Türkiye’ye karşı olmak…

Yayın Tarihi: 03/10/22 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Annan Planı dönemlerini hatırlıyorum. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan çözüm sürecine oldukça ciddi bir destek veriyordu. Hükümette CTP, Cumhurbaşkanlığında ise CTP’nin aday olarak seçilmiş Mehmet Ali Talat vardı. Hani bir zamanların Ankara hükümetlerine karşı en sert muhalefetini yapan CTP, tek vücut olmuş çözümün peşinde koşturuyordu. En büyük destekçisi de bizzat Recep Tayyip Erdoğan'dı.

O yıllarda Ankara hükümeti hem içte KKTC devletine ciddi bir maddi destek içindeydi hem de Kıbrıslı Türklerin haklı davasının dünyada duyulması için Cumhurbaşkanı Talat’a ciddi destek içindeydi.

Ne gelen paralar ne gelen yardımlar kimseyi rahatsız etmiyordu. Hatta o yıllarda Ankara daha çok yardım yapıyordu Kıbrıs Türk halkına.

Kimseler de bu durumdan rahatsız değildi. Memur istihdamları, 13. maaşlar ve aklınıza gelen her türlü ama her türlü yardım fazlasıyla geliyordu.

Kimse de çıkıp demiyordu “ Vay Türkiye bize müdahale ediyorsun”.

Bu öyle bir dayanışmaydı ki Sn. Talat, Türkiye’de yaşasa AK Parti hükümetine oy vermeyi dahi düşünüyordu. Varın siz anlayın ilişkinin boyutunu.

MİTİNGLER VE BOZULAN İLİŞKİLER

Bu ve buna benzer yazıları çok kaleme aldım bu nedenle uzun uzadıya konuları detaylandıracak değilim ama gelmek istediğim bir nokta var. Derken Türkiye iş yapmayan hükümetlere para vermekten sıkılmaya başladı. Çözüm süreci çökmüş, Rumlar çözümü reddetmişti. Bunun ardından Mitingler yapılmaya başlandı. Neye karşı ve kime karşı. Mitingler sözüm ona birer varoluş mitingiydi ama kime karşı?

Elbette ki Türkiye ya da Türk hükümetine karşı. Mitingler ya amacından şaştı ya da amaca hizmet etti ve tek kelimeyle Türkiye’ye bir kez daha “barra” çekildi ve ipin ucu koptu. Yıllardır da kopuktur. Adı ne koyarsanız koyun ilk kez sağlıklı ilişki son cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra oluşmaya başladı. Bir tür iki ülke arasında barış tesis edildi tekrardan ama buna müdahale deniliyor. Tabii olaya neresinden baktığınız da önemli.

PARA VEREN YARDIM EDEN BAŞKASI YOK

Önemli bir nokta var burada. KKTC’ye Türkiye’den başka para yardımı ya da diğer yardımları yapan başka bir ülke var mı? Bakınız bu son derece önemli bir sorudur.

Diyeceksiniz ki “tamam be bay yardım eder diye her şeyimize de karışıyor”… Bu sıkça kullanılan bir cümledir.

Peki bir başka açıdan bakalım olaya. Dünyanın herhangi bir yerinde her türlü yardımı yapan bir devlet ya da mekanizmanın yardım ettiği ülkeye karışmaması söz konusu mu?

Yazıyı okuyanlar hemen örnek yazsın lütfen. Deli gibi peşinden koştuğumuz Avrupa Birliği’ni görüyoruz. İmrendiğimiz ve özendiğimiz Rum yönetimini de görüyoruz.

Şöyle hayal edin peki; her türlü maddi yardımın geldiğini var sayalım AB’den sizce “alın kardeşlerim yeyin ve keyfinize bakın” der miydi?

Hepimiz biliyoruz ki demezdi.

Peki bu ilişki şekli doğru mu?

Hayır doğru değil! Peki var mı başka önerisi olan?

Tanınmıyorsun, üretmiyorsun, ihracatın yok ve beş kuruşsuz oturuyorsun. Hem müdahale ediyor diye sövüyorsun hem de para vermediğinde “işgal ettin bakacaksın” diye bağırıyorsun.

Ee hangisi?

TÜKİYE’YE KARŞI OLMAK

Çok uzun uzadıya değinmek istemiyorum ama Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a saray yapma meselesine de değinelim ve yazıyı buradan bağlayalım. Bir kere anlaşılması gereken bir şey var; Sn. Erdoğan, Cumhurbaşkanı Tatar’a saray falan yapmıyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC devletinin en zirvesini layıkıyla temsil edecek bir binayı yine Kıbrıs Türk halkına hediye etmek istiyor. Olaya kötü açıdan bakmak isterseniz bakabilirsiniz ama unutulmaması gereken bir şey var; ne Tatar ne de bir başkası ilahi nihai Cumhurbaşkanı kalmayacak. Bildiğiniz gibi KKTC devlet başkanı, uluslararası dünyada kabul gören birkaç makamdan en tepedeki. Bu nedenle çok uzun yıllardır yıkılmaya yüz tutmuş küçük bir evde bir devletin temsil edilmesi doğru değil. Unutmayın ki şu an ki cumhurbaşkanlığı makamına dünyanın en prestijli ülkelerden temsilciler geliyor. Oldukça küçük bir bahçe, yıkılma tehlikesi olan surlar ve derme çatma barakalardan oluşan konut çevresinde küçük evcikler. Kendi kişisel egolarımızın tatmininde bile en pahalı telefon ve arabadan taviz vermiyoruz.

Makam aracı da makam binası da o devletin itibarını temsil eder ve kişiler geçicidir, bunu unutmayın. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu devlete düzgün bir makam binası hediye etmek istemişse teşekkür edip geçmek gerekir. Ne yazık ki devlet olarak bir asfalt dahi dökecek paramız yok.

Hastane, yol, aşı, ilaç ve maaş ödeme desteğini hep Türkiye yapıyor.

O parayla şu yapılırdı diye de bir şey yoktur zaten yapılması gereken birçok şeyi yine Türkiye devleti yapıyor.

Ne yazık ki bizim başardığımız pek az şey var.

Bu durum beni de mutlu etmiyor ama şu an yaşadığımız gerçek bu.

Çok fazla seyrüsefer, sigorta ve servis parası ödediğim için hep şikayet etmişimdir, herkes gibi. Babam der ki “en azından bunları ödeyecek paran var ya olmasaydı”. Doğrudur da !

En azından bu saydıklarımı veren bir ülke var bize ya olmasaydı. O nedenle bilinçli bir şekilde neye karşı olduğumuzu ve neyle neyi satın almaya çalıştığımızı bir daha gözden geçirmeliyiz.

Kastettiğim biat kültürü değil.. Vefadır dostlar.

**********************

Günün Sözü

Aşkta sadık olanlar yalnızca aşkın uçarı yanlarını bilirler aşkın trajedisini bilenlerse vefasızdır.

Oscar Wilde

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları