Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Arıklı hangi telden çalıyor?

Yayın Tarihi: 24/08/21 11:26
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Uzun yıllar, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu'nun hukuk müşavirliğini yaptığımı daha önce yine bir yazımda ifade etmiştim. Uzun bir süre de Sayın Sunat Atun'un Ekonomi ve Enerji Bakanlığı'na mevzuat danışmanlığı hizmeti verdim.

Sunat Atun'un, politikada yeni sayıldığı günlerdi. Gencecik, pırıl pırıl, memleket ötesi bir vizyonu vardı. Kendi ideallerime uygun bir siyasi idareci bulduğumdan dünyalar benim olmuştu.

O dönem çok verimli bir dönemdi çok. Kim ne derse desin, o dönem, enerji sorunlarının, bir devlet stratejisi dahilinde çözümlenmesi konusunun tartışıldığı ilk dönemdi.

Sunat Bey ile yolum, benim de üyesi olduğum aynı parti aracılığıyla değil, Barolar Birliği Genel Sekreterliği görevim dolayısıyla kesişmişti. Sonra, iyi saatte olsun değerli abim Sayın Hüseyin Özgürgün aracılığıyla daha yakın bir münasebet halini almıştı Sunat Bey ile olan münasebetimiz. Dönemin Bakanlık Müsteşarı, bugünün Kamu Hizmeti Komisyonu başkanı, benim bürokrasi tecrübesi kazanmamda çok büyük katkısı olan değerli dostlarımdan birisi olan Ömer Köseoğlu aracılığıyla da, Sunat Bey ile yol arkadaşı olmuştuk.

O dönem, Sunat Bey ile yürüttüğüm ilk çalışma, ülkede atıl kalan inşaatların ekonomiye kazandırılması konusunda çok detaylı bir Mortgage Yasası çalışması idi. Ruh ve ülkü uyumu yakalamışken, Sayın Bakan bu kez de, Hükümetin onayına sunacağı Enerji Stratejisi ve Özelleştirme Stratejisi politika belgelerinin hazırlığında benden katkı almıştı. Hemen ardından, daha o dönem Türkiye'de bile yasallaşmamış olan Yenilenebilir Enerji Yasası'nı hazırlamış ve Meclis'ten geçirmiştik. Eski Kıbtek Müdürü Sayın Ahmet Dargın'ın da bu çalışmadaki emeği ve katkısı, göz ardı edilemeyecek denli büyüktür.

Hikaye kısmını geçecek olursak, o dönem Sayın Sunat Atun'un öngördüğü, hedeflediği çalışmalarını tamamlaması noktasına getirdiği Enerji Stratejisi kapsamındaki program, bir tamam uygulama şansı bulamamıştı. Bu program, ilgili dönemin Türkiye ile akdedilen mali yardım anlaşmaları gereğince takvimlendirilmesi gereken ve takvimlendirilen programlardan birisiydi. Sonrasında UBP içindeki kaotik durumun neticesinde, UBP'nin düşürdüğü UBP hükümeti sonrasında bu çalışmalar hasır altı edildi. Sonraki dönemde ise, bu çalışmaları ileri götürecek bir fırsat maalesef yakalanamadı.

Bugünlerde, gündemimiz ortaçağ ile yarışır durumda. Elsen, Ali kıran baş kesen konumunda, borçlu devlet kurumlarının elektriklerini kesiyor. Devlet, enerji sorununun çözümü için herhangi bir adım atmıyor. Bu modern çağda, ihtiyaca binaen elektrik kesintileri ile haşır neşir oluyoruz.

Sayın Enerji Bakanı Arıklı, hangi dünyada yaşıyor? Hangi telden çalıyor? Ticaret hayatı ya da tüketicilerin menfaatleri ile ilgili yapmayı taahhüt edip bizi umutlandırdığı, sonrasında netice çıkmayan görevleri değil şimdi konumuz. Ama, elektrik üretimi için kaynak teşkil eden akaryakıt tedarik zinciri bile sağlanamıyor. Güneş, rüzgar gibi doğal kaynakların enerjiye çevrilmesi konuşulmuyor bile.

Akıl tutulması yaşıyoruz. Elektrik zammı, tüp gaz zammı tartışılırken, akaryakıt fiyatlarında indirime gidiliyor. Bu indirim güzel de, bu kadar tutarsızlık, başı boşluk, sonuçsuzluk içinde, bir yerden kalkan yük başka yerden fersah fersah tepemize bindirilir mi diye düşünmekten kendini alamıyor insan.

Halbuki, yapılacak olan belli. Elektrik Mevzuatımız da belli. Ya devlet elektrik üretimi için yatırım yapacak, ya da mevzauat bağlı olarak elektrik üretimi yapacak özel aktörlerin ruhsatlandırılmasını sağlayacak. Elden gelen aş olmaz, o da vaktinde bulunmaz demiş atalar. Tabii ki, Türkiye’den kablo ile elektrik getirilmesi, arz güvenliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla yararlanabilmek için şart. Dolayısıyla bu projenin de yabana atılmaması lazım.

Bu halk, bu dertlerin çözümü için üzerine düşeni yapmaya hazır. Tek beklenti var. Bitmek bilmeyen, çözümlenemeyen enerji sorunlarının nihai bir çözüme kavuşturulması. Hem de hemen. Tabii ki bu yapılırken dikkat edilmesi gereken prensipler de var:

  1. Elektrik üretiminin sağlanacağı kaynağın temiz, güvenilir ve sürdürülebilir olması.
  2. Atık yönetiminin insan ve çevre sağlığını minimum düzeyde etkilemesine ilişkin tedbirlerin belirlenip sıkı sıkıya uygulanması.
  3. Özele elektrik üretim ruhsatı verilecekse, arz güvenliği, temiz kaynak ve atık yönetimi gibi konuların ruhsat koşullarına dahil edilmesi.
  4. Devletin, elektrik üretimi için temin edilecek akaryakıt hususunda şeffaf, izlenebilir, denetlenebilir süreçler belirleyerek uygulaması.
  5. Kıbtek’in geleceğine ilişkin karar verilmesi. Eğer Kıbtek varlığını koruyacaksa, özerk bir yapıya kavuşturulup, uzman ellerce ve ticari prensiplere uygun olarak ucuz ve temiz kaynaklardan elektrik üretip, uygun koşullarda arz etmesi sağlanmalı. Haliyle, gerekli yatırımlar yapılmalı. Eğer Kıbtek devam etmeyecekse veya sektördeki varlığı minimize edilecekse, enerji arz güvenliğinin ne kadar zamanda ve nasıl sağlanacağı belirlenmeli.

Ben, Kıbtek devam etsin ya da ortadan kaldırılsın demiyorum. Bu yol Kıbtek ile yürünecekse, gereği, bilimsel ve evrensel ilkelere göre derhal yerine getirilsin diyorum.

Kalın sağlıcakla dostlar...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları