Halkın cebindeki el: Enflasyon

Yayın Tarihi: 05/05/21 09:30
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Enflasyon ve işsizlik en temel iki makroekonomik sorundur. Bu iki sorunun birbiri ile rakip olması ekonomik sorunların çözülmesinin önündeki en önemli engeldir.

TDK, enflasyon kelimesini, genel olarak, mal ve hizmet fiyatlarının artması olarak açıklamaktadır. Halk dili ile ise alım gücünün azalmasıdır.

Özellikle, Özal dönemi ile birlikte enflasyon kavramı, sıkça tartışılan bir makroekonomik sorun olarak hayatımıza girdi. Rahmetli Kemal Sunal’ın filmlerinde ve rahmetli Nejat Uygur’un tiyatrolarında bu konu esprili bir şekilde izleyiciler ile buluşturuldu.

Büyük usta rahmetli Nejat Uygur’un sahnelediği oyunundaki kullandığı espiri derslerimde sıkça kullandığım bir anekdottur.

“Reagan, Gorbaçov ve Özal  şeytanın huzuruna çıkarlar. Hepsi şeytana dileklerini söyleyeceklerdir o da onlara dileklerinin ne zaman gerçekleşeceğini söyleyecektir.
İlk önce Reagan sorar."Amerika ne zaman her yönden tam olarak dünyanın hakimi olacak" der. Şeytanda "50 yıl sonra "der. Reagan  başlar ağlamaya "Ben göremeycem, ben göremeyecem"
Sıra Gorbaçov`a gelmiştir. O` da sorar "SSCB ne zaman eski gücüne kavuşacak". Şeytan cevap verir "100 yıl sonra". Gorbaçov  ağlamaya başlar, "Ben göremeycem, ben göremeycem".
Sıra Özal’a gelmiştir.O`da sorusunu sorar "Ne zaman Türkiye`deki enflasyon düşecek ".  Bu sefer şeytan ağlamaya başlar.  “ Ben göremeyecem, ben göremeyecem”.

Resmi para birimimizin TL olması nedeni ile enflasyon direkt olarak Türkiye’den ithal edilmektedir.

DPÖ’ye göre KKTC’nin enflasyon verilerine (KTFD dahil) 1978 yılından beri ulaşılmaktadır. 42 yıllık süreçte, %215 ile 1994 yılı KKTC’de en yüksek enflasyonun yaşandığı yıldır. Sebebi herkesin malumu üzerine 5 Nisan kararlarıdır.

KKTC’de 2002 yılına kadar enflasyon oranı %30’un altına düşmemiştir. 2010 yılında gerçekleşen %3.3 en düşük enflasyon oranımızdır. 2018 yılında yaşanan döviz krizi ile birlikte 16 yıl sonra enflasyon oranı %30’a yükselmiştir.

2020-2021 Nisan dönemine göre enflasyon oranımız %16.45 ve dünyaya göre yüksek bir seviyededir. Aynı dönem ile kıyasladığımızda IMF verilerine göre enflasyon oranımız sadece Türkiye, Angola, Haiti, Yemen, Sudan, Güney Sudan, Surinam, Zambia, Zimbabve ve dünyanın en yüksek enflasyon oranı olan Venezulla’dan düşüktür.

Aynı dönemde Malta’da enflasyon oranı %1.1, Güney Kıbrıs’ta ise %0.5 olarak gerçekleşmiştir.

Enflasyon arz ve talep dengesinin, talep lehine bozulması ile gerçekleşmektedir. Enflasyonu düşürmek için ya toplam talebin düşmesi ya da toplam arzın artırılması gerekmektedir.

Pandemi ile birlikte toplam talebin düştüğü bir realite olarak karşımızda durmaktadır. Bu durumda tek yol toplam arzın artırılmasıdır.

Toplam arzın artması için de girdi maliyetlerinin düşmesi gerekmektedir. Pandemi nedeni ile zorlanan kamu bütçesi, mutlaka özel sektörü göz ardı etmemelidir. Mayıs ayına girdik. Türkiye ile imzaladığımız protokole göre 2022 için önerilerimizi 2021 Ekim ayında yapmalıyız. Bugüne kadar eylem planı ile ilgili bir çalışma yapmamamız ayrı bir konu. Ekim ayında önerilerimizi sunmalıyız, bunu yaparken de özel sektörü destekleyici, girdi maliyetlerini düşürücü plan ve programlar gerçekçi olarak bu pakette mutlaka yer almalıdır.

Ülkemizde konuştuğumuz enflasyon verileri tüketici tarafı olan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)’dir, uzun bir dönemden beri aynı sepet kullanılan TÜFE için ürün adeti, çeşidi ve payı mutlaka güncellenmelidir.

Enflasyon hesaplamalarında  bir de üretim tarafı vardır. Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) üretim maliyetleri açısından son derece önemlidir. Ülkemizin saygın ekonomistlerinden olan Prof. Dr. Okan Veli Şafaklı’nın da son dönemde üzerinde durduğu ÜFE hesaplanması mutlaka İstatistik Kurumu’nun ajandasında yer almalıdır.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Kaan KUTLAY yazıları