Akıncı'nın merkezdeki zoru ve hamleleri

loading
13 Temmuz, Pazartesi
£

8.67

7.76

$

6.86

A- A A+

Akıncı’nın merkezdeki zoru ve hamleleri

Akıncı’ya 2015’de yüzde 60 oy oranı ile seçimi kazandıran, merkezdeki ‘’anlaşma yanlısı’’ UBP-DP ve o gün Özersay’a oy vermiş HP seçmeniydi. 

O gün merkez sağda federasyon çerçevesinde ‘’makul anlaşma yanlısı’’ kesimin Akıncı’ya yönelmesini sağlayan diğer unsur da ayni kesim içinde iç siyasete yönelik ‘’Eroğlu karşıtlığının’’ önemli bir küme haline gelmiş olmasıydı.

Bu birbirinden farklı iki payda tek başına Akıncı’ya seçimi kazandıracak derecede etki yaratmayabilirdi, ama ikisi bir araya gelince fark yaratan bir unsur haline geldi.

Hala daha partisi içinde en etkili siyasi kişilik olmasına rağmen Eroğlu artık aktif siyasette değildir.

Siyasetin müptelası olan Eroğlu’nu seçim sürecinde nasıl konumlandıracakları UBP için ikilemdir. Her iki yönde de yaratacağı algı açısından geride tutsalar bir dert, ileriye sürseler başka bir derttir.

***

Bir önceki seçimde Akıncı’nın kazanmasına etki eden diğer unsur olan makul bir anlaşmaya ulaşmakta yetkin bir kişi olması ile ilgili dikkate alınması gereken gelişmeler olmuştur.

Merkezdeki seçmen için Akıncı’nın ‘’ille de anlaşma’’ değil de anlaşma olacaksa ‘’ille de federasyon’’ tezinde ısrar edeceği Crans Montana sonrası teyit edilmiş oldu.

Akıncı’nın tutumu da farklı bir yoldan çözüm arayışını kilitlemekte ve statükonun devamı sonucunu doğurmaktadır.

Farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse 4 ile 3’ü çarpıp ‘’en iyi çözüm çözümsüzlüktür’’ sonucunu elde edenlere karşı, 6 ile 2’yi çarpıp ‘’ille de federasyon’’ diyenlerin vardığı sonuç her iki işlemde de aynıdır. Statükonun devamıdır.

Farklı rakamlar ile ayni sonuç elde edilmektedir. Bu realitenin farkındalığı bu seçimde geniş bir şekilde işlenmelidir.

Bundan dolayı da Crans Montana sonrası geçen sürede merkezdeki seçmen Akıncı’nın normal olanı değil de ideolojik olanı seçmesinden dolayı ona artık mesafeli durma adına güçlü bir argümanı ve ortak paydası vardır.

Anastasiades başka çözüm modellerini dile getirince ‘’ille de anlaşma’’ diyenler hazırlıksız yakalanıp aslında söylemek istediklerinin olmayan Kıbrıslılık temelinde ‘’ille de federasyon’’ yoluyla anlaşma olması gerektiğini söylemeye başladılar.

Demek ki Rum ile barış anlaşması yapmak esas hedef değil.

Yıllardır anlaşma ve barış türküsü söyleyenlerin anlaşmanın ötesinde ulvi bir hedeflerinin olduğunun altı çizilmiş oldu.

Federasyonun, anlaşmadan daha ağır bastığı net bir şekilde görülmüş oldu.

Akıncı da tercihini barış anlaşması isteyenlerin altındaki küme olan ‘’ille de federasyon yoluyla anlaşma’’ kümesinin içinde yer alarak yapmış oldu.

Cumhurbaşkanlığı görevi süresince birinci elden yaşadıklarını değil 40 yıl önce inandıklarına bağlı kaldı. 5 yıl görev yapmanın gereği olan tecrübe dağarcığının üstüne ekleyeceği bir çıkarımı olmadı. Öte yandan Crans Montana öncesi söylediği ‘’bu son şans’’ ve ‘’bu sorunu çözmek başka nesillere kalır’’ demeçlerine de sadık kalmadığını da hatırlatmakta fayda vardır.

Bu tutumuyla da devlet adamlığının yaş ile değil baş ile ilgili olduğunu özellikle merkezdeki seçmene göstermiş oldu.

Kendince tutarlı olmayı, yaşayarak öğrenmenin, değişimin ve ortak aklın üstünde tuttu.

Akıncı’nın bu tutumu Nisan’daki seçimlerde referandum niteliğinde şu soruyu seçmen nezdinde gündeme getirmiş oldu.

Rum tarafında partiler üstü geniş bir kesim istemese de siyasi eşitliğe dayalı merkezi güçlü federasyonda ısrar mı, yoksa Rum ile öncelikli olarak bir anlaşma yapmanın yolunu bulup, adı ille de federasyon olmayan bir temele oturtma dahil başka alternatifleri denemek mi?

Bu sorunun sorulmasının en büyük nedeni de Akıncı’nın Crans Montana sonrası ‘’denedim olmadı başka alternatifleri de artık düşünmek ve konuşmak durumundayız’’ diyememiş olmasıdır.

Önümüzdeki seçimde Kıbrıs Türkünün Akıncı’nın bu tutumuna karşı cevabını vereceği merakla beklenen ilk soru budur.

Diğeri de toplumun başka alternatiflerin denenmesine hazır olup olmadığıdır.

Bu sorular yalnızca yakın geçmişin siyasi hesaplaşması ile ilgili değildir.

Seçim sonrası dönem için de geri bildirimde bulunmak adına kritik bir öneme sahiptir.

***

Akıncı bir önceki seçimde kendini ‘’ağaya karşı savaşan yerli efe’’ rolüne Eroğlu sayesinde oturtmuştu.

Kendini bir süre nadasa çekmiş, anlaşma yapabilecek makul bir kişilik olarak merkezdeki seçmene umut vermişti.

Geçen seçimde Eroğlu’nun oturduğu ‘’ağa’’ rolüne Erdoğan’ı oturtmak için hamlelerini yaptı. Tepki oyları için hasadı bekleyecektir.

Eksik olan kısım anlaşma ile ilgili nasıl umut vadedeceğidir.

Bunu da Berlin toplantısı ve adaya ziyareti geçici bir süre için ertelendiği söylenen ABD Dış İşleri Bakanı Pompeo ile ayni kareye girerek sağlayacağını hesap etmektedir.

Crans Montana sonrası çözüm adına sunacağı inandırıcı bir olgu kalmamıştır. Algı üzerinden yürümeyi deneyecektir.

Türkiye ile çatışma istemeyen merkezdeki seçmen bu resme bakıp Türkiye ile birlikte Rum kesimini iş birliğine ve anlaşmalı ayrılığa zorlayacak en yetkin kişiyi öne çıkarma iradesi gösterirse, tepki oylarını kendi hanesine yazma hesabı ile siyaset yapmakta ağalık mertebesine erişmiş Akıncı efsanesi de son bulmuş olacaktır.

‘’Niye Akıncı değil’’ noktasından hareketle, bunun kime yarayacağı ayrı bir konudur ama 2015 seçimleri özellikle merkezdeki seçmen eğilimi için ipucu vermektedir.

O ipucu da şu şekilde ifade edilebilir:

Eroğlu ve temsil ettiği zihniyetten uzak, Kıbrıs sorununun müzakeresinde yetkin ve AB çatısı altında anlaşmalı ayrılık dahil makul bir anlaşmanın ortaya çıkması için samimi çaba harcayacak biri diye yazıyı sonlandıralım.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.