Değerinden eksiğine bozulduk!

Yayın Tarihi: 25/11/21 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Malum ortalık darmadağın. Ekonomi çok kötü, korona derseniz resmen patladı. Geçtiğimiz gün izleyicilerimden biri “Gökhan Bey Girne kalesini satalım” dedi. Güldüm. Aklıma vakti zamanında ekonomik olarak batan Yunanistan’da çözüm bulamayan dönemin Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’nın 2011 yılındaki bir sözü geldi; “Mora Yarım adasını mı satayım?”

Bu söz bana başka bir şeyi daha hatırlattı; sokaktaki vatandaşın son zamanlarda sıkça kullandığı bir cümleyi “satsınlar bizi kurtulalım, bu ülke de yaşanmaz.”

Belki ağır sözler bunlar, farkındayım. Hatta yazının başlığı da ağır ama ülkeyi yönetenler bilmelidir ki Kıbrıs Türkleri bu ülkeden umudunu gerçekten kesti.

Para yok, tek kelimeyle yok. Korona herkesi çok korkutuyor ve ne yazık ki her gün gerek koronadan gerekse başka şeylerlerden genç genç insanlar ölüyor...

Ne yazık ki bu topraklarda ne maddi olarak ne de manevi olarak yaşamak çok ama çok zorlaştı.

Başbakan Faiz Sucuoğlu dün basın toplantısı düzenleyerek dört maddelik kısa süreli ekonomi reçetesini açıkladı. Döviz kurlarının sabitlenmesi ve kredi kullandırılmasını içeriyordu bu paket. Döviz kurlarının sabitlenmesi sadece ev kiraları için uygulanacak, zaten başka bir şey için kur sabitleme şansınız yok. Ayrımcılık olsun diye söylemiyorum ama kiracının ödeyeceği kur sabitleme kiracı dışında kimin işine yarayacak bir sormak lazım Başbakana.

Kimdir kiracı; ağırlıklı olarak bu ülkede yabancı iş gücü olarak çalışan ve kazandığı paradan geri kalanını memleketine gönderen kişidir. Yani bu ülkenin yerlisi ya da vatandaşı değildir.

Demek ki kur sabitlemenin ülke insanına değil yabancı iş gücüne faydası var. Malum insanların bankalara olan döviz borcunun kurunu sabitleyemezsiniz.

Kredi konusundaki kolaylık birinin işine yarar mı onu da bilemem.

Açık konuşmak gerekirse hükümetin dört maddelik ekonomi paketini pek faydalı bulmadım. Evet birkaç bir şey üretmeye çalışmış hükümet ama net ve tam olarak sokaktaki vatandaşa yardımcı olacak bir reçete değil bu.

Ekonomist Mehmet Saydam dünkü programımızda telefon konuğuydu. Bildiğiniz gibi önceki günde kendisi ile görüşüp bir yazı kaleme almıştım. Döviz kurunun sabitlenmesi ya da euroya geçiş konularını sordum özellikle. O da anlattı.

Saydam’ın çok merak edilen bu iki konu ile ilgili değerlendirmelerini paylaşıyorum sizlerle..

KUR SABİTLEMENİN ETKİSİ NE OLUR?

Kur sabitleme gibi bir olasılığın, ekonomiye etkisini değerlendiren Saydam, “Örneğin 100 Dolarlık bir mal ithal ettiğinizde, devlete KDV, fon ve stopaj ödersiniz. Devlet ileriki süreçte KDV ile stopajı size iade eder. Mesela kuru 9 TL’ye sabitlediniz. Devletin iadeleri, size yüzde 10 bandında bir düşüş sağlar. Ama malın gerçek fiyatına herhangi bir şey yansımaz. Yani siz 100 dolara aldığınız malın etiket fiyatını, 100 doların altına çekmezsiniz. Öte yandan yıl sonu geldiğinde devlet sizden kur üzerinden vergisini de alır” şeklinde konuştu.

RESMİ PARA BİRİMİ OLARAK EURO’YA GEÇİŞ MÜMKÜN MÜ?

Son günlerde gündeme gelen “Resmi para birimi olarak Euro’ya geçiş mümkün mü?” sorusunu da yanıtlayan Saydam, şunları söyledi:

“Euro’ya geçmek için, Merkez Bankası’nda kaynak yaratmak gerekir. Örneğin 5 milyar Euro’ya ihtiyaç duyarsınız. Bu kaynağı size kim verir? Diyelim ki birileri verdi ve bu parayı Merkez Bankası rezervlerine koydum. Kamuyu dışta bırakın, özel sektörün yüzde 65’i yabancı uyruklu. Bu insanlar bu ülkeye para kazanmak için geldi. Siz çalışana 1000 Euro verdiniz, 900’ünü yurtdışında ailesine gönderir, 100’ünü cebinde tutar. Türkiye’den gelenlerin de Euro harcama durumu yok. 6 ay sonra elinizde rezerv kalmaz, erir. Sonra Euro’yu nereden bulacaksın? Gidip IMF’den mi gidip borçlanacaksın?”

“YERLİ ÜRETİME TEŞVİK ÖNEMLİ AMA ÜRETTİĞİNİ KİME SATACAKSIN? DAĞA, TAŞA MI?”

“İhtiyaç, yatırım ve nüfus” diyen Saydam, “Evet, üretim önemli. Yerli üretime teşvik önemli. Ama ürettiğini kime satacaksın? Dağa, taşa mı? Pandemi sürecinde nüfus yüzde 60 oranında azaldı. Tüketimi arttırmak için nüfusun artması gerek. Turizmde, eğitimde hızla nüfusu arttıracak politikalar üretilmesi lazım. Çok şanslıyız ki tüm sınır kapılarımız açık” şeklinde konuştu.

“AYNI GEMİDE DEĞİLİZ… AYNI DENİZDEYİZ”

Sözünü ettiği adımların atılması için hükümetin radikal kararlar alması gerektiğini, çoğunluğa sahip olmayan bir hükümetin muhalefetle Meclis’te savaşarak hiçbir adım atamayacağını vurgulayan Saydam, “3 gün sonra seçim yasakları başlıyor. Ne yapacağız? Siyasilerin bir sözü vardır; ‘hepimiz aynı gemideyiz’ şeklinde… Hayır, hepimiz aynı gemide değiliz; aynı denizdeyiz. Bazılarımız kulaç atarak hayatta kalmaya çalışıyor, bazılarımız yat ile balıkçı gemisi ile…” ifadelerini kullandı.

******************

Günün Sözü

"Ne kadar seviyorsun dersen; o kadar işte. Tavanı kadar sokağın ve dibi kadar cehennemin…"

Nazım Hikmet

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları