Müdahalenin anatomisi: Anlamadığımdan hareketle vardığım sonuçlar (1)

Yayın Tarihi: 24/01/21 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Eğitim ve çalışma hayatını batı kültürünün etkisinde geçirmiş biri olarak Ekim’deki seçim ve sonrasındaki UBP kurultayına yapılan müdahaleleri anlamadım.

Hala daha o “duraktayım”. Bu süreçte yapılan müdahalelere normal diyenler bunu sıradanlaştırmak isteyenler de oldu. Bu görüşte olanları da anlamış değilim çünkü ilişkimizin çeşitliliğine ve göreceli boyutuna bakınca müdahaleye gerek kalmadan kendi halimize bırakılsak yapacağımız siyasi tercihlerimizin Türkiye için nasıl bir tehlike oluşturacağını anlamış değilim.

Batı kültürünün etkisinde aldığımız eğitim ve biriktirdiğimiz iş tecrübesinden gelen kök sebep arama merakından olacak şu soruyu uzun zamandır aklıma geldikçe soruyorum.

“Niye müdahale?”

Tarihe bakıp yüz küsur yıl geriye gidecek olsak adayı kiraya veren, 70 yıl önce ‘’benim böyle bir konum yoktur’’ diyen de bu adanın ahalisi olmadığını biliyoruz.

Kendi halimize bırakıldığımızda da hiç gönül koymadan ada üzerinde Kıbrıs Türkünün varlığını inatçı bir şekilde ve yeri geldiğinde ağır bedel ödeyerek sürdürmüşüz. Bu konudaki rol modellerimiz anne, babalarımız, dedelerimiz ninelerimiz. Onların hayat hikayeleri ile büyümüşüz. Gurur duymuşuz. Ötesi var mı bunun?

Tüm bunları alt alta koyup topladıktan sonra benim aklımın ermediği bir “risk” anında tabiri caizse “hazırı” varken iç siyasete müdahale ederek koskoca Türk devletinin yüzünü bu şekilde eskitme, yıpratma ve esasen bunu yaptığın için gereksiz yere çıkarlarını riske atmak niye?

Vardığım iki sonuç vardır. Vardığım sonucun birincisini bugün ikincisini de yarın aktaracağım. 3. yazıda da bu müdahalenin devamındaki güncel siyasi gelişmeleri anlamlandırarak bir çerçeveye koyacağım.

***

İç siyasetimize müdahale konusuna sebep kendi irademiz ile yapacağımız siyasi tercihlerle Türkiye devleti için oluşturacağımız ‘’riskten’’ ziyade adada ‘’benimdir’’ denilecek siyasi bir oluşum kurma ve bunun aracılığıyla bir yol yürüme isteğidir.

Türkiye’nin birçok iç ve dış konularda çizdiği istikamete damga vuran siyaseti devletin üzerine koymanın önlenemez arzusunun bir ürünü, bir örneğidir bu yaklaşım.

Elinde iradeyi tutan kesim tarafından Kemalizm’in arka bahçesi olarak görülen Kıbrıs’ın ve bundan uzunca bir süre pekiştirme yoluyla ilham almış etkilenmiş olan Kıbrıs Türklerinin Türkiye’nin son 18 yıldır yürüdüğü yola benzer bir dönüşümden geçmesi isteniyor.

Buradan hareketle son yıllarda artan bir şekilde T.C devleti ile aramızdaki gündemin daimî parçası olan kamu maliyesinin finansmanı konusu da siyaseti hizaya çekmek için bir “değnek” olarak kullanılmaya çalışılmıştır.

Genel kabul görmüş demokrasi anlayışı ve bize özgü hoşgörü kültürü içinde adadaki siyasilerin ve medyanın bir kısmından Türkiye’deki siyasi iradenin hoşuna gitmeyen çatlak seslerin gelmeye devam etmesinden dolayı bu “değnek” siyaseti başarılı olunamadığı kanaati oluşmuştur.  Daha fazla zaman kaybedilmek istenmediği için de göstere göstere müdahale devreye sokulmuştur ki bundan sonra bir süre algısı ile bile iş görülsün.

Esas nihai hedef “o benimdir” denilmek istenen siyasi oluşum da değildir. Hedefin yalnızca siyasetin temsil edildiği yer olan meclis ve hükümet olarak görmeyin. Siyasetten başlayarak yargıya, eğitime, polise ve ticarete uzanan bir zincir ve süreç olarak görün.

Bu çerçevede benimdir denilecek siyasi oluşum önemli bir araçtır. Başlangıç noktasıdır.

Tam anlamıyla benimdir denilecek olan siyasi oluşum sonuç gibi gözükür ama aslında stratejik bir köprüdür.

Bildiğiniz üzere tek başına köprülerin üzerinde yaşam olmaz.

Üzerinden geçen ve vesile olduğu trafik ile değerli hale gelir köprüler.

Esas tehlike toplumun farklı bir kafa yapısına ve dünya görüşüne dönüşümüdür. Ya da kestirmeden ifade edilecekse hedef laik toplum düzenidir.

Olur olmaz o ayrı bir konu ama adada ‘’Cumhur ittifakı’’ benzeri içinde dini unsurları ve referans noktalarını barındıran, yerine göre içinde Atatürk’ü barındırmayan milliyetçilik ile harmanlanacak kutsal bir siyasi cephe kurarak bu yolu yürümek isteği ana hedeftir.

Bu dönüşümü büyütmek ve sürdürülebilir kılmanın ilk adımları vatandaşlık verilmesine ivme kazandırmak ile mümkündür.

Bu çerçeveden bakılınca kökü milliyetçi ve “maksıl” en büyük parti olan UBP’nin “Truva atı” olarak kullanılmaya müsait hale getirilmek istenmesi yalnızca şu anda o parti için değil tüm toplum tarafından partiler üstü bir şekilde takip edilmesi gereken bir husus haline gelmiştir.

Gelişmelere bu şekilde bakmak, UBP eli ile ve UBP’ye müdahaleyi daha anlaşılır ve anlamlı bir mertebeye taşır. Konu bundan dolayı “siz kendi partinize bakın” cümlesinin çok ötesindedir.

Yarın devam edeceğiz.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.