Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Mutlu bayramlar Vicdan Nene!

Yayın Tarihi: 12/05/21 07:57
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Hangimiz bayramı sevmezdik çocuk yaşlarımızda? Gerçi şimdi de genellikle severiz. Ama bayramın kendisini değil, tatilini...

Ben, oğlumun yaşındayken, bayram heyecanı bir kaç hafta önce başlardı. Bayram demek, yeni kıyafetler ve yeni ayakkabıler demekti. Bayram, Çağlayan Parkı'nın üst kaldırımında, Anibal'ın kebap dumanları, Londra Pastanesi'nin yazlığında yenen dondurma ve Anibal'ın karşı kaldırımında yerde yatan "Hasan"ın yarattığı burukluğun içerisinden fışkıran bayram yeri demekti...

Bayram, Abdiçavuş Mahallesi'nin Bodamyalı Sokağı'ndan başlayıp, Ayluga üzerinden devam eden ve Yıldızlar Restorant'ı teğet geçip bayram yerine ulaşan yürüyüş yolunda herkesle bayramlaşarak yürünen ve bitmek bilmeyen yolculuğun arttırdığı heyecanla zenginleşirdi.

O yola çıktınız mı, Memduh Fuat Bey'in beyefendiliği ve kültürü ile bezenmiş hayır duaları ile buluşur, Bakkal Ekrem Dayı'nın önünden cebinizde harcanmaya hazır bayram harçlıkları sayesinge kendinizden emin geçmenizle perçinlenirdi. Ayluga Kilisesi'nin karşısında Günay Bakkal kapısının önünde oturup gelen geçeni selamlar, hoşbeş ederdi. Bir seferinde, yolun uzamasının da yarattığı hırçınlıkla Günay Bakkal'a "Çok yem de göbeğin patlaycak Günay Amca!" demiştim çocuk aklımla. O da büyük bir hoşgörü ve babacanlıkla "Hele bir büyü bakalım seni de görelim" demişti; yıllar öncesinden bugünlerimi görüp önümdeki göbeciği tarif edercesine...

Çocuktum diye mi bayram güzeldi yoksa gerçekten o zamanki bayramlar daha güzel miydi ? İnanın, hayatım boyunca bu soruya doğru ve objektif bir yanıt veremedim. Bayram yerindeki bilardo masalarına para kaptırmamıza anne babamın izin vermemesi gerçekten sinir bozucuydu. Zaten çekilişlerden bir şey kazanmamak daha da sinir bozucuydu...

Bitmek bilmez bayram ziyaretlerimiz, kızkardeşimin ve hatta bazen babamın da sinirlerini yıpratırdı. Ne var ki, günlük hayatında bile kapı kapı gezip hal hatır soran benim gibi bir çocuk için, hem o hal hatır sormalar, hem de o bayram ziyaretleri bugünkü belleğimi, kimliğimi kazandıran önemli unsurlardandır.

Belki, fırsatım olursa, bayram anılarımı bayramda yazıp sizlerle paylaşmaya devam ederim. Hatırlamaktan da, yazmaktan da, paylaşmaktan da, anlatmaktan da paha biçilmez bir keyif alıyorum ne de olsa. Umarım, sizleri de aynı heyecanlara sürükleyebiliyorum...

Çocukluk yıllarımda bayramdan bayrama gittiğimiz, el öptüğümüz büyüklerimiz de vardı. Çoğu, çocukluk yıllarımda dünya değiştirip ebedi alemdeki tahtlarına kuruldu. Bunlardan bir tanesi, hep hayatım boyunca kafamı kurcaladı. Akrabamız mıydı yoksa aile dostu mu bir türlü hatırlayamıyorum. Aslında bizimkilerden de bu konuda tatminkar bilgi alamıyorum. Belki, şimdi yazacaklarımdan bazılarınız hatırlayacaktır. Hatırlayan olur da daha detaylı bilgiyi benimle paylaşırsa çok mutlu olurum.

Vicdan Nene!

Lokmacı Barikatı'na giderken, Şemsi Kazım İş Hanı'nı geçer geçmez, Enver'in Kahvehanesi vardı. O kahvehanede çok zaman geçirdim dedeciğimle. Kahvenin tam karşısında, Lefkoşa'daki ilk Galeria inşa edilmişti. Ta çocukluk yıllarımda. Belki de hatırlamazsınız bile. Çünkü, Surlariçi'nin ve Arasta'nın talihsizliği, dünya para harcanarak yapılan bu galerianın çok kısa süre sükse yapmasına ve ardından da ambar gibi kullanılmasına vesile olmuştu. O bina bugün hala duruyor. Ama ne olarak kullanılıyor, kullanılıyor mu bilmiyorum.

İşte tam o galerianın olduğu yerde, çok güzel iki katlı eski bir ev vardı. Üst katında rahmetli Vicdan Nene oturuyordu. Hatırlayabildiğim kadarıyla, kısa boylu, güzel giyimli, oldukça yaşlı ama saray kültürü almışçasında, kültürlü, donanımlı bir hanımefendiydi. Kimi kimsesi var mıydı hatırlamıyorum.

Vicdan Nene, in çık yapamadığı için, kapıya bir otomat bağlatmıştı ve biz aşağıdan kapıyı çaldığımızda, o yukarıdan oturduğu yerden düğmeye basıp açardı. İşte bu otomat bile beni heyecanlandırırdı. Vicdan Nene, izaz ikramı çok iyi olan, hepimize ayrı ayrı ilgi gösteren muhterem bir hanımefendiydi. Hakkında çok şey bilmeyi, çok şey anlatabilmeyi ne çok isterdim ? Yılda iki kez bayramdan bayrama giderdik. Zaten ben dört beş yaşlarındayken de vefat etmişti. Vefatına ayrı üzülmüştüm, Vicdan Nenenin evinin yıkılıp da yerine inşaat yapılmasına ayrı... Tuhaftır, orada yeni yapılan alışveriş merkezi de çocukluğumda beni heyecanlandıran olaylardan birisiydi. Ne paradoks...

Vicdan Nene, muhterem bir insandı. Nurlar içinde yatsın... Vicdan Nene, vicdanı çok kuvvetli bir insandı. Gelen misafirlerini, kim olursa olsun birbirinden ayırmaz, izaz ikramı herkese hep aynı standartta yapardı. Herkesin özel durumuna veya ilgisine göre de herkese özel küçük hediyeler verirdi.

İkinci yılında pandeminin, yine bir bayram arefesindeyiz. Öpüşemeyeceğiz, kucaklaşamayacağız, yapmak istediğimiz tüm ziyaretlerimizi yapamayacağız belki...

Bu bayram vicdanlarımıza da bayram yaptıralım. Sevinemeyen çocukları sevindirelim, imkanlarımızı olmayanlarla paylaşalım.

Mutlu bayramlar... 

Vicdanlarınıza da...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları