Korona itirafları...

loading
27 Mayıs, Çarşamba
£

8.25

7.40

$

6.78

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Korona itirafları...

Bu yazının başlığına bakıp da Korona ile yazılmış ciddi bir yazı olduğunu sanmayın, çünkü değil.

Yazıyı çok önceden yayınlamıştım ama bu bela günlerde bir kez daha yayınlamayı uygun görüyorum. Hasbelkader okuyanlar olursa tek amacım küçücük de olsa birilerinin yüzüne gülümseme getirmek.

Zor günlerden geçiyoruz. Çok zor hatta. Ve dahası bu zor günlerin ne gün biteceğini de bilmiyoruz.

Ama umudumuz asla kırılmayacak…İşte bu yüzden gülümsemeye devam.

Devam ama rehavete kapılmadan, gerekeni yaparak, tedbirlere uyarak...

Dolayısı ile Korona günlerine not olsun diye, çok eskiden yediğim bazı haltların itiraflarını, içine güncel şeyler de ekleyerek bir daha yayınlayım ki, kim bilir, belki bir gün söz uçarsa,  yazısı olsun kalır…

Buyurun…Ne de olsa zaman aşımı diye bir şey var...

-1983 yılında, Ramazan esansında, Yenişehir camisine namaz için gelenlerin cami yanına park ettikleri arabalarının boyalarını çizen, antenlerini kıran çetenin başında ben vardım. Çetenin ikinci adamı şimdi bir polis, ismini söyleyemem…

-1979-1983 yılları arasında, Lefkoşa Şehit Ecvet Yusuf Caddesini kullanan arabalara patates fırlatarak yapılan saldırıların -genelde babamın dükkânından alınma patatesler ile- organize bir hale gelmesinin ele başlarından birisiydim. En sonunda bir akşam, yorulmaz-yılmaz koşucu bir abimiz tarafından kovalanıp yakalanan, sonunda da iki tokat yiyen elbette gene bendim ve korkudan neredeyse altıma ediyordum. Ondan sonra çete patates eylemlerine son verdi…

Güncel not: Bu ilk iki itirafı okuyan çocuklarıma kızdığımda ya da "ne çirkin insanlarsınız be ama" dediğimde, cevaben "biz de senin ne mal olduğunu biliyoruz, internete yazmışsın" diye dedikleri var. Yaptığım neresinde bakarsan aptalca ama olsun, pişman değilim.

-1985 yılının sıcak bir Ağustos günü, Alagadi Halk Plajının girişini taş ve odunlarla kapatan ben ve benim serseri yeğenlerimdir. Onun için ertesi gün "UBP'nin kodamanları Alagadi yolunu kapatıp, insanlarımızın beleşe denize girmesini engelledi" diye yayın yapan Yenizdüzen gazetesinin haberi asılsızdır. Kamuoyuna saygı ile arz ederim.

Güncel not: Evet, bu ülkede 1985'lerden beri denize beleş girme meselesi tartışılırdı. Çözüldü mü? Anayasaya göre evet, pratikte hayır. Beylik haberi diye programlarımda hep söylerim, işte tam bu. Bu memleketin sorunları böyledir, çözülmez, çözülmesine izin verilmez. Öte yandan bir gazeteci olarak başka bir gazetecinin haberini 35 sene sonra yalanladığım için üzgünüm ama yapacak bir şey yok. Ama yalan haber bugünlerde en çok uzak durmamız gereken şeylerden biridir. Yani sıralarsam Korona 1, bu 2…

-1981 yılının herhangi bir gününde küçük siyah bir kediyi, komşunun lanet köpeği Rossie'nin önüne bilmeden atan maalesef benim. Bu olaydan sonra günlerce uyuyamadığımı, kedi-köpek meselesinin böyle "ölümle" sonuçlanabileceğini bilmediğimden öğrenmiş oldum ama artık yedi yıl mı, yoksa yetmiş yıl mı lanetlendim bilemiyorum…

Güncel not: Benim gibi adama 7 yıl yeter mi hiç? Hayır. Tabii ki yetmez onun için 70 yıl. Hatta Korona'ya bakılırsa 170 yıl...

-1985 yılında, Küçük Kaymaklı maçlarından birinde, giriş kapısının üstündeki beleşçi tribününden aşağıdaki baloncunun balonlarını patlatmak için cam parçaları atan ve patlatan, ben ve benim gibi bir kaç kendini bilmez serseridir. Hüngür hüngür ağlayan baloncudan huzurunuzda geç de olsa özür diliyorum...

Güncel not: En üzüldüğüm anılarımdan birisi budur. O adamı bulsam gerçekten özür dilerdim. Başka bir şey demiyorum.

-1984-1988 yılları arasında okullar yolunda bulunan Lefkoşa Devlet Tiyatrolarının arka kapısının kilidini ben ve benim gibi sanatsever serserilerden oluşan bir grup kırdı. Ondan sonra da bahse konu yıllar arasında sahnelenen tüm tiyatro oyunlarının ikinci yarılarını, perde arasını fırsat bilerek, içeri sıvışıp, rahatça seyretti. Kilit yıllarca onarılmadı diye de eklemeliyim. Birinci yarıdan giremezdik, zira giriş kapısı direk salona açıldığından yakalanmamız kaçınılmazdı.

-Güncel not: Beylik haberi mi dediniz? Al işte. Yani 20 yıldır yanan tiyatrosunu tamir edemeyen bir devletten ne beklerdiniz? Korona günlerinde size gereken her türlü yardımı yapabilsin? Bu dediğim bütün hükümetler için geçerlidir, merak edilmesin. Düşünün eskiden tek derdimiz onarılmayan kilidiydi, şimdi yerinde yeller esiyor.
Haliyle, ben bu konuya takılmadan, şu yukarıda yaptığım serserilikten gurur duyuyorum. Tiyatro sevenin serserisi de varmış…

-1984-1990 yılları arasında Lefkoşa Mısırlızade Sinemasında yapılan tüm etkinlik, konser ve türevlerine, arka tarafta bulunan uzun demir vasıtası ile tırmanarak beleşe girdim. Şimdi o demirin yüksekliğine bir de kiloma bakıyorum da, eskiden Tarzan gibiymişim meğer diye hayıflanıyorum.

Güncel not: Mısırlızade sineması en azından yerli yerinde duruyor. Hatta şimdilerde Lefkoşa için dev bir konser ve gösteri merkezine dönüşüyor. Hem de gerçek bir sanatçının elinde…Ama ben kendimi orada nasıl hatırlıyorum biliyor musunuz? Bir keresinde zamanın ünlü dansçısı Yaşar Alptekin konser vermeye geldiydi. Sahnede ben ve bir kaç kişi daha  ona kafa tutmuştuk. Yaşar Alptekin'le karşılıklı dans atışmamız var anlıyor musun? Onun için bu Korona beni kesinlikle temizleyemez, o kadar net diyorum.

-1985-1990 yılları arasında zaman zaman devam ettiğim 20 Temmuz Lisesinin okul duvarlarında öğrencilerin okuldan kaçmak için kullandığı koca bir delik vardı. Peyak Mağazalarına bakan duvardaki o deliğin, yapım, onarım, geliştirme ve genişletme çabalarına bizzat katıldım. Mutluyum. O delik sayesinde kimselere görünmeden okuldan kaçmakta hiç zorlanmazdık.

Güncel not: Tabii çocuklarım bunu da okudular. Ama şimdi düşünüyorum da iyi ki kaçmışım okuldan. Okuldan kaçılmaz mı yahu? Kaçılır tabii. Tatlıdır. Ama çocuklarım kaçmasın. Bu yazıyı çocuklar da okur belki diye tehdit de edeyim: Kaçanın harçlığı keserim…Hazır hükümet de başlamışken, ben de keserim, acımam…

-1985 yılında, Yenişehir'de boş arazi içinde park halinde bulunan tır dorsesinin lastiklerini büyük uğraşlar sonucu patlatmayı başaran mahalle çocukları arasında ben de vardım. Ayni dorse, o zamanlar bizim icadımız olan bir oyunun da esin kaynağıydı. Şöyle ki, tır dorsesinin üstü kireç tabakası ile kaplıydı. Bir grup çocuk dorsenin altında, değnekler vasıtası ile yukarıdakilerin elbiselerine dorsenin çeşitli yerlerinden buladığı yağ ve grasoyu sürmeye çalışırken, üsteki grup ise aşağıdakilerin gözüne kireç tozu atardı. Sonuç? Bir grup şişik gözlü velet ile elbiseleri leş olduğu için anasında bir kamyon dayak yiyen bir başka grup velet…

Güncel not: Buna standart çocuk yaramazlığı diyorum. Şimdi düşünüyorum da, o çocuklar arasında kimler kimler vardı…Hepsine selam olsun...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.