Seçimden sonra ‘Entegrasyon Cumhuriyeti’ne doğru..

Yayın Tarihi: 19/01/22 09:30
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Kendi kendine yetmek, demek; yalnız yaşamayı yeğlemek ve hiç kimseye gereksinim duymamak ,demek.

Siyasi bir söylem olamayacak kadar gerçeklerden uzak bu.

“Şahsi” hayatlar, “radikal” kararlar bile bu lafla yürümez, değil toplumlar…

Ne var ki sağ ve solda popülizmin zirve yaptığı bu seçim ortamında bazı siyasi partilerimizin ana özdeyişi, sloganı bu.

**

Kendi kendine yetmek, biz kendi kendimize yeteriz…’ söylemi siyasi, ekonomik, askeri, beşeri hatta felsefi manada karşılığı olmayan bir şeydir.

İnsan dünyaya ait ya da onu tamamlayan bir parçaya benzememektedir, çıplak ve tamamen muhtaç doğduğu için başta…

Sadece ayağa kalkması bir yılı bulan ve kalkar kalkmaz da ahengi bozan tek varlık olarak tepinmektedir.

Ben kendim… Kendi cevvim, kendi eflâkim’ diye bir olay yok.

Beyhûde anların tesellisi kabilinden şiir bunlar.

Birey; sürüngen, yırtıcı ya da kanatlı olmadığını fark ettiği günden beri 'kendi kendine' olamayacağını, ‘yetemeyeceğini’ akıl yoluyla bir arada adilce var olunabileceğini fark edip, dünyanın onu ezmemesi için bildiğimiz kadarı ile ‘toplu yaşama geçeli’ nice oldu.

Bu "yetmek" antropolojik olarak da asılsız velhasıl...

Kendi kendimize yetmek, aramızda bulunan ve bizi, varlığımızı tehdit eden birey ve kurumlara rağmen demokratik rejimlere de mahsus bir şey değildir.

O, kendi kendini yönetmek!

**

KKTC’de İşbölümü yapılmış popülizmde bile Sağ’ın Sol’a, Sol’un Sağ’a ihtiyacı var; Nasıl yeteceğiz kendi kendimize?

Hakikatleri konuşalım: Hangi ölçü ile bu lafların edilebildiğini merak ile soruyorum, bunu söyleyenler Annan Planı’nda kamuda memur olacakların sayı ve oranını biliyor mu, hatırlıyor mu mesela?

AB kriterine göre sadece KKTC’de “üç Kıbrıs Adası kadar nüfusa eş değer” memurumuz var!

Sendikalı!

Kamuda kendi kendimize nasıl yeteceğiz mevcut kangren ve çarpık yapı ile, bu sayılar ile yanıt var mı?

Bari işler yürüse…

O da yok.

İnsan çok, iş yok!

Daire çok, proje yok.

Ama artık siyaset, seçim ortamı gösteriyor ki laf da üretemiyor.

Laf da tükenmiş!

AB’nin yasakladığı jeneratörü alarak mı, yeteceğiz kendi kendimize mesela?

Pandemide 2. dalga sonrası bile 40 vaka için kara sınır kapıları kapandı, ne oldu?

Bitti esnaf!

**

Kendi kendimize yetmenindaha geniş ama bizi ilgilendiren cihetle- ne olduğunu size söyleyeyim;

Mesela Ada’da olası “çözümü”, ya da “mavi vatan” mücadelesine bağladığınız milli servet ‘hidrokarbon yatırımlarının sözde istikbali’ için AB kredisi bile çekemezsiniz artık!

Amerikan banlalarından da çekemezsiniz.

Kendiniz de bir şey “edemezsiniz”.

Başınıza yedirirler!

Çünkü artık –bir döngü olmadığına da inandığınız- “iklim krizi” diye bir şey var ve bu fosilleşmiş dedelerimizin deniz tabanındaki kemiklerinden miras kalan ve fakat  ünvanı şimdilerde “kirli enerji” olan yollara “kalkınma hamlesi” diye tevessül edenler sistemden dışlanacak!  

Aşılar ya da onlara ait vurgun pasaportlar gibi uyduruk değil, ciddi…

Yani kendinize “yerel kaynaklar da” bile yetemezsiniz!

**

Nutuk, retorik bahane, KKTC’de seçim ortamı şahane…

Meclisi ve siyasete güveni tazelemekte geçiktik.

Pandemiyi “dönüşümlerin” vesilesi “kılma” fırsatını da kaçırdık.

Hükümet kurduk, hükümet bozduk; Cumhurbaşkanı falan tayin ettik!

Böyle gelmiş, böyle gider, türküsü söylemeye devam etmekteyiz…

23 Ocak sonrası hepimizi büyük bir yıkım bekliyor!

2.6 Milyar TL bütçede açık var.

Bu ‘çok kötü şeylere âlamet’ bir rakam!

Bu eşel mobil ve asgari ücrette artış ile birlikte 1.9 milyar kadar artıyor ve 4.5 milyar TL’lik bir kara deliğe dönüşüyor…

Güncel sıcak misal: Sosyal Sigortalar avans çekti, ödedi.

Ocak –Şubat ne olacak?

Belediyeler üstelik; eşel mobili yasal olarak uygulamak zorundalar. Gelirleri yarı yarıya devlet kaynaklı. Ne yapacaklar Türkiye’den gelen suya Lefkoşa’da olduğu gibi zam mı çakacaklar?

Zaten yüzde 70-80 personel giderleri var.

Bu, Kit’ten beter pek çok kurumda böyle.

Dizin belli.

**

Yani giderler artıyor gelirler düşüyor…

Doğrudur her ay daha çok elektrik kesintisi ve daha yüksek fatura ödemeye devam ederek ve elbette “öz kaynağımız ya da malımız” diye de ilgili kurum hakkında tamamen “uydurarak” kendi kendimize yeteriz!

3 değil; 2 G’ye razı kendimize yeteriz!

Söyleyin bize mesela emeklilerin kaygıları nasıl giderilecek?

On yıl sonra var olacak mı çoktan batmış bu zümreden sorumlu kurum?

Bilen var mı?

Söyleyin kendi kendimize yetmek namına “çok hızlı özelleştirme” furyasından başka mesela bir seçenek var mı? 

Var mı?

Dinliyoruz, ne imiş…

Varsa var.

Yoksa yok…

Bu değil mesele!

Alternatifleri aklı bir karış havada gezmeyen, mantıklı insanların tartışması gerekiyor

En iyi diyet bile sürdürülebilir olanı değil mi?

Ama biz sürdürülemez her yapı için “inat” eder gibiyiz.

**

KKTC’de Sol, bir kere AB dilinden habersiz.

AB jargonudur reform, yapısal dönüşüm.

Bizde sol, sağ bile değil!

Çünkü bu kelimelerin lafını bile edemiyor!

Mevcut Sağ da radikal kararlar diyor…

Ne imiş o ?

ÖTV mi artacak?

Ama bir yandan da Türkiye’ye ‘yapamayacağımız şeye imza atmayız’ deniyor.

Duyan uzunca bir süredir bu protokolleri, imzaları takan, umusayan bir Türkiye var sanır!

Öyle bir kurumsal yapı, hafıza yok nicedir.

Siyaset seçim vesilesi ile bu kez kamuda reform sözde kalmayacak da diyor…

Nasıl?

Daha zor soru: Hangisi?

**

Bakın söylüyorum: Başta iç mali yapı olmak üzere Türkiye sistemine entegre edilmekten başka çaremiz yok diyecek, size birileri

Yakındır.

Ödesin emeklimizi, memurumuzu Türkiye…

Yani ‘Entegrasyon Cumhuriyeti’. (*)

Kuzey Kutup dairesindeki Faroe Adaları gibi mesela…

Özerk…

‘Ne güzel işte, iki devlet yolunda…’ diye de eklerler.

Ne yapacaksınız?

Ne diyeceksiniz?

Var mı kamuoyunuza bu işleri anlatmaya siyasi gücünüz?

İtibarınız…!

**

Neden bunları anlatmıyorsunuz?

Haberiniz yok mu yoksa!

İyi o halde duyduk, duymadık demeyin: Kendi kendine yetmekten, her şeye ve herkese muhtaç olmaya…’ diye buna derler.

Ne derler ya!

Seçim manifestosu mu?

 

(*) Teknik anlamda ENTEGRASYON yazılımların, sistemlerin bir arada ve uyumlu bir şekilde otomatik bir yapıda haberleşmesi, veri alışverişinde bulunması anlamına gelir. Entegrasyon çeşitleri birbirinden farklılık göstermektedir. ‘Entegrasyon’ kelimesi farklı anlamlarda da kullanılabilmektedir. ÖZERKLİK ise gelişim psikolojisinde ve ahlaki, politik ve biyo-etik felsefede özerklik bilinçli, zorlanmamış karar verme kapasitesidir.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.