Eleştirileriniz sizde kalsın, çare düşünün

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Eleştirileriniz sizde kalsın, çare düşünün

Bir korku filmi senaryosu gibi yaşadıklarımız.

Sanki de filmin bir yerinde katarsis yaşanacak, sonrasında kahraman küllerinden doğacak, gelip cemaati kurtaracak ve film mutlu sonla bitecek gibi bekliyoruz.

Sonra uyanıyoruz, film değil…Gerçek…

Bu yaşadıklarımız gerçek. Kahretsin ki gerçek.

İlk ölümü yaşadığımız, muhtemelen yüzlere varacak rakamlara doğru başlangıç noktasında olduğumuz bu küçük adacık belki de tarihinin en ateşten günlerini geçiriyor.

Her ülke, her kişi kendi sınavını verecek.

Adanın kuzey kesiminde yaşayan insan topluluğu da öyle.

Ama can sıkan, bu sınavı vermemizin ne kadar da zor olacağını gösteren emareler var.

Mesela Londra'dan gelen öğrencilerin taşınması ve yerleştirilmesi sırasında yaşanan olaylar.

Yine orada Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ile öğrenci yakını adam arasında yaşanan o talihsiz diyaloglar.

Hoca, kendi sürdüğü ama bu yoğun günlerde bir aksilik olmasın diye artık kesinlikle sürmemesi gerektiği arabası ile geldiği bölgede insanlarla konuşurken, o adamın ısrarla "uçakta 23 kilo yerine 20 kilo izin verdiler" diye sormasından ben utandım ancak o adam utanmadı.

Yine Başbakanın canlı yayında televizyon ekranlarında sarfettiği sözler, bu kaos ortamında bile siyasetin dibine batması…

Sosyal medyada hala daha Cumhurbaşkanlığı seçimi varmış gibi abuk sabık tartışmalar peşinde koşanlar, popülizm peşinde rol çalmaya uğraşanlar…Gerçekten pes…

Yapmayın diyeceğim ama yapmaya devam edecekler.

Böyle bir şey olabilir mi da demeyeceğim çünkü oluyor ve olmaya devam edecek.

Küçük hesaplar, küçük çıkarlar peşinde koşa koşa bu hale gelen yurdum insanı, yurdum siyasetçisi, şimdi elinde bir sistem ya da enstrüman olmamasının acısını çekmektedir.

Daha doğrusunu ifade etmem gerekirse, bir mucize olmazsa eğer, daha bu işten çekeceklerinin başındadır.

Yıllar yılı bu devleti sadece ve sadece kendi çıkarları için kullananlar, eğitimi, sağlığı ve diğer önemli şeyleri her gelen yeni hükümetle birlikte yap boz tahtasına çevirip mahvedenler bunun hesabını veremezler.

Ancak onlara oy verip bu devranın yürümesini sağlayanlar da veremez.

Hayal aleminde yaşayan, vizyonu Dikilitaş'ın ekseninde dönen, şükran edebiyatı üzerinden iş görenler için oyun bitmiştir.

'Onlar gitsin ben geleyim', 'cefa çektik sefa sürelim' diye iktidara gelen anti-tezler için de oyun bitmiştir.

Aslına bakarsanız, tüm sistem için oyun bitmiştir ve ortada sentez mentez yoktur.

İşin gerçeği bu düzen, bu sistem, bu anlayış, ta en başından beri doğduğu yerde küvezde kalmış ve oradan hiç çıkarılmamıştır.

Çıkarmaya çalışanlar ise dövülmüş, şeytanlaştırılmış, linç edilmiş, aşağılanmış, vatana haini Rumcu ilan edilmiş ve böylece yaşamı oksijen makinesine bağlı sürüp gelmiştir.

Ne gariptir, COVİD-19 tedavisi için en çok ihtiyacımız olan şeylerden birisi de oksijen makinesidir.

Ancak hayatını oksijen makinesine bağlı olarak geçiren KKTC'nin sağlayacak oksijeni maalesef yoktur.

Dolayısıyla, bu sisteme, bu düzene sosyal medya üzerinden sövenleri, küfür edenleri, bağıranları çağıranları görüyorum ve şaşırıyorum.

Çünkü devletten bir şeyler bekliyorlar, 'devlet bir şey yapsın' diyorlar.

Hangi devlet?

Sizin kurduğunuz, böyle olması için beslediğiniz, "bizim çocuğa bir iş", "bizim krediyi alalım be başkan", "bize bir arsacık sayın bakan" dediğiniz, sürekli bir çıkar beklediğiniz devlet mi?

O devlet bu şartlar altında yoktur. Arasanız da ulaşılamayacak.

Onun için hayal etmeyi bırakın ve gerçekleri kabul edin.

Gerçekler şunlar: Bu ülkede tüm dünyada olduğu gibi salgın vardır ve bu salgın ile en güçlü devletler bile başa çıkamamaktadır.

Bu yüzden de hiçbir şekilde devlet olmasına izin verilmemiş bu yapının da olduğu haliyle, yapısıyla ve ideolojik aygıtlarıyla bununla başa çıkması mümkün değildir.

Bu yüzden de şu an yönetenleri suçlamak bizi hiçbir yere götürmeyecek, aksine işleri daha da içinden çıkılmaz hale sokacaktır.

Sözü fazla uzatmadan, bir kez daha söylüyorum: eleştirileriniz sizde kalsın, çareler düşünün. Bize bir ortak akıl sinerjisi lazım. Egodan, ben bilirimci hallerden ama en önemlisi siyasetten arınmış ortak bir akıl. 

Elimizdeki enstrümanların sayısı ve niteliği azdır, bir şekilde seferberlik yaparak bunları sevk ve idare etmek durumundayız.

Bu bağlamda yapılması gereken şey en başında alınan tedbirlere uymak dahası o tedbirlerin uygulanmasını gözlemek, bunların uygulanması için çabalamaktır.

Evde kal denildiyse evde kalacaksın, sadece kendini değil, kamusal düşüneceksin, hastalığı nasıl kapmam şeklindeki mantığın yanına 'hastalığı nasıl yaymam' şeklinde olanını da koyacaksın ve öyle davranacaksın.

İnanın bana, bu beladan tek başına ya da bir grup, zümre olarak değil, hep beraber kurtulmaktan başka çaremiz yoktur.

Bunun için de en baştan, gerçekleri kabul ederek, elimizdeki olanakların ne olduğunun  farkında olarak, toplum yapımızın ne biçim olduğunu görerek ama en önemlisi, durumun ciddiyetinin mutlaka ama mutlaka aklımızda tutarak hareket etmeliyiz.

Unutmayın, şu an iyi yada kötü olan şey, ileride ille ki değişecektir.

Şu an kötü olduğuna göre, demek ki iyileşecektir. Kadim kural budur.

Haliyle bu da geçecek ve biz yaptığımız hatalardan ders alıp yolumuza devam edeceğiz.

Bunun için tek ihtiyacımız olan şey biraz zaman ve direnme gücüdür.

Pes etmek yok, moral bozmak yok, biz kazanacağız!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.