Unutulmaz 8 pandemi rezaleti

Yayın Tarihi: 15/01/21 10:30
okuma süresi: 11 dak.
A- A A+

Bazısı hala devam eden ve geleneğe dönüşme potansiyeli taşıyan pandemi huyları, cihana uzaktan bakanlar ya da bakabilenler için unutulmaz gerçekten.

Benim şahsen “rezalet” diyebileceğim bazı görüntüler, davranışlar, ‘yeni normal’ diye anlatılan akıl dışı teamüller, hatta düşünceler kendimiz dâhil hala tanımaya çalıştığımız biz insan ırkı hakkında maalesef tuhaf fikirler vermeye müsait.

Devam eden sürecin insana ve davranışları ile duygularına çok yönlü etkileri gerçekten de bunu “deney düzeyinde” yapanlar için ilginç ve belki de keyifli olmalı…

Ötesi derin bir mesele ama;

Bu deneyimler, insanın dünya içerisinde “başıboş” bırakılmaması gereken, bir anonim şirkette olduğu gibi çoklu organizasyona dönük özellikle “güdülmesi icap eden” bir tür olduğu konusunda bu güne kadar “‘ama özgürlük var’ diyerek tereddütte kalanları” dahi cezbedecek bir görünümü de maalesef arz ediyor…

1: BALKONLARDA DANS ETMEK:

2: ONLİNE ŞARKI ve SPOR ÇILGINLIĞI:

3: ATEŞ ÖLÇERE SONSUZ GÜVEN:

4: HERKESİN İÇİNDEKİ AŞÇI VE EKMEK:

5: ÇİNLİLERE SÖVMEK

6: PANDEMİ ORTASI TATİL ARAYIŞI DEPRESYONU

7: YENİ MEDYA: GÖRMÜYORUM, SES KOPTU, BEN HANGİ KUTUCUKTAYIM?

8: ‘HAYAT EVE SIĞAR’ VE BENZER SÖYLEMLERİN GERÇEK DIŞI YAVANLIĞI…

Şeklinde benim 8 maddem var.

Belki sizin 18,

Şanslısınız o halde: belki de hiç…

***

1: BALKONLARDA DANS ETMEK

Virüsün Avrupa’ya sıçradığı iddia edilerek ve İran’dan sonra İtalya’da patlak vermesiyle ilk kez Akdeniz ırkında müşahede edilen süslenmeler, balkonlara çıkıp şarkı söylemeler ve korkulukları önünde tuhaf tuhaf tepinmeler…

Hele o Dj’ler…

Alkışla eşlikler…

İnsanların kendi yurdunda günde binden fazla soydaşı ölse de balkonlarda düşebildiği bu vicdansız durum “onlar ne de olsa ihtiyar ve hasta. Ne yapalım öldülerse! Hayat devam ediyor, işte eğleniyoruz” denerek icra edildi…

Daha ziyade sözde moral vermek için Avrupa memleketlerinde görülen ve adeta amazon ormanlarında, ölülerini dans ederek gömen bazı otantik pagan kavimleri hatırlatan bu manzaralar, başını kuma gömen deve misali gerçek anlamda utanç verici idi…

Oysa ‘Hayat Güzeldir’ filminde anlatılmak istenen bu değildi. 

**

2: ONLİNE ŞARKI ve SPOR ÇILGINLIĞI

Bu gerçekten de tam anlamıyla bir “tayt şov” ile gırtlaktan bönüren insanların tüm dünyada ortaya koymaktan utanç duymadığı bir rezalete hızla dönüşüverdi…

Aman Allah’ım: Herkes kendisini hem ‘hobi avcısı’ hem de bir anda sanatçı zannetti.

Neredeyse herkes online olarak karaoke yaptı ve “eğlenmeliyiz… Her şeye rağmen biz eğlenmesini bilen insanlarız” görünümünü sergileyerek “benim gibileri” utandırdı.

Yogacılar, fitnessçılar, her çeşit vücutçular pandemi süreci kısıtlamalarının bir fırsat olduğunu şefkatli sesleri ile insanlığa anlattılar spora başlatmak için ama tutmadı.

Pandemide obezite patladı.

Piyasalarda, Covid-19’un hasta ettikleri dışında zayıflayan kimseciklere rastlanmadı… 

**

3: ATEŞ ÖLÇERE SONSUZ GÜVEN

Değil semptomsuz asıl çoğunluktaki yayıcılar, ‘hasta’ olanların dahi yüzde yetmişinde ateş semptomu olmamasına rağmen, yani ateş konusunun neredeyse yarıdan fazla bir oranla fiilen klinik “belirti” olarak görülmemesine rağmen, her yer ve mekân “ateş ölçmekle” övündü, övünüyor

Ellerde bir ateş ölçer rezaleti…

Resmen ayrı bir iş dalı haline geldi.

Dünyada tek bir kişi bile yolculuğa 40 derece ateşle çıkacak kadar aptal ya da “takat sahibi” olmadığı için de tek bir kişi “ateşi 39 derece olduğu için” havalimanından geri döndürülmedi…

Aranızda ateşi 39 buçuk derece iken -yani cidden titremeye başlamışken- mağazaya gidip gömlek satın almak isteyeniniz var mı?

Ama ateşiniz, itinayla ölçülüyor…

Hatta bazen olmuyor tam, iki kere…

**

4: HERKESİN İÇİNDEKİ AŞÇI VE EKMEK

Pandeminin bügüne kadar uzanan kısmında ilk 6 ay kadar doktorları alkışladık.

(hala alkışlayan başkentler var) ama asıl alkışı ve tebriki –sadece işini yaptığı için- hakedenlerin marketçiler olduğunu unuttuk ve ortada bir kıtlık söz konusu imiş gibi ilginç bir popüler kültür dayatması ile ekmek yapma sevdasına düştük.

Tüm dünyada un satışları arttı.

Donmuş, hazır pizzayı dahi attığı 120 derecelik fırında düzenli olarak yakanların yaptığı bu ekmekler ise çoğu kez berbattı.

Kimse kıvam işini doğrusu ayarlayamadı…

Kıtlıkla mücadele yerine un israfı ortaya çıktı.

**

5: ÇİNLİLERE SÖVMEK

Çinlilere “vay yarasa yiyen yamyamlar” denerek hala küfrediliyor. Çekik gözlü olmak yeterli zaten.

Özellikle de bizim de aşina olduğumuz İngiltere gibi ilkel insanların yaşadığı ırkçı memleketlerde

Daha geçen hafta Londra’da iki saf ırk İngiliz, utanmadan 14 yaşındaki bir Çinli çocuğu resmen dövdü. Hala dünyanın her yerinde basına Çinlilere saldırı ve dayak haberleri yansımaya devam ediyor…

Özellikle Avrupa’da “pis Çinliler” yaklaşımı sürüyor ve bu Asyalı bizlerin de tekrar ettiği standart bir günlük konuşma…

Oysa pek çok bilimsel makaleye de referans olan bilimsel araştırmalar virüsün Çin’de ortaya çıkması bir yana Çin’den önce Avrupa kıtasında ilk kez tespit edilebildiğini gösterdi.

“Çinliler et bile tüketmez…” diyerek o çok özendiğiniz Çin restoranlarını anlatacağım ama maalesef siz gördüğünüz 8 ile 10 sayısını geçmeyen sosyal medya videolarının zihninizdeki hatıraları ile bana “cahil” diyeceksiniz.

O yüzden siz de içten içe Çinlilere sövmeye devam edin ki benim cehaletim bana kalsın…  

**

6: PANDEMİ ORTASI TATİL ARAYIŞI DEPRESYONU

Dünyanın her yerinde başta havayolu ile turizm şirketlerinin ne denli “ahlaksız” oldukları ortaya çıktı.

Neleri denedikleri, turizm çalışanları diyerek “para için” insanların kanlarına nasıl girmeye çalıştıklarını seyretmek ilginçti.

Pandeminin kronolojik ortasında, yani yaz zamanı turizm şirketleri ve “onlara bağlı düzenleme yapan” havayolu şirketleri her türlü bileti dünyanın her yerinde sattılar.

Ne gidilen ülkelerin kurallarına baktılar ne de “dönüş güvencesi” verdiler.

‘Her şey Ok.dir’ dediler ve “artık ben kötü haberler okumuyorum, moralimi bozuyor, lütfen bunlardan bahsetmeyelim” tadında yaşayan bazı tipler de temmuz-haziran ortasında aldıkları biletleri birkaç kez ertelediler, ertelediler…

Gidebildilerse hasta oldular ya da muhakkak “taşıyıcı” sıfatıyla döndüler ve virüsü “ödeme yaparak” yaydılar.

Ya da boş otellerde havuz başında “müthiş tatildi” diyerek dönüşte kendilerini avuttular.

Hadi hakaret etmeyelim bu şaşkın diyebileceğimiz insanların çoğu maddi zarara uğradı ve Avrupa’da bu meselenin mağduru sendikal hareketler dahi başlamak üzereydi. 

Zaten “para basan” hükümetleri zor durumda bırakan bu azınlık kitle, hala kış geldi paralarını iade yoluyla almak peşindeler…

**

7: YENİ MEDYA: GÖRMÜYORUM, SES KOPTU, BEN HANGİ KUTUCUKTAYIM?

“Dijital çağ, her şey online” denerek ekranlarda alt yapıdan yoksun ve “düşüncesiz” bir rezil durum yaşandı ve hala yaşanıyor ki dillere destan.

Her yerde…

Ama her yer.

Herkes bir kere, muhakkak ama muhakkak kitaplık önünde onlinea geçti.

Futbolcular bile -neden hala devam ettiği anlaşılmayan- spor programlarına evin kitaplığı önünde katıldı.  Online yayıncılık bize herkesin kitaplarla haşır neşir olduğunu göstermesi bakımından umut verici idi.

Gelişmiş ülkelerde bile online yayıncılık, tam olarak sanki ekranda kendinizi “güvenlik şefi” hissetmenize neden olabilecek küçük küçük kutucuklarda görünen kafalara eşlik eden kopan sesler ve donarak adeta yavaş çekimde akan 10’ a bölünmüş, konferans tadında çoğu gereksiz olduğu kadar lüzumsuz ve kimsenin de umursamadığı yayıncılık biçimleriyle şekil aldı…

Kimse gece vakti taşınan ‘yeni Hollywood’ Netflix varken, sanki hala takip edilmesi gerekiyormuş gibi politik içeriklerle ilgilenmendi.

Her çeşit program, magazin dâhil (kutu içinde dans eden dansöz dahi gördüm) inatla aynı formatta bu bölünmüş çoklu kişi ve ekran konseptiyle devam etti.

İnternet sorunsuz aksa da pedagojik gerçeklerden yoksun online eğitim rezaletlerine girmiyorum bile

Yeni medya -henüz kendine itiraf edemese de- stüdyo yayıncılığının alternatifsiz olduğunu henüz anlayıp, stüdyoda büyük bir tv ekranına görüntüyü vererek işi kurtarmayı sene oldu ancak akıl edebiliyor.

**

8: ‘HAYAT EVE SIĞAR’ VE BENZER SÖYLEMLERİN GERÇEK DIŞI YAVANLIĞI

Bu sloganlar bire bir ya da çok yakın bir şekilde dünyanın her yerinde her dilde hemen üretildi.

Hükümetler bu konuda –şimdilerde aşı için olduğu gibi- reklamcılarla ve ünlülerle çalıştı.

Ama hayat eve dünyanın hiçbir yerinde sığmadı. Kendi içine sığamayan biri eve nasıl sığınabilirdi ki…

Karı kocalar birbirlerine tahammül zaman ve sınırını doğal olarak aşarak kavga etti.

Boşanma oranları tüm ülkelerde fırladı.

Daha acısı: Anneler çocuklarını tanımadığını, babalar da evde çekirdek aileye mensup kalabalığa tahammül edemedikleri gerçeğiyle yüzleşti.

Her aile az çok bunu bir seviyede tecrübe etti.

Ebeveynler, asabı bozuk bir şekilde okulların açılması için tahsil endişesi ile değil, evde nüfus azalmasına hasret şekilde dua eder oldu.

Çok az kimse, evde ailesiyle, kurtulduğu gereksiz ve masraflı sosyalleşme ve “mutluyuz” pozunu ısrarla sokakta vermek zorunda olmadığı için şükredebildi…

Pandemide “aile olmak tecrübesi” beklenenin aksine en acısı olarak dikkati çekmeye devam ediyor…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.