Politika ve siyaset...

loading
2 Temmuz, Perşembe
£

8.58

7.74

$

6.85

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Politika ve siyaset...

Politika ve siyaset, kelime anlamı bakımı ile, bizim gibi toplumlarda 'eş anlamlı' olarak kabul edilir. Yani siyaset demek aslında politika demektir. Bu bağlamda politikacı demek, siyasetçi demekle bir tutulmaktadır.

Bu konularda az çok mürekkep yalamış birisi olarak size bütün gün ahkam kesmem mümkündür.

Gerçekten de bu iki kelimenin kökenine baktığımız zaman, son günlerde neler yaşadığımızı daha iyi anlayabileceğimizi düşünmekteyim.

Öyle ki, 'politika' kelimesi, Latince 'politicus' kelimesinden gelmektedir. O ise, Yunanca 'politokos' kelimesinden türeyen bir şeydir. Bu noktada, Aristo'nun 'Politika' adlı eserine bakmak yeterli olacaktır.

Anlamı ise 'halka dair, halkla ilgili' demektir. Aslına bakarsanız, işin sonunda 'kamunun ortak kaynaklarının, yine kamunun yararına yönetilmesi' noktasına varırız. Yani işin içinde 'yönetme' vardır.

Bizim bugün 'turizmde devlet politikamız yok' ya da 'eğitimde devlet politikamız' yok dediğimiz durumlar da aslında 'yönetsel' bir soruna parmak basmaktadır.

Peki, arapça 'siyasa' kelimesinden gelen ve bir anlam olarak "seyislik- at bakıcılığı, azgın bir hayvanı idare etme, sakinleştirme" demek olan, ancak ikincil olarak 'devleti yönetme ve idare etme' anlamına gelen 'siyaset' kelimesinden ne anlamaktayız?

Sabah programlarımda çok sık dile getirdiğim söylemlerimden biri 'KKTC'nin yönetilmek için değil, idare edilmek' için kurulduğudur.

Dolayısıyla, ortada bir 'KKTC politikası' yoktur, 'KKTC siyaseti' vardır.

Ortada 'KKTC politikası' olmadığı için de, arapça anlamı ile bir nevi 'seyislik' etmek demek olan 'KKTC siyaseti' bu noktada baskındır.

Baskın olduğu için de, devletin bekası noktasında geçerli akçe sadece 'siyasettir' ve bu siyaset, aslında kamunun yararının güdülmesini gerektiren 'politikadan' hep uzaktır. Her gelen hükümetin, daha önce alınan kararları 'yap-boz' tahtasına çevirmesi, süreklilik göstermemesi işte bu 'politika' eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Bu bağlamda yapılan siyaset, KKTC siyasi parti ve oluşumları yüzünden illa ki 'partiseldir', kaçınılmaz olarak 'zümreseldir.'

Yani kısacası, içinde yönetsel bir gaile olmayan KKTC politikası, aslında onu güzelce idame etmek için bir enstrüman olarak karşımızda duran 'siyaseti', esas amacından uzaklaştırmakta ve nihayetinde tüm kesimleri 'gemisini kurtaran kaptan' olma gayesine yöneltmektedir.

Tüm bunları neden mi yazıyorum?

Kısaca anlatayım:

Şimdi biz bu 'ortak gaz komitesi' önerisini yaptık ya, sanki de yeni ya da yaratıcı bir teklif yaptığımızı zannediyoruz.

Halbuki, 2 Mart 2019 günü, 43'e 7 kararla Rum Meclisi tarafından alınan ve yasalaştırılan 'Hidrokarbon Fonu', Kıbrıslı Türklere oturduğu yerde bir kazanç sağlamaktadır. Öyle ki, kurulan bu fon ile, ilk gelirleri 2025 gibi ortaya çıkacak olan doğal gazın, bu gelirlerinin bir yerde toplanması ve çözümle birlikte Kıbrıslı Türklere verilmesi öngörülmektedir.

2011 yılından beri masada olan, gerek Talat-Hristofiyas gerekse de Eroğlu-Hristofiyas dönemlerinde gündeme getirilen ortak komite meselesinin konuşulması yeni değildir. Dolayısıyla, Cumhurbaşkan Mustafa Akıncı'nın, her ne kadar daha kapsamlı da olsa, yaptığı öneri yeni bir mevzu değildir.

Rumlar bunun bilincinde olduğu için işte bu fon kurma işine ciddi olarak eğilmişler ve yukarıda bahsettiğim tarihte de bunu hayata geçirmişlerdir.

Şimdi siz gidip de 'ortak komite kuralım, zenginliği paylaşalım' dediğinizde, size 'e bizde zaten kurulmuşu var' diyeceklerdir.

Dahası, ortak komite kararının red gerekçeleri arasında yapılan teklifin 'Kıbrıs halklarının çıkarına hizmet etmediği' de vurgulanmıştır.

Yani ortada bir 'Kıbrıs gaz politikası' vardır ve bunun 'Kıbrıslıların geneline hizmet etmesi' öngörülmektedir.

Çünkü politika denilen şey, dünden bügüne 'at pazarlığı' yapılarak, siyasi ihtiraslara kurban edilecek bir şey değildir.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Rumlar, binyılların getirdiği bu politik birikim ile, politika denilen şeyi gayet ustalıkla uygulamaktadırlar.

Bu ustalıklarını da onun enstrümanı olan 'siyaseti' bir tamam şekilde oynamalarından ileri gelmektedir.

Kuşku yok ki, bu ustalık karşısında, bırakın politikası, onun en temel muhteviyatı olmak zorunda olan 'iradesi' bile bulunmayan Kıbrıslı Türklerin şansı ne olabilir?

Bence en önemli sorun budur…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.