YANKI

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Aloooo!

Yayın Tarihi: 21/06/21 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Ormanın kralı aslan, bazen saklandığı yerden çıkıyor,

vadideki hayvanlardan birini avlıyor, midesine indiriyormuş.

Bu yüzden hayvanların yaşadığı vadi,

giderek korkulu bir mekan haline gelmiş.

 

Vadideki hayvanlar bir gün bir araya gelerek,

aslanı alt etmenin yollarını konuşmaya başlamışlar...

 

Nihayet, aralarında bir karar vererek aslanın yanına gitmişler ve:

-“Kralımız!

Biz senin ihtiyacın olan yiyecekleri getiririz.

Bundan böyle sen avlanmaya çıkma,

av peşine düşerek bizleri korkutma

ve bu vadiyi bizlere zehir etme demişler!

 

Buna karşılık aslan:

-“Sizlere güvenebilsem dediğinizi yaparım,

ama ben sizlerden vefa değil,

her zaman hile gördüm demiş!

 

Sonunda av hayvanları bir şekilde aslanın güvenini kazanmayı başarıp, anlaşmaya varmışlar. 

Öyle ki, kim çekilen kurada çıkarsa, günü geldiğinde aslanın yemeği o olacakmış.

 

Bu ölüm kurası, döne dolaşa günün birinde tavşana gelince, tavşan:

-“Bu eziyet ne zamana kadar sürecek? diye sorgulamış.

 

Buna karşılık hayvanlar:

-“Bunca zamandır sırası gelen herkes sözünde durdu ve sıra ile canlarını feda etti.

Şimdi sıra sende.

Sen de aslana karşı adımızı kötüye çıkarma.

Hemen git ve aslanı doyur” demişler.

 

Tavşan:

-“Dostlarım, izin verirseniz ben ona bir oyun oynayacağım.

Başarırsak siz de, ben de bu beladan kurtuluruz demiş.

 

Hayvanlar ise:

-“Bizim sözümüzü kulak ardı etme.

Tavşan olduğunu unutma ve haddini bil.

Sen nasıl böyle konuşuyorsun? demişler.

 

Tavşan da:

-“Dostlarım!

Siz beni küçük olduğum için küçümsüyorsunuz,

ama meselâ arı da çok küçük olmasına karşın,

bir arıda olan özellikler ve yetenek başka kimde var” demiş!

 

Buna karşılık hayvanlar:

-O zaman ne düşünüyorsun söyle bakalım” diye sormuşlar...

 

Tavşan:

-Her sır ortaya atılmaz,

çünkü işin sonunda ne olacağını bilemezsin.

Bir sırrı iki kişiye söylersen, hiçbir anlamı da kalmaz” demiş.

 

Böylelikle hayvanlar tavşana bu fırsatı vermişler,

ve heyecanla olacakları beklemeye başlamışlar...

 

Tavşan bir süre aslanın yanına gitmemiş...

Bu gecikmeden dolayı aslan çok kızmış, kükremeye başlamış,

ve kendi kendine:

-Ben zaten o alçakların sözüne güvenilmez, demiştim.

Onların hep bir ağızdan konuşmasına aldandım.

Artık onlara inanmayacağım derken,

tavşanın uzaktan gelmekte olduğunu görmüş.

 

Tavşan yanına gelince aslan:

-Ben boğaları parçalamış, gergedanların burunlarını burkmuş bir kralım.

Sen kim oluyorsun da,

bir kralın önüne yemek günü ve saatinden geç geliyorsun? diye sormuş kızarak.

 

Tavşan:

-Aman efendim, bağışlayınız, haklısınız ama önce beni bir dinleyiniz” demiş.

 

Aslan:

-Senin gibi bir ahmağın ne sözü olacak ki dinleyim? diye sormuş öfkeyle.

 

Tavşan:

-Kralım, ben evden yola çıkmış, huzurunuza geliyordum.

Yolda önüme çıkan bir tilki, canıma kastetti.

Ben de bana saldıran tilkiye dedim ki:

“Ben krallar kralının kuluyum, bana sakın dokunma.

Fakat o hain tilki sinirlendi ve beni yemek için saldırdı ve dedi ki:

-“Krallar kralı dediğin de kimmiş. Hem seni, hem de kralını parçalarım...

 

Aslan:

-Yaaaa öyle mi, gidelim bakalım, o bahsettiğin tilki nerededir?” demiş.

 

Masal da böyle devam eder...

...

...

...

 

Bu aslan-tilki ve tabi ki de tavşan mevzusu,

bir türlü gerçekleştirilemeyen,

ve neredeyse yılan hikayesine dönen,

UBP kurultayından dolayı aklıma geldi.

 

Adaylar ortaya çıkıyor ve yarışıyorlar,

kimileri eleniyor ve son tura da 2 kişi kalıyor.

Ancak tam finişe gelecekken,

Bu 2 aday, adaylıktan çekiliyor ve kurultay iptal ediliyor...!

 

Böylelikle kurultayda aday olmayan,

hatta o günlerde hiç gündemde dahi olmayan biri,

geçici olarak hem UBP’nin başkanlık koltuğuna,

hem de ülkenin başbakanlık koltuğuna oturuyor.

 

Gel zaman git zaman,

bir baktık ki o da kurultayda başkanlığa aday olacağım diyor.

Ancak bu kez de seçim gününe bir türlü karar verilemiyor,

ve süreç bu şekilde incir ipi gibi uzayıp gidiyor,

bir türlü de seçim yapılamıyor...

 

UBP kurultayı tarihine karara verilememesi nedeniyle,

haziranda yapılması gereken parlamento ara seçimleri de,

azınlık hükümeti kurulurken ekimde yapılacağı söylenen erken seçimler de yapılamıyor.   

 

Öyle anlaşılıyor ki, UBP,

kurultayındaki bu başkanlık seçimi ile,

ya vasıtaları gayeye uyduracak, ya gayeyi vasıtalara...

 

Kimler gidici, kimler kalıcı?

Ne fark eder ki?

 

Kim kazanırsa kazansın,

"alınyazısıymış" gibi,

kazanan ithal malı ıslahatla yola devam etmeyecek mi?!

 

KKTC'yi Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli bir devlet kurumuna dönüştürerek,

kurum ve kuruluşlarıyla telif haklarını da birilerine devretmeyecek mi?!

 

Kullanım şartları,

"Kıbrıs"tan sorumlu olan kişi ya da görevlendirdiklerinin,

 iki dudağı arasına sıkıştırılmayacak mı?!

 

Sözüm meclisten dışarı,

afedersiniz ama,

biz Kıbrıslıları yıllardır olduğu gibi kaval sesiyle oyalamayacak mı?!

 

Memleketin dört bir yanını,

yeni yeni vatandaşlıklar vererek,

sürekli olarak bu küçücük ülkeye nüfus aktararak,

"Karıncapolis"e çevirmeyecek mi Kıbrıs’ın kuzeyini?!

 

Olan-biten her şeyi,

"iddiasız" bir şekilde  izlemekle yetinmeyecek mi?!

 

Aloooooo!

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR yazıları