Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Türkiye'siz olmaz! Çünkü...

Yayın Tarihi: 29/12/20 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Yıllar sonra tekrardan köşe yazmak bana çok iyi geldi. Yazdıklarımı paylaşmak kuşkusuz mükemmel bir duygu. Okuma ve yazma aşkı bana ta ilk okul yıllarında kazandırılmış bir zenginlik. Sayın Neriman Cahit’in benim üzerindeki emeği, hayatım açısından kilometre taşı.

Neriman Hocanım, bizi kitap okuma konusunda da, kompozisyon yazma konusunda da, otoriter bir yöntemle teşvik ederdi. Hakkı ödenmez, Hocanımın hep söylediği ve benim de hiç unutmadığım bir sözü vardır. Derdi ki, “Girne Kapısı’nda sokak ortasında bile olsanız, gürültü ya da sokakta olmanız okumanıza ve yazmanıza engel olamaz”...

İşte bu düsturla hem mesleğimi yapmamı kolaylaştıran hızlı okumayı öğrendim hem de her koşulda, meramımı etkin bir biçimde kaleme dökmeyi...

Yazılarımla ilgili beni çok mutlu eden ve gururlandıran geri dönüşler almaktayım...

Yanlış anlaşılmasın. Yazılarımı her okuyan benimle aynı görüşleri paylaşıyor ya da alkışlıyor demek değildir güzel geri dönüşler.

Her şeyden önce kendimi biliyorum. Tüm düşündüklerimin ve yazdıklarımın herkesin onayını almasını beklemiyorum.

Yazılarımın tanıdık ya da tanımadık genel bir kitle tarafından okunduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her yazımdan sonra çeşitli vesilelerle karşılaştığım dostlar ya benim görüş ve yazılarımı tenkit ederek, ya kendi önerilerini ortaya koyarak ya da takdirlerini ifade ederek yazılarımı okuduklarını belli ediyorlar.

Bir önceki “Fuat Oktay’ı Doğru Okumak” yazım da aynen böyle okundu ve değerlendirildi. Çok kıymet verdiğim dostlarım neredeyse son yazım hakkında ikiye bölündü. Bir grubu, her kelimemin altına imzasını koyarmışçasına destek verdi, bir grubu da ciddi ciddi kendi analiz ve tespitlerinden hareketle son yazımı tenkit etti. Hepsinin ortak yanı, yaşadığımız ülkemizi canları pahasına sevmek ve buralarda kalabilmek adına direniş göstermekti.

Türkiye’nin iç sorunlarını görmezden gelmiyorum ya da reddetmiyorum. Ama...

Sevsek de sevmesek de, beğensek de beğenmesek de Türkiye çok büyük bir ülke ve bölgesel bir güç. Türkiye’nin çok ciddi iç sorunları olduğunu reddetmiyorum, görmezden de gelmiyorum. Ne var ki, iç sorunları Türkiye’nin büyük bir devlet olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Açlık, adaletsizlik, eşitsizlik, adam kayırmacılık her koşulda karşı çıktığım ve ortadan kalkması için uğraş verdiğim problemler. Bırakın mesleki kimliğimi bir yana, insan olarak bu problemlerin varlığına fikirsel olarak dahi katlanamam.

Herşey bir yana, maalesef, açlık genel olarak tüm dünyada çok ciddi bir sorun. Elbette Türkiye’de de. Her bakımdan eşitsizlik de genel bir sorun. Dünya’da da, Türkiye’de de, ülkemizde de. Bu sorunlar Amerika Birleşik Devletleri’nde de, Çin’de de, Avrupa’da da var. Bu sorunlar var diye ABD süper güç olma özelliğini kaybeder mi ? Ya da Çin ?

Bu iç sorunları var diye Türkiye’de büyük bir devlet, ya da bölgesel güç olma özelliğini kaybetmez.

Her koşulda bizim nefes borumuz Türkiye’dir...

Farz edin ki, KKTC tanınmış ve saygın bir devlettir. Doğal gazımız ve petrolümüz de var. Çok zengin bir de devletimiz. Doğu Akdeniz denen cadı kazanı içerisinde, Türkiye olmadan varlığımızı ve güvencemizi nasıl garanti altına alabilirdik ? Diğer bir deyişle, Türkiye’den para gelmesine ihtiyacımız olmasa dahi güvenlik zaafiyetimizin olmaması için desteğine ihtiyacımız olan tek ülkedir Türkiye...

Kaldı ki bir de şimdiki durumumza bakalım. Şimdiki pozisyonumuzda ayaklarımızın üstünde durmak gibi bir gayretimiz olmadığı gibi, kendi kamu maaşlarımızı dahi Türkiye olmadan ödeyebilecek durumda değiliz.

Bakın çok yok. Geçtiğimiz hafta Türkiye kaynak aktarımı yapmasaydı on üçüncü maaşın Cuma günü ödenmesi mümkün olmazdı.

Samimi ve dürüst olmak zorundayız. Aslında hepimiz de biliyoruz ki, on üçüncü maaşlar ödenmeseydi şimdi çılgınca dükkanları dolduran insanlar sokaklarda grev yapıyor olacaktı. Yanlış anlaşılmasın kınadığımdan değil. KKTC’nin hali ve imkanları ortada. İnsanımızın da hesabı kitabı belli, her kamu görevlisi ya da emekli on üçüncü maaşa bel bağlamıştı.

Gelin görün ki, her koşulda bizim tek nefes borumuz olan Türkiye söz konusu oldu mu, halkımızın bir kesimi, Türkiye’ye karşı adeta düşman kesilir. Bunu da masum göstermek için Türkiye’nin iç sorunlarına takılır.

Akça dönemini çok iyi hatırlıyorum. Kendi kendimize yeter duruma gelmemize ramak kalmıştı.

Bu beğenmediğimiz Türkiye, uzun yıllardır KKTC’nin kendi ayakları üzerinde durması için para, zaman ve emek harcamaktadır. Diplomat olmayan Sn. Halil İbrahim Akça, teknik kişiliğini hem büyük elçiliği öncesinde hem de büyük elçiliği sırasında hiç kıvırmadan hatta zaman zaman tepkilere neden olan ama tek amacı KKTC’yi kendi kendine yetecek bir duruma getirecek icraatlara adamıştı.

O dönem UBP içerisinde Eroğlu – Küçük kavgası olmasaydı, Sayın Hasan Taçoy imza verip de hükümeti düşürmeseydi KKTC bütçesi ile kendi kendine yetecek bir duruma gelmek üzereydi. Maalesef koltuk ve iktidar kavgalarına kurban oldu kendi kendimize yetme girişimleri.

Türkiye’yi sevin ya da sevmeyin, bu ülkenin evlatları olarak hangimiz KKTC’nin kendi kendine yetmesini istemeyiz ? Türkiye’de bunu istiyor. Sn. Akça döneminde ben bu iradeyi yürütmekte olduğumu görevlerim gereği en yakın göz tanığı olarak görenlerdenim.

Türkiye gerçekten çok büyük bir ülke. Bakmayın siz hazinesinin tam takır olduğuna. Kayıt dışı ekonomiden kaynaklanan görünmez zenginlik Türkiye’yi ayakta tutmaya yeter.

Büyüklüğü gölgeleyecek ya da sulandıracak bir durum değil hazinenin boş olması. Hazineleri tamamen batık olan Fransa’yı ya da İtalya’yı büyük görenlerin, hazinesi boştur diye Türkiye’nin büyüklüğünden şüphe etmesi anlaşılır bir durum değil..

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları