Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Çözüm elimizde

Yayın Tarihi: 27/11/20 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Ah bir işimize gelse...

Sarayönü’nde kahvede kurulur yuvarlak masa ve sohbet konusu genelde memleket olur. Benzer masalar diğer ilçelerde ve hatta köylerde de kurulur. Hepsinde de sohbet konusu genelde memleket olur. Bu sohbetleri dinlemek çok ilginçtir. Hergün ülkenin dört bir yanında kurulan bu yuvarlak masalarda, döviz patlar, döviz kontrol altına alınır; hükümetler kurulur bozulur. Bu masalarda her gün yeniden kurulur ve düzeltilir eğitim sistemi, sağlık sistemi. Bu sohbetlerde hep birileri şikayetçidir ve hep birileri de kendince bu şikayetleri çözmek için nefes tüketir. Roller değişir, gündem değişmez. Ne hikmetse, sorunlar doğru teşhis edilse ve çözüm önerileri ortaya konsa da iş bu ortamlarda konuşulanları hayata adapte etmeye geldi mi, işimize gelmez kayboluveririz ortadan.

Maalesef hep böyleydik!

Ülkemizin dünya çapında kabul gören yazarlarından Merhum Harid Fedai Bey’in yayına hazırladığı eserlerden birisi de, Kıbrıs asıllı Dr. Hafız Cemal Lokman Hekim ile ilgiliydi. Eserin adı Kıbrıs Sanayi Mektebi. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında ülkesi Kıbrıs’a geri dönen Lokman Hekim, önce bir gureba hastanesi açar, Türk eczacı yetiştirmeye çalışır; sonra da bir sanayi mektebi açar ve Türkleri meslek sahibi yapmak için eğitim vermeye başlar. Lokman Hekim, eğitmen ihtiyacını Rum ve Ermeni cemaatinden karşıladığı için, önceleri okuluna öğrenci gelse de, sonradan Türk ahalisi Lokman Hekim’in şeytan işleri ile uğraştığı dedikodusu ile Dr. Hafız Cemal Lokman Hekimi hem okulundan, hem de mesleğinden eder ve sonunda Lokman Hekim iflas edip Türkiye’ye döner.

Yukarıdaki anektod tanıdık geldi değil mi ? Daha açık bir şekilde özetleyim. Dedikodu, kıskançlık, çekememezlik ve haset maalesef bizim halkımızın en kötü hasletlerinden. Maalesef biz bugün böyle olmadık. Hep böyleydik...

Üretmiyoruz! Üreteni de sevmiyoruz!

Dedikodu üretme, bunu haberleştirip yayma konusunda halk olarak çok üstün bir beceriye sahibiz. Bu becerimizi de maalesef üretme konusunda ortaya koyamıyoruz. Bireysel bazda yapılan üretim umut verici olsa da, üretim yapanların karşılaştıkları sorunlar veya önlerine konan takozlar, üretenleri bezdirecek cinsten. Bu işin bir diğer yanı da, sorunlara çözüm üretme gayreti içerisinde olanlardır. Aslında dürüst olalım. Biz sorunlara sahip olmaktan çok mutluyuz. Bakmayın şikayetlere. Sorunlarımız olmasa, konuşacak ve şikayet edecek bir malzememiz kalmayacağı için hayat enerjimizi de yitiririz. İşte bu yüzden üretmeyi sevmiyoruz. Çünkü üretim, şikayet kaynaklarımızı teşkil eden sorunların panzehiridir. Bu yüzden, sırf bu yüzden üretirmiş gibi görünmek ve şikayet etmek bizim için biçilmiş kaftan.

Bu hamurdan çıkan siyaset bu düzenin yegane harcıdır!

Bu hamurdan çıkan kişilerin oluşturduğu siyasi yapı, aslında bu hamurun ya da diğer bir değişle bu kokuşmuş çökmüş siyasetin temel harcı. Aksini beklemek kendimizi inkar olurdu. Ülkemizin çökmüş düzenine kafa tutmak ve hem hamurumuzun mayasını değiştirmek hem de bu hamurdan çıkan yapıyı yenilemek zorundayız. Bu mümkün mü? Elbette mümkün. Her geçen gün ülkedeki bu durumdan rahatsız olan ve bu düzeni değiştirmek isteyen insanların sayısı artıyor. Bu insanlar, inançla – umutla – sabırla çalışırsa ve kenetlenirse çözülmeyecek dert yok elbet.

Sınırsız isteklerimiz sistemi çökertti.

1974 sonrası yaratılan politik düzende, vatandaşı sınırsız isteklere teşvik eden bir siyasi yapı oluştu. Süreç içerisinde vatandaş bu durumu kanıksadı ve sınırsız isteklerde bulunmaya devam etti. Siyasi iktidarlar da, varlıklarını ve güçlerini sürdürmek amacıyla devlet imkanlarını fütursuzca kullandı. Sonra sınırlı kaynaklar azalmaya başladı. Sonrasında ise, sınırsız isteklerin karşılanması konusundaki eşitisizlikler derinleşerek devam etti. Bugün ise artık bu sınırsız istekleri karşılanan zümre git gide küçüldü. Ne var ki, bu durumdan şikayetçi olan vatandaş da sınırsız isteklerden vazgeçmek yerine, bu isteklere erişmek için her dönem iktidara söz geçirebilecek kuvvetli aracılar devreye koymayı tercih ediyor.

Çözüm gerçekten elimizde.

Daha yaşanabilir ve fırsat eşitliği bulunan bir ülke hayal ediyorsak, sınırsız isteklerimizi törpülemekten başka çaremiz yok. Biz bu isteklere devam edersek, siyasetçilerimiz de atmasyon vaadlere devam edecekler ve bu kısır döngü devam edecektir. Çocuklarımız ve geleceğimiz için, bireysel ve geçici kurtuluşa imkan verecek isteklerimizi elde etmek adına araya hatırlı birilerini koyan yaklaşımlardan vazgeçersek ve bunu teklif eden siyasetçileri de ifşa edersek, onlara dur dersek bu ülkeyi yaşanabilir, siyasetimizi de tertemiz yapabiliriz.

Bakın hükümet hala yok. Hepimiz taşın altında ezilmeye terkedilmişken onlar daha taşın altına elini kim sokacak derdinde.

Sağlıcakla kalın dostlar...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları