Geleneksel ekonomi ile inatlaşmak

Yayın Tarihi: 22/10/21 07:45
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) bugün yapılan toplantı sonucunda politika faizini %18’den %16’ya indirdi. Yıllar önce makroekonomiye giriş derslerinde öğrendiğimiz bugün ise öğrencilerimize öğretmeye çalıştığımız geleneksel ekonominin temel prensiplerinden olan faiz-enflasyon ve kur ilişkisi Türkiye’deki karar vericiler tarafından tamamen bir kenara itilmiştir.

Enflasyon, arz ve talep dengesinin talep lehine bozulması ile ortaya çıkar yani enflasyonu düşürmek için kısa vadede ya talep düşürülmeli ya da arz artırılmalıdır. Arz kısa vadede artırılması kolay değildir ve yapısal reformlara ihtiyaç vardır. Türkiye’de TÜFE, eylül ayında yıllık % 19,58, aylık  % 1,25 arttı. Temmuz ayında OECD ortalaması % 4.2 iken Türkiye’de aynı ayda %18.95’di. Göreceli olarak yüksek enflasyon oranı yaşanan Türkiye’de talep yönlü politikalar izlenmelidir.

Merkez Bankasının faiz indirimine gitmesi , kredi faiz oranlarını düşürecektir sonrasında harcama ve yatırımlarda yükseliş olacaktır. Toplam talebi oluşturan en önemli öğelerden olan tüketim ve yatırım harcamaları artacak sonrasında da enflasyon oranı yükselecektir.

Ayrıca, TCMB’in faiz ve enflasyon verileri bu iki değişken arasındaki negatif ilişki olduğunu göstermektedir.

Türkiye’nin ünlü ekonomistlerinden üstat Ege Cansen, yazdığı köşe yazılarında, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için arz-talep dengesinin yanında döviz kurunun da enflasyon üzerinde önemli bir etkisi olduğuna dikkat çekmişti.

Alınan faiz kararının, döviz kuru üzerinde de etkisi bulunmaktadır. Her şeyden önce karar açıklanmadan önce oluşan beklenti sonucunda 443 seviyesinde yer alan Türkiye'nin 5 yıllık CDS'i, 455 seviyesine yükselerek 6 ayın zirvesine çıkmıştı.

Ekonominin en temel kurallarından biri, bir ürün piyasada bol ise o ürünün fiyatı düşük olur eğer ürün az bulunur ise fiyatı yüksek olur.

Türkiye gibi özellikle enerjide ithalata bağımlı gelişmekte olan ülkelerde döviz açığı sorunu yani arz sıkıntısı olur. Çözüm yolu da döviz arzını artırmaktır. Sermayenin dini, dili, ırkı veya cinsiyeti yoktur. Hangi liman daha karlı ve güvenli ise gider geçici süre oraya park eder. Ama, yerleşmez!!

Enflasyon oranı, nominal faiz oranından yüksek ise o ülkede reel faiz oranı negatiftir. Böyle durumlarda o ülkeye sermaye girişi durur ve mevcut olanlar daha karlı limanlara yönelir. Buradaki kritik konu ülkeden çıkarken ellerindeki yerel parayı dövize çevirirler yani dövize talep yaratıp kuru yükseltirler. TCMB’nin aldığı karar maalesef bu süreci bize yaşatacaktır. Gelen ilk tepkiler o yönde.

Bu akşam Türkiye’de piyasalar kapanınca sosyal medyada döviz kurları ile ilgili pek çok paylaşım göreceğiz çünkü dünyanın diğer yerlerinde işlemler devam edecektir. Umarım yarın Türkiye’de piyasalar açılınca daha dengeli bir seviyeye gelecektir.

Ülkemiz perspektifinden bakacak olursak ithalata bağımlı küçük ada ekonomisi olarak dövizdeki yükseliş raf fiyatlarına yansıyacak ve alım gücü daha da düşecektir. 2022’nin başında muhtemelen yeni hükümetimiz olacak ve oluşacak olan hayat pahalılığını maaş ve maaş nitelikli ödemelere yansıtmak zorunda kalacaktır.

Türkiye’deki karar vericilerin biran önce faiz-enflasyon ilişkisine Fischer çerçevesinden değil de geleneksel ekonomi çerçevesinden bakmasını dilerim.

Ülkemizde ise koalisyonun büyük ortağının, kurultayını tamamlayıp bir an önce ülkeyi seçime götürmelidir ve şu anki konjonktürde tek partili bir hükümet ortaya çıkmayacak. Pek ümidim yok ama umarım seçim sonrasında ilk iki sırayı alacak partiler geçmişi bir kenara bırakarak 5 yılı geçtim 4 yıl sürecek olan bir icraat hükümeti kurabilirler.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Kaan KUTLAY yazıları