Denktaş sizin gibi değildi

Yayın Tarihi: 06/10/21 07:00
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Gündemin, pandemiden seçimlere dönüyor ya. Ortalık şenlenmeye başladı.

Bir tarafta “büyük hiçbir planı olmayan” sağ, diğer tarafta “halka hiçbir şey vaad edemeyen” sol….

Oysa sağ büyük planlarla, sol da halka vaad ettikleri ile var olur.

50’lerde liberaller “büyük planlar”dan vazgeçmeye niyetlendiklerinde, 60’ların başında “büyük planlarla” gelen SSCB’nin uzaya insan göndermesi ile birlikte kendilerini “Ay’a Seyahat” gibi koskoca bir planla karşı karşıya bulmuşlardı. Kennedy “on yılda aya gideceğiz” diyerek bir büyük plan yapmak zorunda kalmıştı. Az daha da bir dünya savaşı daha çıkarmak zorunda kalıyorlardı.

Aynadan yansıyan bir görüntü gibi SSCB bu kez “büyük planlar”dan vazgeçip de içine kapandığında, artık ABD büyük planların merkezi oldu.

UBP “egemen eşitlik” ile geldiğinde, ülke solu bu plana karşı kendi büyük planını ortaya koyamadığı gibi meseleyi memnun olunmayan bir Cumhurbaşkanı’na arka çıkarak, bu memnuniyetsizliğin parçası haline geldi. Bu başarısızlığın mimarları da 20 yıldır yenilen Türkiye’deki goşist arkadaşlarının, yenilmeye mahkum söylemini “taşrada” yeniden üreterek aslında yalnız Türkiye iktidarının değil, Türkiye muhalefetinin de ülke siyasetini yönlendirmesine çanak tuttu.

Hiçbir özgünlüğü olmayan bir siyasi iklim yaratılarak, bir yandan da “özgünlük” iddiasını ileri sürmedeki çelişkiyi halkın okuyamayacağını sanınca ortaya çıkan hayal kırıklığını da “seçime müdahale” geyiğine dönüştürdüler.

Buna geyik dedim diye olmadı anlamına gelmez.

1990’da da oldu, 2004’te de oldu, 2005’te de oldu önce de oldu sonra da oldu…

Ama “global dünya”dan bahseden ve bunu övgü ile her cümlesinin arasına sokuşturanların “müdahale” diye serzenişte bulunması da bana komik geliyor.

Global Dünya’yı egemen Anglo-Amerikan müdahaleden ibaret kabul edebileceğimiz 90’ların başından 2000’lerin ortasına kadar, globalleşmeyi bir ilerleme kabul edenlerin, 2010’dan sonra çok kutuplu dünyanın ürettiği yeni aktörlerin “müdahale” kapasitesini artırmasını esefle karşılaması gerçekten ilgi çekicidir.

Her müdahale bir çıkarın savunması içindir.

Burada sorulması gereken soru şudur sanırım:

Türkiye KKTC siyasetine müdahale ediyorsa hangi çıkarını savunuyor?

Sorunun cevabı nettir.

Doğu Akdeniz ve Anadolu’daki güvenliği.

O zaman, Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden ne gibi gelişmeler ortaya çıkıyor ki bu müdahale gerekli hale geliyor?

Bu noktada tekrar geldiğimiz yere dönüyoruz. Bu sorunun cevabını verebilmek için oluşturulan pozisyonlar yine Türkiye siyasetinin pozisyonlarının izdüşümü.

“Bizi ilhak edecekler”, “bizi işgal edecekler” diye koparılan yaygaranın ardında “neyimizin farklı” olduğunu da bir işgal ve ilhakın gerek sebebinin ne olduğunu da cevaplayabilecek kimse bulamıyoruz.

Hep sözü edilen o Denktaş aurası vardır ya… O kuşağın sahip olduğu aura….

İşte o aura özgünlükten geliyordu.

O özgüvenin de o dünyayı değiştirme kapasitesinin de arkasındaki şey, özgünlüğü idi.

O hiç “Kıbrıs’ın bilmem kimi” ucuzluğuna, taşralılığına, çapsızlığına düşmedi.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Uğraş BERATLI yazıları