Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Sorunların çözümü için Kıbrıs meselesinin çözümü şart mı?

Yayın Tarihi: 02/08/21 11:01
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Mesleki olarak en çok karşılaştığım sorulardan birisi de, burada yatırım yapmayı düşünen yabancıların uzun vadeli yatırımları hususunda uzun vadeli kiralama opsiyonu ile ilgili tereddütleridir. Malum, mevzuatımız bazı taşınmaz malların sadece kiralama yoluyla tasarruf edilebileceğini öngörmekte. CTP hükümetlerinden miras kalan idealist ama uygulama sıkıntıları bulunan bir başka yasa ise, yabancılara uzun vadeli kira yoluyla taşınmaz mal edinme hakkı veriyor.

Bana gelen sorular karşısında, samimi, dürüst, anlaşılabilir ve uygulama kabiliyeti olan yanıtlar vermek hem şahsi, hem de mesleki değerlerim gereğidir. İşte bu yüden, ne zaman bu sorularla karşılaşırsam, son 60 - 70 yılın Kıbrıs'ına bakmaktan geri duramam. Nasıl durayım ki ? Kıbrıs Türk Halkı, 1963 21 Aralığından bu yana kendi mekanizmaları ile kendi kendini yönetiyor. 1963'de Genel Komite oluşturuldu. 1967'de Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi, ardından1974'te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti ve en son 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu bu adada. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de dahil edersek, son 60 yılın içerisinde, Kıbrıs Türkü 5 farklı devlet teşkilatından sonra bir bağımsız cumhuriyet kurmuştur.

Tablo bu. Bu tablo içerisinde, müvekkillere cevap verirken son 60 yıl içerisinde 6 farklı devlet teşkilatı kurulduğunu göz önünde bulundurmadan, 50 ya da 90 yıllık bir kira müddeti içerisinde neler olabileceğini kestirmenin mümkün olmadığını söylemekten başka çare var mı ki ? Elimi kuvvetlendiren tek bir şey var ki, o da, devlette süreklilik ilkesi gereğince, devletin adı veya şekli ne olursa olsun, son 60 yılda devletle girilen ilişkilerde, devletin vatandaşın haklarını dünyaya ve Ruma karşı koruduğudur. Bu realiteden hareketle, uzun vadeli kiralama usulü ile mal edinilmesinde üstlenilmesi makul bir risk olduğunu söylerim.

Maalesef, ülke realiteleri ve özellikle Kıbrıs Meselesi'ne ilişkin görüş ve beklenti farklılıkları bizim jenerasyonumuzu kafa karışıklığı, güvensizlik, endişe ve temkinlilik gibi etkenler altında ezip elemeye devam ediyor.

Hayat akıyor. Bir insan ömrü ortalama 80 yıl desek, neredeyse Kıbrıs Meselesi'nin yeniden patlak verdiği 1963'ten bugüne, o gün doğanlar ortalama ömürlerinin dörtte üçünü tükettiler bile. Hayat akıyor ve hiç bir derdin çözümü için 50 ya da 60 yıl beklemek makul, anlaşılır, kabul edilebilir ve mantıklı değil. İnsan ömrü bu kadar değersiz, ya da bir devlet için vatandaşları bu kadar değersiz mi ?

Ülkede bir akıl tutulması var. Hayatın normalleşmesini, tüm sorunların çözümünü Kıbrıs Meselesi'nin Rumların da onay verebileceği biçimde çözümüne bağlamış ciddi bir kitle var. Bunlar, hem devlet yönetiminde yer almak istiyorlar, hem de devlet ile, kurumları ile boyuna alay ediyorlar, devleti küçük görüyorlar. Rumların uzlaşmazlığını gidermek için her türlü tavizi vermeye hazır olanlar var. Rumların tepki gösterdiği herşeye destek verip, devlet eliyle Rumlara gösterilen her tepkiye tepki gösterenler var.

Birşey olmuyorsa olmuyor. 50 yıl bekledikten sonra, kimin haklı, kimin haksız olduğunun ne önemi kalır ki ? Ya da kimin uzlaşımcı, kimiz uzlaşmaz olduğunun ... Olmuyorsa olmuyor. Olsun diye çaba harcamak başka birşey. Ama, federalist bir çözüm olsun diye çaba harcamanın ilk adımı ayaklı üstünde duran, ekonomisini, altyapısını kendi kendine yeter bir hale getirmek için çabalamaktan, alın teri dökmekten kimin geri durmaya hakkı var ?

Bir de, devlet devlet diye tutturup da, alışılagelen menfaat düzeninden geri durmayan, daha güzel günler için alın teri dökmeyen çaba harcalamayanlar var. Hatta, devletin tanınmasını, halkımızın ve egemenliğimizin uluslararası kabul görmesini bekleyenler var. Ben de bunlardanım ve samimiyetle bunu istiyor ve inanıyorum. Bir farkla. Bunun da yolunun çalışmaktan ve her zaman hazır olmaktan geçtiğini biliyorum.

Son tahlilde, bilinmesi, kabullenilmesi gereken tek gerçek var. Sorunlarımızın çözümü, büyük oranda bize bağlıdır; Kıbrıs Meselesi'nin çözümüne değil. Hangimiz bu yurdu birbirimizden daha az ya da daha çok seviyoruz ya da sevebiliriz ki ? Bu ülke, bu topraklar hepimizin. Beğensek de beğenmesek de biz Kıbrıs'ın Türk toplumunun (ben devlet olmuş bir topluluğa Toplum denmesini doğru bulmam) ya da Türk Halkı'nın birer ferdiyiz. Bu halkın ayakları üzerinde durabilmesi, kendi kendine yeter hale gelmesi, kokuşmuş menfaat düzeninden kurtulması hangimizin işine gelmez ? Hangimiz daha iyisini istemeyiz ki ? 

Tek çare, genel uyanış, irkilme, kendine gelme ile başlayacak olan aydınlanma ve alın teri harcama bonkörlüğüdür.

Kıbrıs Meselesi, kabul etsek de etmesek de çoktan çözüldü. Çözemediğimiz tek şey kendi iç sorunumuz. Kendimizle, kendi kendimizle olan kavgamız... 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları