki en önemli düşünürlerden olan bu iki adamın, “Modern Avrupa” deneyiminden damıttıkları bu düşüncelerin, bizim toplumumuzdaki karşılığının tam olarak aynı olmasını düşünmek biraz zorlama olacaktır. Ancak, üzerinden yarım yüzyıla yakın bir süre geçen bu iki metinden arda kalan fikirlerin kendi zamanları için ne kadar radikal ve biraz da “entellektüel karamsarlığı” gibi görünse de bugün gerçeğe de o kadar yakın olduklarını görmek de bir o kadar rahatsız edici.

Siyasette hedefsizleşmenin bu kadar kutsanması, hatta hedef sahibi olmanın bu derece aşağılanmasının ardındaki bu kitleselleşmenin en azından batıdan nasıl görüldüğü ile ilgili bir fikir veriyor bize bu yazılanlar.

Söylecek şeyi olmayan ile bir şey söylemek istemeyen arasındaki bu birlikteliğin penceresinden bakınca, kitlenin arkasında sürüklenenlerin, küçük ayak oyunlarına bu kadar meraklı olanların, günlük hayatın sıkıcılığını siyaset haline getirenlerin ve hafızası felce uğramışların, bir yanda ve birlikte toplumsal olana karşı suskunluklarını bir gösteriye çevirmelerindeki gerçekdışılığı nerede aramak gerektiği konusunda bize bir fikir veriyor.

“Tek yol federasyon”cular ile “Biz böyle iyiyizciler”in ortak "yanlış bilincine" bir de bu noktadan bakmalıyız.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.