Özersay’ın Londra temasları… Dikkat çekici vurgu!

Yayın Tarihi: 03/02/20 07:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Adayların Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlıkları devam ediyor. Yıllarca sömürgesi olduğumuzdan Birleşik Krallık’ta hatırı sayılı bir Kıbrıslı Türk nüfus var ve hepsi de Kıbrıs Türk siyasetiyle yakından ama çok yakından ilgileniyorlar. En azından benim sabah programlarıma bir hayli Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türk soydaşımız katılıyor ve katkı koyuyorlar.

Birçoğu da seçim oldu mu hem ailesini görme bahanesiyle hem de oy vermek bahanesiyle gelip oylarını kullanıyorlar.

İngiltere’de 300 binden fazla Kıbrıslı Türk’ün yaşadığını göz önünde bulundurursak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan siyasilerin Londra’ya gidip çeşitli ziyaretlerde bulunmasını yadırgamamak lazım.

Halkın Partisi Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay kısa süre önce Londra temaslarını tamamlayıp döndü. 11 Şubat’ta da UBP Cumhurbaşkanı adayı Ersin Tatar Londra’ya gidecek.

Hatta duyduğuma göre Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johson’la da dolaylı yönden de olsa bir dizi temasları var.

Ancak gelin bir süre önce oralarda nabız tutan Halkın Partisi Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay’ın temaslarını değerlendirelim.

Hiç şüphe yok ki ülkemiz siyasilerinin sıkça ziyaret etmesi ve unutulmadıklarını hissettirmelerini gerektiren bir ülke İngiltere.

İsrail gerçeği ve KKTC

Halkın Partisi Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay Londra Kings Collage’de protestolara rağmen yapmış olduğu konuşmada KKTC Devleti’nin bir dizi BM kararlarından dolayı tanınmamasına rağmen var olduğunun ve hiçbir kararın bu gerçeği değiştirmeyeceğini vurgulaması son derece önemliydi. Mahkemesiyle, polisiyle ve kurumlarıyla en önemlisi Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan bir halk vurgusunu yapması her ne kadar klasik olsa da bunun vurgulanması önemliydi.

Özersay, İsrail’i örnek vererek,  “Biz bir kabile değiliz, bizim bir anayasal düzenimiz ve bir devletimiz vardır. İnsanlık tarihinde, Birleşmiş Milletler’in meşru olmayan Chiang Kai-shek hükümetini Çin kıtasının hükümeti olarak gördüğüne tanıklık ettik. Yine aynı Birleşmiş Milletler’in İsrail devletinin yasa dışı ve meşru olmayan hareketlerini kınamakta sınıfta kaldığını gördük. Birleşmiş Milletler’in bu tavrı Çin Halk Cumhuriyeti hükümetini meşru olmayan bir hükümete dönüştürememiştir. İsrail’in yapmış olduğu gayrı yasal hareketleri de meşrulaştıramamıştır. Özetle söylemek gerekirse, Birleşmiş Milletler’in kendisi meşruiyetin ya da gayrı meşruluğun kaynağı olamaz. Bu özellikle tanınma eylemi için geçerlidir ve bunu size bir uluslararası hukuk profesörü olarak söylüyorum. Tanıma veya tanımama uluslararası politikada belirli bir dönemde var olan güç dengesi ve ulusal çıkarlarla ilgilidir”.

Yani bir diğer deyişle bu demek oluyor ki BM kararları kutsal kitaplar gibi dogma değil ve ille ki uyulması zorunlu kararlar değildir.

Özersay’ın konuşması geçtiğimiz hafta ben de konuk olan Prof. Dr. Mehmet Çağlar’ın konuşmasını aklıma getirdi.

Çağlar konuşmasında Türkiye’ye karşı daha anlayışlı olunması gerektiğinin altını çizerek, “Türkiye’nin bizi Kıbrıs’taki garantörlük anlaşmasını bir yana bırakarak fiili olarak tanımaya kalkması Türkiye’yi Kıbrıs’ta işgalci durumuna sokar. Bu nedenle biz Türkiye’ye karşı onu zora sokacak bir çaba içine girmemeliyiz” demişti. Çağlar devamında, “Vakti zamanında KKTC ilan edildiğinde birçok doğu ülkesi tanımaya kalkmış fakat bunu Türkiye yönetimi istememişti” diyerek önemli bir vurguda bulundu.

Benzer bir konuşmayı TDP genel Başkanı Cemal Özyiğit de yaptı.

Bu durum adamızdaki çözümün gerekliliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Çünkü çözüm dışındaki KKTC’yi tanıtma çabaları beyhude bir çaba olmasının yanı sıra Türkiye’yi de işgalci durumuna sokacak bir çabadır.

Daha proaktif bir Cumhurbaşkanı

Ve fakat; Özersay’ın genel anlamda yaptığı konuşmalarda bir yandan çözümü kovalarken bir yandan da KKTC’nin ekonomik anlamda dünyada önünü açmak için çaba sarf etmemek de son derece yanlış bir durum olur.

Son beş yıl içerisinde Cumhurbaşkanı Akıncı’nın en büyük eksikliğinin bu olduğunu söyleyebiliriz.

Her ne kadar bugüne kadar hükümetlerle Cumhurbaşkanlığı makamının uyumsuz olması bazı adımların atılmasına engel teşkil etmiş olsa dahi 26 Nisan sonrası seçilecek Cumhurbaşkanının yalnızca görüşmeci ya da müzakereci kimliğiyle değil aynı zamanda KKTC’nin ekonomik anlamda önünü açacak ciddi bir çabanın içinde olması gerekiyor.

5 Şubatta adaylığını açıklayacak Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın manifestosunda bakalım bunlar olacak mı?

Yani bir başka deyişle seçilen Cumhurbaşkanının çözüm iklimi varsa çözüm için uğraşan, ya da çözüm iklimi yaratmaya çalışan bir seçilmişten öte tanınmamış olsa dahi KKTC’nin ekonomik anlamda ama bu ekonomi başlığına neyi sığdırırsanız sığdırın birçok alan da önünü açacak çabaların sergilenmesi gerekiyor.

Çünkü birkaç makam dışında KKTC’nin dünya tarafından kabul gören tek makamı Cumhurbaşkanlığı yani toplum liderliği makamıdır. Özersay’ın açıklamalarında bu önemli vurguyu görüyoruz.

Kanaatimce diğer tüm adaylarda da bu vurguyu görmemiz gerekiyor.

Yani halk bir adaya oy verirken çözüm dışında ne vaat ettiğine de bakmalı ve duygusal davranmamalıdır.

****************

Günün Sözü

Beni dinle ve onu düşünme, unut!  Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?

William Shakespeare

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları