Anayasa değişikliğine, neden 'Bin Kez' Hayır demeliyiz

loading
1 Aralık, Salı
£

10.48

9.42

$

7.85

KARANTİNA

Vatan MEHMET
fustat_r@yahoo.com
Vatan MEHMET
A- A A+

Anayasa değişikliğine, neden ‘Bin Kez’ Hayır demeliyiz

“Ülkemizde seçimler sık oluyor. Kritik konuları her seferinde bu şekilde referandumla çözmekte yarar var. Bilindiği gibi toplu olarak kafa karışıklığı doğuyor”

Barolar Birliği Başkanı H. Esendağlı, Eylül 2020, Haber- Kıbrıs Potası

 

KKTC’de seçmen, 11 Ekim'de hem 5 yıl süreyle görev yapacak Cumhurbaşkanı'nı belirleyecek hem de Yüksek Mahkeme yargıçlarının şu an 8 olan sayısının 16’ya kadar artırılmasını öngören Anayasa değişikliğini referandumla oylayacak.

Çünkü meclis onayı yetmiyor.

80’ler model köhne Anayasamız, bu konuda halk oylaması gerektiriyor.

Bu kısmı ile pek övündüğümüz Laik KKTC’de -ilginç bir biçimde Kuran-ı Kerim’e el basarak göreve başlayan- yargı elitlerinin sıkışan yargının önünün açılacağını ifade ederek romantize ettiği soruya sandıkta ‘Hayır’ demeliyiz.

Pek efendi emekli ya da görevde olan yargı elitlerini ciddiye almamalıyız.

Bu çok yönlü tutarsız pazarlama karşısında tereddüt etmemeliyiz…

***

‘Kanada’ya gidemeyen’ Eski Kıdemli Yargıç Tacan Reynar, Anayasa değişikliğine ilişkin oylamada “hayır” oyu kullanacağını açıklayınca ortalık karışmış gibi görünse de niceleri aslında böyle düşünüyor…

Düşünmeli de!

Hakîm olarak baktığı ünlü davanın muzaffer avukatı Reynar, onları sadece rahatlatmış oldu.

İyi de yaptı.  

İtirazları, kafası çalışanlar için yeterli düzeyde… Ancak O’nun söylediklerinin ötesinde bazı gerçekler de var.

***

Söz konusu değişiklik teklifi, anlatıldığı gibi ‘yargının ihtiyaç duyduğu ilk hayâti konu’ falan değil.

Çünkü böyle olduğuna ilişkin ortada ciddi bir referans yok.

Binin üzerinde dosya altında 8 yargıcın ezildiği gibi, bakkal defteri doldu işte, tadında bir argüman var sadece ortada dolanan ve devamlı surette tekrar edilen…

Böyle gayri ciddi lafla milletten rey mi istenir?

Ortada analiz yok.

Rapor yok.

Veri yok.

Var mı, nerede?

Hangi kurumda bu hayali kurumsal çalışma?

Neden böyle oluyormuş mesela?

Neye göre!

Suyun, elektriğin ‘fizibilitesinden’ daha mı değersiz bir konu bu!

Yargı elitlerinin anlattığı kör bir kuyu var karşımızda ve elimizde ‘ihtiyaca binaen denilebilecek’ bilimsel hiçbir şey yok.

***

Türkiye ile KKTC arasında 2016-18 protokolünde yargıya dair fiilen "karma sistem" tespiti yapılıyor ancak "Anglosakson sistem değiştirilmeli" denmiyordu. Öte yandan hükümet programında âdeta yargıda "reform" vadeden takvimli program da dikkat çekiyordu.

12 maddeli İlke ve esaslarda; 

Yargının tarafsızlığını güçlendirmek, Yargının saydamlığını ve hesap verebilirliğini artırmak, Yargının kurumsal kapasitesinin (kadro, bina ve donanım dâhil) gözden geçirilmesi gibi maddeler yer alıyordu…

-CTP ile de öncesinde görüşülmüş olan- Başbakanlığın imzasına göre Yargı Reformu Eylem Planı, Temmuz 2016’da hazırlanacaktı. (Ayrıca dönemin İçişleri Bakanı Asım Akansoy, Türkiye'nin yargı ile ilgili her hangi bir dayatma yapmadığını da açıklamıştı)

Fakat yine de ne demişti Yüksek Mahkeme Başkanı Ferdi Narin Şefik âdeta o ünlü çarpık yoruma imza atarak o günlerde;

"Yüksek Adliye Kurulu’nun temsil edilmediği bir ortamda yargıyla ilgili eylem formu başlığı altında, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı, hesap verebilirliği ve saydamlığının tartışılması kabul edilebilir değildir, yanlıştır ve Anayasamıza aykırıdır".

Şefik’in referanduma ilişkin dünkü açıklaması da iknadan uzak, bildik argümanları sıralamaktan öteye geçmiyor maalesef…

***

Gelelim sadede…

İlgili değişiklik, yargıç sayısını 8’den 16’ya çıkarmayı öngörüyor ve başta 2-3 kişinin alınacağı ifade ediliyor… Çünkü yargıçlar perişanmış ve önlerinde “bin adet dosya” birikmiş.

Yine sözel bir bakkal defteri argümanı yani

Orta karar anonim şirkette bile bu işler böyle olmaz.

Oysa nüfusu dört katı olan komşumuz Güney Kıbrıs’taki Yüksek Mahkemede 13 üye var, 80 milyonluk Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi’nde de 13.

***

Sandıkta milletin önüne getirilen soruya aranan müstakbel ‘Evet’, sorunlara çare üretme biçimimiz bakımından tam bir KKTC hikâyesidir

Kellelerin ‘elitliği’ sizi aldatmasın: Çünkü biz meseleleri veriye, analize, -yalandan bile olsa- herhangi bir rapora dahi dayandırmaksızın ‘kafa sayısını’ artırarak çözme eğilimindeyiz.

Pandemi nedeniyle işsizlik artacak. Madem kafa sayısını artırmaktır çözüm modelimiz, işsiz kalanları da alalım devlete…

***

Elit hâkim sayısı, neye göre kime göre yükseltilecek?

Reynar’ın siyasi atama risklerine ilişkin kritik uyarıları bir kenara, tek gerekçemiz eğer 8 yargıca bin dosya ile yığılma ise eğer, kaç ay ya da kaç yıl sonra yeniden halka sormaya gideceğiz?

Yani bir gün 16 yargıcın önünde bu kez iki bin dosya birikirse, hakîm sayısını tekrar mi artıracağız?

Dünyada mahkemelerin artık online yapıldığı bu dönemde (gerçi biz posta pulu ıslatıyoruz hala) belki de sıkıntılar, ‘ihtisas mahkemelerimiz’ olmadığı için yaşanıyordur?

Ne dersiniz?

Belki de sorun, dosyaların ‘yukarıda birikmesi’ değil, ‘aşağıda’ çözülememesidir.

Ben sebebini bilmiyorum.

Siz biliyor musunuz ki ‘Evet’ diyeceksiniz?

Alt mahkemede 10 yılı aşmış davalar var…

Durduk yere hâkim sayısını artırıp, çift haneli maaş alan kişi sayısını da artırarak sözde tam takır olduğu iddia edilen bütçeyi neden zora sokacakmışız ki?

Analizden, rapordan, veriden yoksun, 5 yargı elitinin sözel mutabakatı ile önlerinde Bin dosya birikti ise eğer, bir değil “bin kez Hayır” demeliyiz!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.