EkoFin

Yrd. Doç. Dr. Şükrü UMARBEYLİ
sukruumarbeyli@hotmail.com
Yrd. Doç. Dr. Şükrü UMARBEYLİ

Mutluluk ekonomisine dair kısa bir not

Yayın Tarihi: 06/06/22 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Evet, bu hafta mutluluk ekonomisi hakkında sizlerle bazı paylaşımlarda bulunacağım. Ekonomik değerlerin yüksek olması bir toplumun mutluluğu ile doğru orantılı olabilir mi? Son yıllarda özellikle üzerinde tartışılan mutluluk ekonomisi bireylerin mutluluğunun ölçülmesi ile değerlendirmeler yapılması hatta gayrisafi milli hasılanın yükselmesi ile değerlendirme yapılması yönünde. Ekonomik büyümeler gerçekleştikçe insan hayatı da otomatik olarak daha da iyi oluyor.   

Mutluluk ekonomisi ilk kez bir kavram olan Easterlin Paradoksu, Richard A. Easterlin’in 1974 yılında yazdığı makale ile gündeme gelmişti. Mutluluk ekonomisi bir toplumdaki ekonomik gelişiminin ortalama mutluluk seviyesiyle bir ilişkisinin olmadığı öne sürülmüş olup toplumdaki yaşanan ekonomik büyümenin ancak toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesiydi. Easterlin’in hükümetlere önerisi ise toplumun temel ihtiyaçlarının karşılandığı noktada, daha fazla gayrisafi yurt içi hasıla için değil, daha fazla gayrisafi mutluluk hasılası üzerine yoğunlaşması yönünde olmuştu.   

Peki, nasıl olabilir? Aşırı tüketim ekonomisi yerine bireylerin mutluluklarının artırılması, çalışma saatlerinin azaltılması ve maaşların standartlaşması, tüketimin ve reklamlarının kontrol altına alınması, karbon emisyon oranlarının ekstra vergiye tabi olması ile çevresel faktörlerinde kontrol altına alınması öngörülmektedir. İzlanda bu mutluluk ekonomisinin öncülerinden ve cinsiyet eşitliği ile bu konuya ilk adımı atmıştır.   

Kadın ve erkeklerin izinlerindeki değişim için, ev hayatlarındaki sorumluluklarının paylaşılmasının planlanması, İzlanda yasalarında anne ve babanın 3 ay doğum izni hakkında sahip olması böylece çocukları ile daha iyi iletişim kurarak sorumluluklarının paylaşımı ile kadınlarında daha çabuk iş hayatına dönmesi ve adapte sürecinin hızlanması ile ekonomiye olumlu olarak katkı koymasına olanak sağlamak hedef olmaktadır. Mutluluk ekonomisi temelinde ekonominin topluma ve doğaya endeksli olması düşüncesi yatıyor.   

Robert Kennedy'nin, "Hayatı yaşamaya değer kılan şeyler, milli gelir hesaplanırken dışarıda bırakılan şeyler" sözüyle mevcut ekonomik değerlendirme sistemini sorgulamasının üzerinden 50 yıldan fazla geçti. Bu düşünce şekli, bugün mutluluk ekonomisinin bel kemiğidir.   

İzlanda, vatandaşlarının mutluluğunu öne koyan ekonomik model üzerinde çalıştığının sinyallerini vermişti. Ekonomik büyüme odaklı politikaların yerini, aile dostu, çevre odaklı politikaların alması, kişilerin beden ve ruh sağlığını önceleyecek bu modelin "mutluluk ekonomisi" olarak ortaya çıkmasının sağlandığını ifade ediyor. Bu ekonomik model, gayrisafi yurtiçi hasıladan çok sosyal göstergeleri dikkate almaktadır.   

Aslında ekonomik büyüme değerlendirilirken, bu büyümenin nasıl gerçekleştirildiğine de odaklanmalıyız. Büyüme rakamları, ekonomik başarının temel ögesi olarak değerlendiriliyor. İskoçya'nın ve Yeni Zelanda'nın savunduğu mutluluk ekonomisi modelinde ise, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çerçevesinde, bugün ve gelecek nesillerin mutluluğunu amaçlanarak ona göre strateji ve planlama yapılıyor.   

Bu ekonomik modelde ayrıca mutluluğun sağlanması için, bir toplumun sadece ne kadar zengin olduğu değil ne kadar mutlu olduğunun da değerlendirilmesi üzerine kurulu bir sistem vardır. Hayat kalitesini, sadece ekonomik veriler üzerinden değil, mutluluk oluşumundan da değerlendirilmelidir.   

Bu mutluluk endeksi ölçülürken bileşenlerini Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi, toplam ve bireysel gelir, sosyal güvenlik, istihdam, ailevi ilişkiler, özgürlük alanları, sağlık ve sahip olunan kaliteli vakit geçirmek gibi kavramlardan oluşturmaktadır.

Belçika hükümeti geçen yılın ekim ayında teklif edilen haftalık 4 gün çalışma sistemiyle ilgili tasarıyı onaylamıştı. Yeni tasarıya göre çalışanların haftalık 38 saatlik çalışma sürelerini 4 gün içerisinde doldurmaları durumunda, izinli oldukları günlerde telefon ve e-postalara bakma zorunlulukları olmayacak şekilde ayarlandı. Bunun yanında İsveç'te günde 6 saat iş mesaisi uygulanıyor.

İzlanda, Finlandiya, Norveç ve Danimarka en mutlu ülkeler olarak görülmektedirler.    Ülkelerde bulunan markalarda mutluluk savaşı içerisine girmektedirler. Gerek reklamları ve gerekse de sloganlarıyla mutluluğu temsil ettikleri anlayışını oluşturmaya çalışıyorlar. Bu anlayışı küresel markaların Türkiye’deki reklamlarında da yerel markaların reklamlarında da görebiliyoruz. Bu savaşa mutluluk savaşı demek yanlış olmayacak çünkü bahsedeceğimiz markalar mutluluk konumlandırmasında ilk sırada olmak için oldukça çaba harcıyorlar. “Mutluluğa kapak aç”, “Mutluluk deyince akla ilk o gelir!” hepiniz hatırlarsınız.    Evet, mutluluk olan yerlerde başarı kaçınılmaz son olarak gelecektir ve müşteri memnuniyeti oluşacaktır. Doğal olarak bu mantık paralelinde ekonomik büyüme zaten kendisini çağırmadan yanımıza gelecektir.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Yrd. Doç. Dr. Şükrü UMARBEYLİ yazıları