Sevimli şer meydanı

loading
3 Aralık, Perşembe
£

10.60

9.59

$

7.91

Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL
A- A A+

Sevimli şer meydanı

Dört ayak üstüne düşenler...

Hayat tesadüflerin, ya da dört ayak üstüne düşercesine tecelli eden şansın bir yerlere getirdiği insanlarla doludur. İnsan ömrünün ortalama 70 – 80 yıl olduğunu düşünürsek ve bu süreyi de okul öncesi, eğitim dönemi, işe giriş, çalışma hayatı, emeklilik ve saire dönemlerle yorumlarsak, her bir insanın karşısına, bu tipler hayat boyu en az on kez çıkar. Bazen kendiniz bu tiplerdensiniz, bazen de, kıskançlık huyunuz olmasa dahi bu tiplerin ellerine geçirdikleri fırsatlara illet olursunuz.

Bu arada merhaba...

Bu yazı aslında bir merhaba yazısı olacaktı. Ana hatlarıyla, güzel düşünceler, güzel temenniler, manzum ifadeler ve ata sözleriyle bezenmesi düşünülmekteydi. Gel gör ki, ülkenin içerisinde bulunduğu hal, ister istemez kafada dönüp dolaşıp beyin kemirdiğinden, İsviçre’de veya Norveç’te yaşıyormuşçasına çiçek böcek ruhuna bürünemiyor insan. Herşeye rağmen merhaba dostlar...

Dört ayak üstüne düşenlerin önü açık tabii...

Gelelim ilk paragrafın esbabı mucibesine, yani sebeplerine ve gerekliliğine. Bizim ülkemizde, biraz popülarite, biraz çevre, birilerine yakınlık, biraz da cepte para sahibi oldu mu insanlar, ülke yönetimine talip oluveriyor ve hatta kolaylıkla, milletvekili bakan olabiliyor. Tabii, bunun için yalnız cepteki para değil, arkadan itekleyen ağabeylerin veya dayıların ulvi menfaatler uğruna cömertçe harcadıkları para oldu mu, yürü be dost kim tutar seni?

Kıbrıs küçük yer. Hepimiz birbirimizi biliyoruz. Hepimiz istekler ve menfaatler söz konusu oldumu, son derece öz güvenli, girişken, hırslı, tuttuğunu koparan ve hedefine ulaşan insanlar olabiliyoruz. Hepimiz Kıbrıs, Kıbrıslılık, mangal kültürü, hovardalık, gösteriş gibi konularda mangalda kül bırakmaz kudrette de olabiliyoruz. Peki ya gerçek memleket sevgisi ? Hani uğrunda can vermeyi göze alacak kadar, ya da herhangi başka bir beklentiye girmeden herşeyimizi vererek çalışabilecek kadar.. İşte bu noktaya geldi mi işler, erkekliğin onda dokuzu kaçmak oluyor.

Saldım çayıra, Mevlam kayıra...

Son bir aydır ülkede fetret devri mi desek, lale devri mi desek, akıl almaz ve içinden çıkılmaz bir geçiş yaşıyoruz. Politika cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili olmak değil be arkadaşlar. Politika, çok sevimlilik yapıp arkadan birbirimize parmak atmak da değil. Gerçekten idealleri ve memleketi uğruna temiz temiz politika yapan küçük bir azınlığı tenzih ederim. Ama geri kalanlar bu ne idüğü belirsiz geçiş sürecinde sınıfta kaldılar, yerin dibinin bile altına indiler.

Er meydanı sevimli gösterilen şer meydanı oldu!

Siyaset bir er meydanıdır, yürek ister, mertlik ister, eli taşın altına sokma ister. Bizde ise siyaset tam bir şer meydanı oldu. Hepimizin hoşuna gidiyor politikacıların birbirleriyle önce hırgür edip sonra birbirlerine kebap ısmarlaması. Bunu Kıbrıs insanının hoş görüsü diye isimlendiririz. Farkında değiliz ki, bizim bu iyi niyetli yorumumuz bile suistimal edilmektedir artık. Farkında değiliz ki, bu olup biten koltuk kollamak için al gülüm ver gülüm oyunudur.

Zor zamanda elini taşın altına koymayanlar, ki tenzih etmediğim politikacılırımızı kastediyorum, rahat zamanlarda sevimlilik yapmasın artık. Çünkü bu halk, en azından ben ve yakından gözlemlediğim pek çok kesim, politikacıların iki yüzlü sevimliliklerinden, kaprislerinden bıktı, usandı. Er meydanını şer meydanına çevirenler, halk divanını başına giymeye mahkumdur. O kırmızı koltuklara, politikanın semerelerinden yararlanıp ekmek yemeye gittiklerini sanmasın o politikacılar. Politika bir geçim mesleği değildir çünkü. Ya, ettikleri yeminlere sadık kalıp halkın yarınlarını yapmak için canla başla çalışsınlar, ya da çekip gitsinler hemen.

Utanmak için geç kalmadınız!

Bu satırlar okunurken hala bu ülkede hükümet yok. Bu yazı bittiğinde de olmayacak. Bu efendiler birbirlerine kapris yapıp, arkadan da birbirlerini örtülü bir şekilde kollarken bir aynaya baksınlar Allah için. Kendi gözlerinin içlerine dik dik. Eğer biraz bile tüyleri dikilmeye başlarsa, geç kalmadılar demektir, utansınlar ve birbirleriyle temas edip gerçekten çalışacak bir hükümet kursunlar. Eğer tüyleri hiç ürpermemişse, kendilerine ters ama derhal bıraksınlar, istifa etsinler. Çünkü, halkı hükümetsiz bırakmaya, halkı geleceksiz bırakmaya ve bir de ödül olarak kendi geçimlerini bu kaos üzerinden sağlamaya hakları yok.

Sona geldi bu merhaba yazısı. On beş yıl aradan sonra köşeye dönmek güzel oldu. Meğer ne çok söyleyecek şey birikmiş içimde. Bu günlük bu kadar. Bundan böyle her Salı ve her Cuma buradayım. Hadi kalın sağlıcakla....

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.