Hayat öpücüğü...

loading
5 Ağustos, Çarşamba
£

9.13

8.24

$

6.97

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Hayat öpücüğü...

7 Temmuz 2017 günü, sabaha karşı 3.30'da BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in ağzından dökülen "Konferans sonuçsuz kapandı" kelimelerinden beri komada bulunan federasyon çözümü, yine bizzat Guterres'in inisiyatifi ve Kıbrıs Türk tarafının dirayetli tutumu ile Berlin'de hayata geri döndü.

Gerçekten de, Guterres'in 'Reflection period', bizim 'değerlendirme süreci', kimilerinin ise Post-Crans Montana süreci dediği zamanın sonunda federal çözüm, bir kez daha, hem de Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği üzerindeki tartışmaları da tamamen yok etmiş bir şekilde tek çözüm modeli olarak karşımızda durmaktadır.

Zirveyi küçümsemek isteyenlerin dalga geçmek için söylediği 'eşeğimizi kaybedip bulma' lafı, pek bir revaçta olsa da, işin aslı Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın toplantı sonrası ifade ettiği gibi 'raydan çıkanı, yeniden raya koymak' olarak adlandırılsa daha şık ve doğru olur.

Çünkü raydan çıkan federasyon, o gün Crans Montana'da, John Snow gibi bıçaklanmış ve karlar üzerinde yatar halde bırakılan federasyon, aradan geçen 2.5 yıl, onlarca görüşme, bir düzine kriz, çeşitli gemi sondajı faaliyetleri, atışmalar, linçler ve fantezilerin ardından, Berlin'de hayat öpücüğünü almıştır.

Öte yandan Berlin'den yeni bir şey, bir çözüm ya da referandum kararı alınmasını bekleyenler için toplantının bu bağlamda pek de bir ehemmiyeti yokmuş gibi durmaktadır.

Ancak, kendini federal çözüm isteyen birisi olarak niteleyenler bilsin ki, federal çözüm modeli Berlin'de ölüm kalım mücadelesi vermiş, gerçeklerle yüzleşmiş, galip gelmiş ve kendi varlığını yazılı olarak tekrardan tanımlamıştır.

Takdir edersiniz ki, ölüm kalım mücadelesi veren şey, önce kendini kurtarmak, sonrasında ileriye gitmek zorundadır.

Konunun anlaşılmayan, ısrarla gözden kaçırılan, federalist kafadan uzak düşünülen gerçeği tam da budur.

Geçen akşam yemek sürerken yaptığım yayında, bu gerçekler üzerinden bir okuma ile çeşitli soruların cevaplarının toplantının ardından ortaya açık ve net olarak konulmaktan başka bir çaresi olmadığını söylemiştim.

Bunlardan en önemlisi, hangi modeli çözüm olarak düşünüyoruz, ne istiyoruz şeklinde olanıydı.

Çünkü Crans Montana sonrası ortaya atılan gizli toplantılar, iki devletli çözüm isteme hezeyanları, baş başa fasulye yemeler, abi-kardeş hükümetinin adına açılım denilen yeni maceraları derken, işin içine bir de Anastasiadis'in yalpalamaları girince, federal modelin yeniden teyide ihtiyacı zaten kendiliğinden ortaya  çıkmıştı.

İşte Cumhurbaşkanı Akıncı'nın söylemlerinin ağır bastığı, onun sonuç odaklı, ucu kapalı bir süreç şeklindeki eski modalitenin aksine radikal hususlar taşıyan ısrarının izlerinin açıkça görüldüğü Genel Sekreter açıklamasının metninde, bu çözüm modelinin siyasi eşitliğin tartışmasız bir şekilde tanımlandığı federal model olduğu yazmaktadır.

Dolayısıyla, o metin yayımlandığı dakika istifa etmesi gereken UBP-HP hükümetine ait AB çatısı altında 2 devletli çözüm modeli, gelinen noktada, BM tahtında herhangi bir şekilde müzakere edilebilir değildir.

Biliyorum, bu arkadaşlarımız şu an beşli konferansın Nisan ayı sonrasına ötelenmesini bir başarı olarak, 'böylece Akıncı'yı da temizleriz' şeklinde bir düşünce kurnazlığı ile karışık düşünmektedirler.

Ama cin'in başka, peri'nin başka olduğu yerde, gerçekler ile fantaziler de başkadır.

Mesela ben çok merak ediyorum; olur da Ersin Bey, Serdar Bey ya da Kudret Bey, hasbelkader Cumhurbaşkanı adayı olurlarsa, bu halka nasıl bir çözüm modeli önereceklerdir?

Berlin zirvesi ile birlikte bir kez daha teyit edilen ve BM ile birlikte neredeyse tüm dünyanın çözüm modeli olan federasyonu mu önereceklerdir, yoksa, son 36 yıldır çok uğraşmalarına rağmen bir türlü dikkate alınmadıkları ayrılıkçı formülleri mi?

Tabii ki aklıma, 2010 seçimlerinde tamamen federasyon karşıtı bir politika güden, ayrılıkçı formüllere seçmenine seslenen Derviş Eroğlu'nun, seçildiğinin ertesi günü BM eski Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a bir mektup yazarak federal süreci kaldığı yerden devam ettireceğini taahhüt etmesi geliyor.

Bugün federal çözümün yeniden teyit edilmesine tahammül bile edemeyenler, o gün oy verdikleri Eroğlu'nun kendilerine attığı o çalıma tepki filan göstermemişlerdi.

Tabii, değinmeden edemeyeceğim, iyi saatte olsun, Sayın Başkanın 11 Şubat belgesinde attığı o imzaya, Berlin'deki karar metninde atıfta bulunulmuştur. O karar metninin gizli mimarı da aynı 'alkışı' alsın diye buraya not ediyorum.

Yani kısacası, federal çözümü savunmayan bir aday, seçildiği dakikadan itibaren federal çözümü görüşmekle mükelleftir diyebiliriz. Derviş Eroğlu'nun başına gelenlerin tıpkısının aynısı gibi...

Bu bağlamda, federal çözüm karşıtı cephe, propaganda dönemlerinde açıkça 'biz federasyon görüşmeyiz, istemeyiz' demeli ve ardından da bunun yerine hangi modeli nasıl ve kiminle, hatta hangi zeminde müzakere edeceğini bu halka açıklamalıdır.

Böylece, referandum gibi bir seçime yelken açan Kıbrıs Türk halkının o seçimi yapması kolaylaşır.

Neyse, uzatmayayım, çünkü Berlin zirvesini değerlendirme yazılarımız devam edecek…

O büyülü, deli gibi sembolik, her türlü mistik ve esrarengiz kenti çok özleyeceğim…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.